Namaz nasıl miraç olur?

Peygamberimiz efendimiz “Namaz müminin miracıdır.” buyurmuş. Müminin miracı olan beş vakit namaz ise mi’rac gecesi farz olmuştu. Muteber kitaplarda farz olması ise sidre-i sidretü’l-müntehâda “iki yay ucu aralığı kadar” (kābe kavseyn) hatta daha da yakın (ev ednâ) Allah’a yaklaştığı esnada bildirildiği yazılır. Mevlid’inde Süleyman Çelebi bu durumu ne kadar açık ve akıcı bir üslupta anlatır:

Sen ki, Mi'râc eyleyüb ettin niyâz,
Ümmetin mi'râcını kıldın namaz.

Her kaçan kim bu namazı kılalar,
Cümle gök ehli sevâbın alalar.

Çünki her türlü ibâdet bundadır,
Hakk'a kurbiyyetle vuslat bundadır.

Çelebi’nin her türlü ibadetin namazın içinde olduğunu söylemesi başka bir konu olduğu için girmeyeceğim. Ancak “Hakk'a kurbiyyetle vuslat” sözü üzerinde biraz duracağım.

Hoca efendiler vaazlarında namaz kılanların gök ehli sevabını almaları üzerinde dururken şeyh efendiler Hakk’a kurbiyet üzerinde dururlar ve açıklamaya gayret ederler. Bu konuda yazılmış birçok risale ve kitap var. Ben Bursevî’nin Mesnevi şerhindeki açıklamasını kısaca açıklayarak günümüz Türkçesine aktarmaya gayret edeceğim.

Bursevî ikinci beytin şerhinde, ehâdiyet mertebesinden bahsederken Celvetiliği açıkladığı bölümde örnek olarak sabah namazını verir. Metni daha anlaşılabilir olması için sıralayarak aktarıyorum.

Uyanmak: Zahir gözünden önce kalp gözü uyanır ve zahir gözü uyandırır. Kişinin alarmı içindedir, vakti zamanı gelince kalbi kurulmuş saat gibi kişiyi uykusundan uyandırır.

Abdest almak: Abdest almak için kalkmak tövbe etmek, abdest almak ise günahlardan ve her şeyden yüz çevirip Hakk’a dönmektir.

İftitah tekbiri: Elleri kulaklara götürüp “Allahu ekber” demek Allah’a yönelmektir.

Uyanmaktan namaza başlamaya kadar geçen süre mülk veya nâsut aleminden yani görünen âlemden, kesret âlemi olan dünyadan geçip gayp âlemlerinin evveli olan melekut alemine girmek gibidir. Tekbir getirerek girilen melekut alemi zaman ve mekânla sınırlı değildir, beş duyu ile de idrak edilemez. Bu dünyaya ait ne varsa hepsi geride bırakılır. Kişi âdeta kendinden geçer. Bu haldeyken bedene saplanan çıkarılan okun acısı hissedilmez.

Kıyam melekut, rükû ceberut, secde ise lâhut aleme girmeye işaret eder.

Rükü: Rükû makamı sıfat makamı olan kâbe kavseyndir. Allah’ın bütün varlıkların üzerinde olan kudretinin tecellî ettiği ceberut âlemidir. Eğilerek kul da bu kudreti kabul ettiğini ifade etmiş olur. Aynı zamanda zât-ı vâhidiye makamı olan ceberut taayyün-i evvel ve hakîkat-i Muhammediyye olarak da isimlendirilir.

Secde: Secde kulun Allah’a yaklaştığı an olan zât-ı ehâdiye olan ev ednâ makamıdır, lâhut âlemidir. Cenâb-ı Hakk’ın zâtına mahsus olan ilk ve en yüce âlemdir. Bu âlemde fiil yoktur, sıfatlar ve isimler sadece zattadır, âşikâr değildir.

Ulûhiyet âlemi olan âlem-i lâhut âlem-i nâsutun tersidir. Kenân Rıfâî’nin kulun şah olduğu an olarak tarif ettiği âlemdir:

Şâh iken lâhûtta ey aşk sernigûn ettin beni
Serfirâz âzâd iken dâim zebûn ettin beni

Sernigûn olmak baş aşağı düşüp âlem-i nâsuta gelip dört unsurun esiri olmak demektir. Namaz ise nefsinin zebunu olan kulun özgürlüğüne kavuşmasıdır.

Kulun secdede iken yani âlem-i lâhutta iken varlığından eser kalmaz, yok olur. Burası alnın secdeye değdiği yer kulun asıl vatanıdır ve secde etmekle de vatan-ı aslîsine kavuşmuş olur.

Secdeden ayağa kalkmak kulun tekrar âlem-i nâsuta yani dünyaya dönmesidir. Böylece secdeye giderken zahirde alçalırken bâtında yükselmiş, geriye dönerken de zahirde yükselirken bâtında alçalmıştır.

Böylece, namazın bir rekâtı kulun manevi yolculuğunun yani sülûkunun başını ve sonunu kapsamış oldu. Ne kadar dünya, ahiret, ilim, aynî, kevnî ve İlahî hakikati var ise hepsi bir rekât namazda vardır.

Namazın mirac olması içindeki ve dışındaki farzlarla birlikte açıklanması bir kitap olur. Bursevî mevzuyu ihtisar etmiş, yani özetlemiş.

Niyâzî-i Mısrî;

Lâhût ile nâsûtu gönül anladı ise
Mısrî ana sor Kāf ile ankā haberin sen

Buyurmuş. Lâhut ile nâsutu anlamak kılınan namazı yukarıda izah edilmeye çalışıldığı şekilde idrak etmektir. Kaf Dağı ile Anka kuşunun mâhiyetini ancak secdede iken ev ednâ makamına erenler bilir. Bu makama erenler ise Yunus’un diliyle bu sırrın yoludur:

Nâsût olup şu ten cân ile doldu,
Lâhût’a erenler bu sırra yoldur.

Cenab-ı Rabbü’l-âlemîn, secdede iken önce bu sırra yol olan büyüklere mülâkî olmayı, daha sonra da onların rehberliğinde lâhuta yani ev ednâ makamına ermeyi nasip ederek kıldığı namaz ile miracımıza vesile kılsın. Âmin.




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Derviş olaydı taç ile hırka

Derviş kimdir?
Derviş nasıl yaşar?
Dervişler neden kendine has kıyafetler giyerler?
Derviş kisvesi: Arakıyye, Haydariye, tennure, hırka, tac
Dervişler sıradan insanların sözlerine neden farklı anlam yüklerler?
Derviş ıstılahı
Derviş inceliği

Tekke muhitlerinde edebiyat ve sanat öğretimi

Arap yarımadasından Balkanlara kadar uzanan çok geniş bir coğrafyada tekkelerin işlevi
Türk edebiyatına etkisi
Tekke çevresinde oluşan edebî yapılanmaların sosyal arka planı
Tekke muhitlerinde edebiyat öğretimi
Tekke çevrelerinde teşekkül eden edebi muhitlerin tekke kültürüne katkısı
Mevlevihanelerin diğer tekkeler arasındaki yeri ve farkı
Şair dervişlerin katkısı
Şeyhin şair olması tekkedeki edebi faaliyetler üzerine etkisi
Tekke kültürünün ürettiği edebi metinlerin özellikleri
Şiire kazandırdığı tür ve biçim veya bir başka edebî

ismailgulec.net