Kardır yağan üstümüze geceden

Başlık, Ahmet Muhip Dıranas'ın meşhur şiirinin ilk dizesi. Karın, tüm yurdu beyaz bir örtü ile kapladığı şu günlerde, aşkı, özlemi, doğayı ve hüznü en güzel terennüm eden şairlerimizden Ahmet Muhip Dranas'ın kar şiirini görünce bir kez daha okumadan edemedim. Özlemin ve yalnızlığın, gece ve karanlık üzerinden anlatıldığı bu güzel şiirinde, Dıranas, yağan kar üzerinden bize uçsuz bucaksız masmavi gökyüzü altında hissettiği yalnızlığı ve ölümü anlatır. Ancak ölüm onda kendinden kaçılacak bir şey değil, arzu edilendir.

11'li hece ölçüsüyle beş mısralık dört bentten oluşan şiirde şair, hem duygularını, hem de çevreyi o kadar canlı ve başarılı tasvir eder ki, şiir mi okuyorum yoksa karlı bir gecenin resmedildiği empresyonist bir tablo mu seyrediyorum, bilemedim.

Şiirde, sevdiklerini özleyen yalnız bir adam da görüyorum. Dıranas, kendini mi tasvir ediyor bilmiyorum ama bildiğim ve gördüğüm şey, şiirde tarif edilen adamın, bu dünyaya vedâ etmeye hazırlandığıdır. Geçmiş, onda unutulmaya yüz tutmuş bir hatıra, gelecek ise uyandırılmamak üzere yatılan bir uyku, yani ölümdür.

Dıranas'ın bahsettiğim şiiri şu:

Kardır yağan üstümüze geceden,
Yağmurlu, karanllık bir düşünceden,
Ormanın uğultusuyla birlikte
Ve dörtnala, dümdüz bir mavilikte
Kar yağıyor üstümüze inceden

Sesin nerde kaldı, her günkü sesin,
Unutulmuş güzel şarkılar için
Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan
Rüzgâr gibi tâ eski Anadolu'dan
Sesin nerde kaldı? Kar içindesin!

Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam!
Uyandırmayın beni uyanamam.
Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına,
Allah aşkına, gök, deniz aşkına
Yağsın kar üstümüze buram buram

Buğulandıkça yüzü her aynanın
Beyaz dokusunda bu saf rüyanın
Göğe uzanır -tek, tenha- bir kamış
Sırf unutmak için, unutmak ey kış!
Büyük yalnızlığını dünyanın.

Şimdi şiirden anladıklarımı, aklım erdiğince, dilim döndüğünce anlatmaya çalışayım.

Kardır yağan üstümüze geceden,
Yağmurlu, karanllık bir düşünceden,
Ormanın uğultusuyla birlikte
Ve dörtnala, dümdüz bir mavilikte
Kar yağıyor üstümüze inceden

Şair, şiirine bir gece vakti yağan karı anlatarak başlıyor. Bendin tamamını okuyunca zihnimde oluşan, yağmurlu ve karlı bir gecede orman içinde, göklerden aşağı doğru bir şeylerden kaçıyormuş veya kovalıyormuşçasına dört nala koşan yılkı atları gibi yere düşen kar tanelerinin resmedildği bir tablo. Rüzgârlı bir havada yağan karların birbirlerine doğru hızlıca ve telâşlı bir şekilde savrularak düşmelerini, bir şeylerden kaçan yılkı atlarının dört nala koşmalarına benzetilmesi, bize havanın aynı zamanda rüzgârlı olduğunu da fısıldıyor.

Karın beyazlığı ile gecenin karanlığı arasındaki tezata dikkatinizi çekerim. Gecenin karanlığı ile düşüncenin karanlığı arasında kurulan ilişkiye de. Burada kar, umut mu yoksa şairin kederi üstüne keder katan bir şey mi, belirli değil. Şair, 'geceden' kelimesini hem gece vakti, hem de geceden dolayı anlaşılacak şekilde kullanmış. İnsanın içini ürperten ve ürküten geceden ve gecenin karanlığından üstümüze kar yağmasından ümitlenmeli miyiz, yoksa kederimizi artırmalı mıyız? İkinci mısrada, şair, ürperti ve korkunun nedenini açıklıyor okura. Kar, yağmurlu ve karanlık bir düşünceye benzeyen bulutlardan yağmakta. 'Ormanın uğultusu' ise korkuyu ve bilinmezlik duygusunu besleyen bir efekt vazifesi görüyor. "Dümdüz mavilik" derken kastedilen, gökyüzü olmalı.

Şair, ilk bentte, bize az sonra söyleyeceklerinin daha iyi anlaşılması için şiirin zamanı ve mekânı hakkında bilgi verir ve muhatabına seslenerek şiirine devam eder.

Sesin nerde kaldı, her günkü sesin,
Unutulmuş güzel şarkılar için
Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan
Rüzgâr gibi tâ eski Anadolu'dan
Sesin nerde kaldı? Kar içindesin!

Şairin "nerde kaldı" diye seslenmesinden her gün karşılaştığı birini artık göremediğini anlıyoruz. Bu soruda, şairin sesini aradığı kişiye duyduğu özlem ve hasret görülüyor. Peşinden gelen "unutulmuş güzel şarkılar" artık bir şarkıya benzeyen eski günlerin bir daha gelmeyeceğini söylüyor. Karlı gecede şairin aklına gelen şey, sevdiklerinin eski bir türküye benzettiği veya türkülerde anlatılan hasreti. Eski bir türkü derken kastedilen kaybolan sevgiliye duyulan özlem mi yoksa geçip giden yıllar mı, belirli değil. Artık bir daha kavuşamayacak olmanın verdiği ümitsizlik ve yeis de var bu ses tonunda. "Kar içindesin" derken, üzerine toprak yağan bir mezara mı sesleniyor, yoksa çok eskilerde kalmış ve unutulmaya yüz tutmuş hatıralarına mı?

Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam!
Uyandırmayın beni uyanamam.
Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına,
Allah aşkına, gök, deniz aşkına
Yağsın kar üstümüze buram buram

İlk kıtada karanlık ve karlı bir gecede olduğunu, ikinci kıtada sevdiklerini kaybettiğini ve özlediğini söyleyen şair, bu sefer bundan sonra olacakları anlatıyor. Şairin istediği şey, uyumaya benzettiği ölüme yatmak. Necip Fazıl, karanlıkları üstüne örterken, Dıranas, karları örtmek istiyor. Sabaha ve akşama benzemeyen mavilik ise bize cenneti hatırlatıyor. Cennette sevdiklerine kavuşmak hayaliyle uyumak, yani ölmek isteyen şair, kendinin rahatsız edilmemesi için âdeta yalvarıyor. Allah aşkına, gök aşkına, deniz aşkına, sevdikleriniz aşkına diyerek kıramayacağımız varlıkları sıralaması, istediği şey konusunda ne kadar samimi ve ısrarcı olduğunu gösteriyor. Önüne geldiği fiilin anlamını kuvvetlendiren 'buram buram' ikilemesi, burada yağmak fiilini güçlendirirek karın çok yağmasını isterken, öte yandan, "buram buram"ın koku ve sıcaklığı da hatırlattığı düşünüldüğünde, karı âdeta samimiyeti ve sevgisiyle kendini ısıtacak bir yorgana, anne kucağına, şefkatli kollara benzetmekte. Bu benzetme ise tezatın bir şiiri ne kadar güzelleştirebileceğini bize gösteren güzel bir örnek.

Buğulandıkça yüzü her aynanın
Beyaz dokusunda bu saf rüyanın
Göğe uzanır -tek, tenha- bir kamış
Sırf unutmak için, unutmak ey kış!
Büyük yalnızlığını dünyanın.

Son kıta ise şiiri âdeta özetliyor veya şair, niyetini burada dile getiriyor. Aynanın yüzünün buğulanması, havanın soğuk olmasına ve göstermemesine işaret ediyor. Aynı zamanda, belirsizlik ve bilinmezliğe de. 'Saf rüya' ise yağan iri kar taneleri. Âdeta göklerden yere yağan kardan sonra, dünyanın büyük yalnızlığını unutmak için göklere yerden bir kamış yükselmekte. Bu kamış, bir nefesli saz ve şairin gönlünden, ciğerlerinden çıkıp göklere yükselen duası, ahı, yalvarması, yani şiiri. Yalnız olan, sadece şair değildir, dünya da yalnızdır.

Yazımıza iki soru ile son verelim.
Dıranas'ın, Türkçenin büyük şairlerinden olduğunu söyleyenler sizce haksız mı?
Yağan kar, sizin için ne ifade ediyor?
Aklınıza gelirse üçüncü soruyu da siz sorun.




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Edebiyatımızda Mitolojik Unsurlar

Mit: Milletlerin, özellikle Yunan ve Latinler’in eski çağlardaki tanrı, yarı tanrı ve kahramanlarının olağanüstü mâceralarını anlatan efsânelerin bütünü.

Mitoloji, mitler olarak adlandırılan kültürel ögeler arasındaki dini masalların ve bu tarz anlatıların incelenmesi ve yorumlanması şeklinde tarif edilir. Bu tür hikayeler insanlık durumunun çeşitli yönlerini ele alır. Mitler, belirli bir kültürün bu konularda sahip olduğu inanç ve değerleri ifade eder.

Bu videoda Dede Korkut hikayelerinden Basat’ın Depegöz’ü Öldürmesi Hikâyesini Yunan mitolojisi ile mukayeseli okumaya çalışıyoruz.

Metinlerle Eğitim Tarihi
Baba bu kitabı niye yazdın?

Metinlerle Eğitim Tarihi, 2012-2104 yılları arasında Sakarya Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Eğitim Programları Tezsiz Yüksek Lisans Programında verdiğim aynı adla verdiğim dersin notlarından oluşuyor.

Çin, Hind, Sümer, Mısır, Yahudilik, Yunan, Roma ve Hristiyanlıkla ilgili muhtelif metinlerde eğitim ile ilgili bölümlerinin özetlenmesinden ve kısa örneklerden oluşuyor.

ismailgulec.net