Son Yazılar

Ziyafet vermek için sekiz neden

Geçenlerde bir yerlerde gördüm. Bir kadın hamile kaldığını öğrenince dostlarıyla kutlamak için ziyafet veya daha güncel bir söyleyişle parti veriyormuş. Çocuğun cinsiyeti belli olunca da ikinci parti. Doğduktan sonrakileri biliyorduk ama bunları ilk defa öğrendim.

Bu parti verme nedeni gençler arasında da farklılaşmaya başlamış. Tanışılan gün partisi, evlenme teklif etme partisi, söz kesildiği gün partisi, nişanlanılan gün partisi ve daha birçok özel günün yıldönümünde parti verildiğini okuyunca aklıma rahmetli annem geldi. Mesela ben evlilik teklif etme günü partisi vermek istiyorum anne, desem bana önce oğlum sünnette, örfümüzde yeri var mı diye sorar, peşinden baban yapmış mı, diye ilave ederdi.

Eyyam-ı bahurdan başka Berdü’l-acûz de var!

Murat Bardakçı üstadım eyyam-ı bahur günlerini açıklayan çok güzel bir yazı yazdı. Yazıyı kaleme almasına ise eyyam-ı bahur günleri başladı, haberi üzerine birilerinin;

Kemâl-i cehl ile da’vâ-yı irfan eylemek olmaz

Sözü hilafına akıl ve mantık ile izah edilemeyecek şeyler söylemesi olmuş.

Yazıyı okuyunca bir taraftan gülerken bir taraftan da üzüldüm. 50 yaşına geldiği halde eyyam-ı bahuru duymamış olmak bir noktada hoş görülebilir.

Yazılarım

Mesnevî ve Hz. Mevlânâ Yazıları

Yolun kenarına diken eken adam

Mesnevi’de geçen güzel hikayelerden biri de yolun kenarına diken eken adamın hallerinin anlatıldığı hikaye. 2. ciltte yer alan bu hikayede bir adam evinin yola bakan tarafına insanları rahatsız etmesi için dikenler diker. Yoldan geçenler rahatsız olurlar ve valiye şikayet ederler. Vali adamı uyarır ama adam bugün yarın derken bir türlü dikenleri sökmek istemez. Sonunda dikenler büyür ve adam dikenleri sökecek mecali bulamayacak kadar yaşlanır.

Bu hikaye de Mesnevi’nin ibret dolu hikayelerinden biri. Hikayemizin iki kahramanı var. Biri yolun kenarına diken eken adam.

Mesnevî, sadece Mesnevî midir?

Bundan seneler önce, henüz daha yirmisinde bir üniversite öğrencisi iken annemle birlikte köye gitmiştim. Köyde bugün rahmet-i Rahman'a kavuşmuş olan babamın amca çocuklarından yaşlıca bir amca hoş beşten sonra bana Nasuh tövbesini bilip bilmediğimi sordu. Ben de bilmediğimi söyleyince anlatmaya başladı.

Mesnevî ve Hz. Mevlânâ yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Hikemî Yazıları

Defter-i irfâna sığmaz söz gelir divâneden

Başlık, ilk okuduğumda pek bir şey anlamadığım bir beyitten ödünç alınma. Kimin söylediğini bilmediğim beyit şöyle:

Ehl-i irfânım diye kimseye ta’n etme sen
Defter-i irfâna sığmaz söz gelir dîvâneden

Şair bize irfan ehliyim, şöyle hocayım, böyle şeyhim, şu kadar okul bitirdim diye başkalarını küçük görme, aşağılama. Senin bilmediğin öyle kimseler vardır ki irfan mekteplerinde okutulan kitaplarda göremeyeceğin güzellikte ve derinlikte sözler söyleyen nice divâneler, meczuplar vardır.

Bu hikayeyi dinleyen hayvanlara eziyet eder mi?

Bir konuda gerektiğinden fazla tepki gösteriliyorsa o konuda iyi gitmeyen bir şeyler var demektir. İnsan hakları, kadın hakları, çocuk hakları, hayvan hakları, çevre ve doğa hakkı son yıllarda haberlerde sıkça karşımıza çıkan konular ve toplum bu konularda çok hassaslaştı. En ufak bir ihlalde sosyal medya yıkılıyor ve failler verilebilecek en üst cezalarla tecziye ediliyor. Böylece ihlallerin önü alınmaya çalışılıyor.

Belki bu bir çözüm ama ben daha kesin bir çözüm biliyorum. O da çocuklarımıza atalarımızın anlattığı hikayeleri anlatmak. Hikâye ile bu sorun çözülür mü diye soracaksınız hemen. O zaman sizden iki dakikanızı istirham ederek bir hikâye anlatayım. Sonra tekrar konuşuruz.

Hikemî yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Bektaşilik ve Alevilik Üzerine Yazıları

Rıza Tevfik'in 'Bizim' redifli şiiri

 

Dergahlar ve Cemevleri ibadethane midir?

Ülkemizde son günlerde tartışılan ve önümüzdeki günlerde de uzun süre tartışılacağını düşündüğüm konulardan biri dergahlar ve cemevleri meselesi. Yasalara göre dergahların ve cemevlerinin statüsünü tartışmayacağım. O konuyu hukukçular, siyasetçiler ve siyasetbilimciler tartışsın.

İbadethaneler bir dinin tüm mensuplarının toplu olarak veya tek başlarına ibadet etmeleri için yapılmış özel mekânlardır. Dergah ve cemevleri ise dinin içinde belli bir grubun dinin genel kurallarına ilaveten kendilerini, hayatı ve dünyayı anlamak için çıktıkları yolculukta mensubu bulundukları tarikata has merasim ve nafile ibadetlerin yapıldığı özel mekanlardır. 

Devamını okumak için tıklayınız.

Bektaşilik ve Alevilik yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Dini Hayatımıza Dair Yazılar

Güney Makedonya Camileri

Geçen yazımızda Teselya bölgesindeki camiler hakkında bilgi vermiştik. Bu sefer biraz daha yukarı çıkıp aralarında Selanik’in de bulunduğu Güney Makedonya bölgesinde gördüğüm camiler hakkında bilgi vereyim. Bilgi vermeden Heath Lowry’nin kitabını özellikle zikretmeliyim. Sadece camilerin değil diğer mimari eserlerin durumu hakkında bilgi veren bu eser her türlü övgüyü hak ediyor.

Güney Makedonya

Geçtiğimiz sene Avrupa gündemini meşgul eden konulardan biri de Makedonya meselesi idi. Yunanistan en başından beri kendi sınırları içinde Makedonya diye bir yer bulunduğu ve bölgenin Antik Yunan tarihinin ve kültürünün bir parçası olduğu ve Makedonların Yunan olduklarını gerekçesiyle karşı çıkmıştı.

Bu yaz çocuklarımız kuran kursuna gidebilecek mi?

Bu sene okullar çok erken kapandı ve görünen o ki eylülden önce de açılmayacak. Öte yandan haziran ayından itibaren yeni normal denilen yaşam tarzına da alışmaya çalışacağız.

Eve kapandığımız günlerde uzaktan eğitim hayatımıza bir daha hiç çıkmayacakmış gibi girdi. Eğitim sınıfta yapılırken de teknolojiden yararlanılıyordu ama uzaktan eğitim ile mesele bir başka boyuta taşındı.

Uzaktan eğitim alt yapısını zamanında güçlendiren ve bu konuda yatırım yapan birkaç üniversite ile MEB bu yeni döneme en hazırlıklı olan kurum oldular. EBA sanki bugünlerin geleceği biliniyormuş gibi yenilendi ve bazı okullar MEB’in hazırladığı platformlarda açtıkları sanal sınıflarda öğretmenler ile öğretmenleri buluşturdu. Peki yaz Kuran kursları nasıl olacak?

Dini hayatımıza dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Hz. Peygamber’e Dair Yazılar

Bu hikayeyi dinleyen hayvanlara eziyet eder mi?

Bir konuda gerektiğinden fazla tepki gösteriliyorsa o konuda iyi gitmeyen bir şeyler var demektir. İnsan hakları, kadın hakları, çocuk hakları, hayvan hakları, çevre ve doğa hakkı son yıllarda haberlerde sıkça karşımıza çıkan konular ve toplum bu konularda çok hassaslaştı. En ufak bir ihlalde sosyal medya yıkılıyor ve failler verilebilecek en üst cezalarla tecziye ediliyor. Böylece ihlallerin önü alınmaya çalışılıyor.

Belki bu bir çözüm ama ben daha kesin bir çözüm biliyorum. O da çocuklarımıza atalarımızın anlattığı hikayeleri anlatmak. Hikâye ile bu sorun çözülür mü diye soracaksınız hemen. O zaman sizden iki dakikanızı istirham ederek bir hikâye anlatayım. Sonra tekrar konuşuruz.

Hâsılım iki cihânda sensin...
Nesimî'nin Na't-ı Şerif'i ve Açıklaması

Seyyid Nesimi'nin yaşamı hakkında kaynaklarda kesin bir bilgi yoktur. Gerçek adı İmadüddin olan şair Bağdat'ın Nesim ilçesinde doğmasına nispeten Nesimî mahlasını kullanmıştır. Doğum yılı kesin bilinmemekle beraber 1339-1344 tarihleri arasında doğmuş olabileceği tahmin edilmektedir. Bunun gibi ölüm tarihinde de ittifak edilmiş bir tarih yoktur. Kaynaklarda en sık geçtiği şekli, şiir ve fikirlerinin şeriata aykırı olduğu iddia edilerek Halep'te 807/1404'de derisi yüzülerek öldürüldüğüdür.

Hz. Peygamber’e Dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Kültür Yazıları

Ziyafet vermek için sekiz neden

Geçenlerde bir yerlerde gördüm. Bir kadın hamile kaldığını öğrenince dostlarıyla kutlamak için ziyafet veya daha güncel bir söyleyişle parti veriyormuş. Çocuğun cinsiyeti belli olunca da ikinci parti. Doğduktan sonrakileri biliyorduk ama bunları ilk defa öğrendim.

Bu parti verme nedeni gençler arasında da farklılaşmaya başlamış. Tanışılan gün partisi, evlenme teklif etme partisi, söz kesildiği gün partisi, nişanlanılan gün partisi ve daha birçok özel günün yıldönümünde parti verildiğini okuyunca aklıma rahmetli annem geldi. Mesela ben evlilik teklif etme günü partisi vermek istiyorum anne, desem bana önce oğlum sünnette, örfümüzde yeri var mı diye sorar, peşinden baban yapmış mı, diye ilave ederdi.

Eyyam-ı bahurdan başka Berdü’l-acûz de var!

Murat Bardakçı üstadım eyyam-ı bahur günlerini açıklayan çok güzel bir yazı yazdı. Yazıyı kaleme almasına ise eyyam-ı bahur günleri başladı, haberi üzerine birilerinin;

Kemâl-i cehl ile da’vâ-yı irfan eylemek olmaz

Sözü hilafına akıl ve mantık ile izah edilemeyecek şeyler söylemesi olmuş.

Yazıyı okuyunca bir taraftan gülerken bir taraftan da üzüldüm. 50 yaşına geldiği halde eyyam-ı bahuru duymamış olmak bir noktada hoş görülebilir.

Kültür yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Tarih ve Geleneğe Dair Yazılar

Ziyafet vermek için sekiz neden

Geçenlerde bir yerlerde gördüm. Bir kadın hamile kaldığını öğrenince dostlarıyla kutlamak için ziyafet veya daha güncel bir söyleyişle parti veriyormuş. Çocuğun cinsiyeti belli olunca da ikinci parti. Doğduktan sonrakileri biliyorduk ama bunları ilk defa öğrendim.

Bu parti verme nedeni gençler arasında da farklılaşmaya başlamış. Tanışılan gün partisi, evlenme teklif etme partisi, söz kesildiği gün partisi, nişanlanılan gün partisi ve daha birçok özel günün yıldönümünde parti verildiğini okuyunca aklıma rahmetli annem geldi. Mesela ben evlilik teklif etme günü partisi vermek istiyorum anne, desem bana önce oğlum sünnette, örfümüzde yeri var mı diye sorar, peşinden baban yapmış mı, diye ilave ederdi.

Eyyam-ı bahurdan başka Berdü’l-acûz de var!

Murat Bardakçı üstadım eyyam-ı bahur günlerini açıklayan çok güzel bir yazı yazdı. Yazıyı kaleme almasına ise eyyam-ı bahur günleri başladı, haberi üzerine birilerinin;

Kemâl-i cehl ile da’vâ-yı irfan eylemek olmaz

Sözü hilafına akıl ve mantık ile izah edilemeyecek şeyler söylemesi olmuş.

Yazıyı okuyunca bir taraftan gülerken bir taraftan da üzüldüm. 50 yaşına geldiği halde eyyam-ı bahuru duymamış olmak bir noktada hoş görülebilir.

Tarih ve geleneğe dair yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Şehir ve Medeniyet Yazıları

Sizin tarihiniz, kültürünüz ve kökünüz nedir?

Malumunuz, Ayasofya 10 Temmuz 2014 tarihi yayınlanan karar ile resmen müzeden camiye çevrildi. İki hafta içinde hazırlanarak 24 Temmuz Cuma günü kılınan Cuma namazı ile de fiilen de cami olmuş oldu.

Dünyada ve ülkemizde doğal olarak lehte ve aleyhte farklı şiddetlerde tepkiler oldu. Benzer şekilde ülkemizde de tepki gösterenler ve eleştirenler oldu. “Ülkenin onca derdi varken sırası mıydı şimdi?”, “Durduk yerde Batı ile niye kötü oluyoruz?”, “Günde şu kadar turist geziyordu, yılda şu kadar para geliyordu, milyonlarca gelirden olduk”, “İnsanlığın ortak malı, evrensel miras”, diye eleştirenler oldu.

Namaz günü ise “Niye şunu çağırmadınız?”, “Salgın var, böyle kalabalık toplanılır mı?”, “Bu ne biçim hutbe!” “Kılış da nereden çıktı?”, “İçeri neden vatandaş almadınız?” diyerek eleştirenler oldu.

Ayasofya’da sadece namaz kılınmazdı

Şükürler olsun, Ayasofya Camii ibadete açıldı. Üç imam ile beş muezzin atandı ve artık orası bir cami, müze değil.

Peki Ayasofya müze olmadan önce orada sadece namaz mı kılınırdı? İmam ve müezzinler dışında görevlileri var mıydı?
Hayır, sadece namaz kılınmazdı ve imam ve müezzinler dışında görevliler de vardı. Bildiğim kadarı ile anlatayım.

Ayasofya vaizliği
Osmanlılarda cami vaizliği büyük bir makam idi ve özellikle selatin camileri vaizleri ulemanın önde gelenleri arasından seçilirlerdi.

Şehir ve Medeniyet yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Topluma Dair Yazıları

Ziyafet vermek için sekiz neden

Geçenlerde bir yerlerde gördüm. Bir kadın hamile kaldığını öğrenince dostlarıyla kutlamak için ziyafet veya daha güncel bir söyleyişle parti veriyormuş. Çocuğun cinsiyeti belli olunca da ikinci parti. Doğduktan sonrakileri biliyorduk ama bunları ilk defa öğrendim.

Bu parti verme nedeni gençler arasında da farklılaşmaya başlamış. Tanışılan gün partisi, evlenme teklif etme partisi, söz kesildiği gün partisi, nişanlanılan gün partisi ve daha birçok özel günün yıldönümünde parti verildiğini okuyunca aklıma rahmetli annem geldi. Mesela ben evlilik teklif etme günü partisi vermek istiyorum anne, desem bana önce oğlum sünnette, örfümüzde yeri var mı diye sorar, peşinden baban yapmış mı, diye ilave ederdi.

Sizin tarihiniz, kültürünüz ve kökünüz nedir?

Malumunuz, Ayasofya 10 Temmuz 2014 tarihi yayınlanan karar ile resmen müzeden camiye çevrildi. İki hafta içinde hazırlanarak 24 Temmuz Cuma günü kılınan Cuma namazı ile de fiilen de cami olmuş oldu.

Dünyada ve ülkemizde doğal olarak lehte ve aleyhte farklı şiddetlerde tepkiler oldu. Benzer şekilde ülkemizde de tepki gösterenler ve eleştirenler oldu. “Ülkenin onca derdi varken sırası mıydı şimdi?”, “Durduk yerde Batı ile niye kötü oluyoruz?”, “Günde şu kadar turist geziyordu, yılda şu kadar para geliyordu, milyonlarca gelirden olduk”, “İnsanlığın ortak malı, evrensel miras”, diye eleştirenler oldu.

Namaz günü ise “Niye şunu çağırmadınız?”, “Salgın var, böyle kalabalık toplanılır mı?”, “Bu ne biçim hutbe!” “Kılış da nereden çıktı?”, “İçeri neden vatandaş almadınız?” diyerek eleştirenler oldu.

Topluma Dair yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Yönetim Yazıları

Başkan adayları için hikayeler

Malum mahalli yöneticilerimizi belirleyeceğimiz seçimlere kısa bir süre kaldı. Adaylar hummalı bir çalışma içinde, seçilmek için gayret ediyorlar. Peki hiç beş yıl boyunca yaşadığımız kasabayı yönetecek belediye başkanının nasıl olması gerektiğini düşündünüz mü?

Eskiler düşünmüşler ve düşündüklerini de kitaplaştırmışlar. Siyasetname türü böyle bir ihtiyaçtan doğmuş. Bir ülkeyi, bir şehri, bir beldeyi yönetmeye talip olanları uyaran kitaplar yazmışlar ve adına da siyasetname demişler.

Ulemanın siyasetle imtihanı

Şu virüs olayının gösterdiği ve hatırlattığı güzel işlerden biri de ilmin ve uzmanlığın yeniden itibar görmesi oldu. Konunun uzmanlarından oluşan Bilim Kurulu’nun aldığı kararların hükümet tarafından dikkate alınması ve uygulanması bence bilim-siyaset ilişkisinin nasıl olması gerektiğini gösteren güzel bir örnek.

Tam olarak benzer mi bilmem ama bilim adamı-siyasetçi ilişkisine örnek olması bakımından aklıma gelen bir başka anekdotu paylaşayım.

Fetvayı gerektiren hallerde sultan bize sormalı

Melikşah döneminde geçer olay. Melikşah hilalin görünmesi üzerine bayram gününü ilan eder. Fakat devrin büyük alimlerinden Cüveynî ertesi gün de oruç tutulmasına karar verince Melikşah Cüveynî’yi sarayına davet eder ve kendisine neden böyle davrandığını sorar. Verdiği cevap aslında sultan ile ulema arasındaki ilişkinin nasıl olması gerektiğini çok güzel anlatır:

  • Sultana ait işlerde ferman sultanımızındır. Fakat fetvayı gerektiren hallerde sultanımızın bize sorması gerekir. Ferman sultanımızın, fetva bizimdir.

Devamını okumak için tıklayınız.

Yönetime dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Eğitim Yazıları

Sınav sırası ailelerde

Her sene olduğu gibi bu sene de liseye giriş sınavları yapıldı ve sonuçları açıklandı. Bu sene ortaokuldan 1.800.000 öğrenci mezun olmuş. Bunların 1.470.000’i sınava girmiş. İstediği liseye girenlerin oranı %10-15 gibi bir şey. Yani yaklaşık 150-200 bin öğrenci “iyi bir lise”ye girmiş olacak. Bunların içinde de 15 bini çok iyi bir liseye girecek. Geriye kalan 1.650.000 öğrenci ise aileleri tarafından başarısız bulunacak.

Eh madem çocukların başarılı olup olmadıklarını ölçtük, şimdi de ailelerin başarılı olup olmadıklarını ölçelim. Bunun için küçük bir test geliştirdim.

Testimizde sadece eksi puanlar var ve o puanlar ne kadar yüksekse aileler o kadar başarısız oluyor. Sorulara vereceğiniz cevaplar puanlarınızı belirleyecek.

Yabancı öğrencilere ülkelerinde Türkçe öğretmek

Malum, salgın hayatın her alanını olduğu gibi ekonominin de her alanını etkiledi. Bundan üniversiteler de nasibini aldı ve özellikle yabancı öğrenciler konusunda üniversitelerimiz sıkıntı çekeceğe benziyor.

Üniversite söz konusu olduğunda yabancı öğrenci çok önemli. Önemi sadece ekonomik nedenlerden kaynaklanmıyor. 12. Asırda ilk örneklerini gördüğümüz üniversitelerin kuruluşunda yabancı öğrencilerin katkısı olduğu için de önemli. Paris ve Bologna’yı üniversite yapan unsurlardan biri özellikle başta Almanya ve İngiltere olmak üzere Alplerin kuzeyindeki ülkelerden gelen öğrenciler idi.

Günümüzde ise daha çok bu konu ekonomik kaygılarla değerlendiriliyor. Hiç şüphesiz o da önemli ama bence ondan daha önemli olan husus iyi yabancı öğrencilerin üniversitenin akademik ve sosyal hayatına getireceği katkıdır.

Eğitim yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Yükseköğretim Yazıları

Yabancı öğrencilere ülkelerinde Türkçe öğretmek

Malum, salgın hayatın her alanını olduğu gibi ekonominin de her alanını etkiledi. Bundan üniversiteler de nasibini aldı ve özellikle yabancı öğrenciler konusunda üniversitelerimiz sıkıntı çekeceğe benziyor.

Üniversite söz konusu olduğunda yabancı öğrenci çok önemli. Önemi sadece ekonomik nedenlerden kaynaklanmıyor. 12. Asırda ilk örneklerini gördüğümüz üniversitelerin kuruluşunda yabancı öğrencilerin katkısı olduğu için de önemli. Paris ve Bologna’yı üniversite yapan unsurlardan biri özellikle başta Almanya ve İngiltere olmak üzere Alplerin kuzeyindeki ülkelerden gelen öğrenciler idi.

Günümüzde ise daha çok bu konu ekonomik kaygılarla değerlendiriliyor. Hiç şüphesiz o da önemli ama bence ondan daha önemli olan husus iyi yabancı öğrencilerin üniversitenin akademik ve sosyal hayatına getireceği katkıdır.

Açık ve Uzaktan Eğitim Üniversitesi

30 Haziran 2020 tarihli Resmi Gazete’de çıkan 2704 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı’yla Ankara Üniversitesi’ne bağlı Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi kurulduğu haberini okuyunca uzun zamandan beri düşündüğüm bir konuyu paylaşmak istedim.

YÖK’ün sitesinde verdiği bilgilere göre 129’u devlet 76’si vakıf olmak üzere 205 üniversite bulunuyor. Muhtemelen eskisi kadar çok olmasa da tek tük yeni üniversiteler kurulacak. Ancak Türkiye’nin acil ihtiyacı olan bence diğerlerine benzeyen yeni bir üniversite kurmak yerine çok büyük rekabetin olduğu yükseköğretimde dünyayla da rekabet edebileceğimiz farklı türde bir üniversite kurmak:
Açık ve Uzaktan Eğitim Üniversitesi.

Yükseköğretim yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Dile Dair Yazılar

Ayasofya’da Bayram Namazı

Başlığı görünce aklınıza hemen Yahya Kemal’in;

Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede
Bir mehâbetli sabah oldu Süleymâniye`de

Dizeleriyle başlayan Süleymaniye’de Bayram Sabahı şiiri geldi değil mi! Hayır, size bahsedeceğim yazı bir şiir değil. İkincisi de yazarı Ruşen Eşref Ünaydın.

İyi bir gözlemci ve kelimelerle resim çizecek kadar usta bir tasvirci olan Ruşen Eşref’in pek bilinmeyen veya diğer eserlerinin gölgesinde kalmış bir kitabı var: Ayrılıklar (İstanbul: 1923). Kitapta yazar muhtelif dergi ve gazetelerde yayınlanmış İstanbul’a ve İstanbul insanının yaşayışına, geleneklerine vb. dair anılarına, bilgilere yer vermiş.

Şeyhülislam Esad Efendi'nin musikiye dair bir gazelinin açıklaması

Musiki İslam medeniyetinde ve edebiyatında derin bir nehir gibidir. Âlimler arasında musikişinas çoktur. Kindî, Farabî, İbn Sina gibi ilk dönem İslam filozoflarının ise neredeyse hepsinin musiki ile ilgili risaleleri vardır.

İslami edebiyatı, İslam tarihi, felsefesi ve düşüncesini bilmeden anlamak mümkün değildir. Bu edebiyatın temel unsurları olarak Arap, Fars ve Türk edebiyatlarını en başta saymak gerekir. Musikinin edebiyata kaynaklık edişindeki seviyeyi göstermek için Şeyhülislam Esad Efendinin bir gazelinden bir beyti izah etmeye çalışalım.

Kendisi gibi abisi, babası ve kayınpederi de şeyhülislam olan Esad Efendi (1684-1752), Osmanlı ulemasının önde gelenlerinden. Fıkıh ve tefsirle ilgili eserleri var. Üç dili şiir söyleyecek kadar iyi bilir. O kadar ki Türkçeden Arapça ve Farsçaya bir sözlük hazırlamıştır. Ama onun diğer din bilginlerinden farklı bir yönü daha var: Besteleri de olan bir musiki adamı...

Dile dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Edebiyata Dair Yazılar

Ayasofya’da Bayram Namazı

Başlığı görünce aklınıza hemen Yahya Kemal’in;

Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede
Bir mehâbetli sabah oldu Süleymâniye`de

Dizeleriyle başlayan Süleymaniye’de Bayram Sabahı şiiri geldi değil mi! Hayır, size bahsedeceğim yazı bir şiir değil. İkincisi de yazarı Ruşen Eşref Ünaydın.

İyi bir gözlemci ve kelimelerle resim çizecek kadar usta bir tasvirci olan Ruşen Eşref’in pek bilinmeyen veya diğer eserlerinin gölgesinde kalmış bir kitabı var: Ayrılıklar (İstanbul: 1923). Kitapta yazar muhtelif dergi ve gazetelerde yayınlanmış İstanbul’a ve İstanbul insanının yaşayışına, geleneklerine vb. dair anılarına, bilgilere yer vermiş.

Şeyhülislam Esad Efendi'nin musikiye dair bir gazelinin açıklaması

Musiki İslam medeniyetinde ve edebiyatında derin bir nehir gibidir. Âlimler arasında musikişinas çoktur. Kindî, Farabî, İbn Sina gibi ilk dönem İslam filozoflarının ise neredeyse hepsinin musiki ile ilgili risaleleri vardır.

İslami edebiyatı, İslam tarihi, felsefesi ve düşüncesini bilmeden anlamak mümkün değildir. Bu edebiyatın temel unsurları olarak Arap, Fars ve Türk edebiyatlarını en başta saymak gerekir. Musikinin edebiyata kaynaklık edişindeki seviyeyi göstermek için Şeyhülislam Esad Efendinin bir gazelinden bir beyti izah etmeye çalışalım.

Kendisi gibi abisi, babası ve kayınpederi de şeyhülislam olan Esad Efendi (1684-1752), Osmanlı ulemasının önde gelenlerinden. Fıkıh ve tefsirle ilgili eserleri var. Üç dili şiir söyleyecek kadar iyi bilir. O kadar ki Türkçeden Arapça ve Farsçaya bir sözlük hazırlamıştır. Ama onun diğer din bilginlerinden farklı bir yönü daha var: Besteleri de olan bir musiki adamı...

Edebiyata dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Kitap Yazıları

Hukuk sadece yasalarda mıdır?

Hukuk denilince aklına kanun, mahkeme, yasa ve yönetmelik gelenlerden misiniz? Eğer öyleyseniz bundan sonra yazdıklarımı lütfen dikkatli okuyunuz.

Rahmetli babama birini tanıyıp tanımadığını sorduklarında hukukumuz vardır, derdi bazı tanıdıkları için. Ben anlamazdım bu cümle ile babamın ne demek istediğini. Anlamak için daha çok fırın ekmek yemem gerekeceğini de bilmezdim.

Tarifi mümkün olmayan bir kadın: İsabella Eberhardt

Kapağında Avrupalı Bedevi, anarşist Müslüman, sufi ve seyyah ibarelerini görünce merak edip okumaya başladığım bir kitap oldu Emine K. Arslaner'in yazdığı İsabella Eberhardt (İstanbul: Mana Yayınları, 2019) isimli eseri.

Emine Arslaner böylesine hem birden fazla özelliği olan hem de önemli olaylar içinde bulunmuş bir hanımı elinden geldiğince tanıtmaya, anlatmaya çalışır. Böyle insanların biyografisini yazmak kolay değildir. Çok farklı şekilde farklı bakış açılarına göre yazılabilir. Bu kitabı genel biyografi olarak değerlendirebiliriz. Yazarın yararlandığı kaynakların Almanca ile sınırlı ve az olmasına rağmen genel olarak vermesi bakımından başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Akademik bir metin olmaması yazara öznel ifadeler kullanma imkanını sağlamış. Zaman zaman ancak bir romanda görebileceğimiz benzetme ve tasvirler görüyoruz.

Kitaplara dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Kişilere Dair Yazılar

Bu dünyadan Walter G. Andrews da geçti

Türkiye dışında Divan edebiyatı denilince akla gelen birkaç isimden biri olan Walter G. Andrews’u 31 Mayıs 2020 Pazar günü kaybettik.

Amerika’nın taşrasında doğup büyüyen bu adamın hayatını Türk edebiyatına vakfetmesinin öyküsünü anlatmaya çalışayım.

Seneler önceydi. İskoçya’da iken Ulusal Kütüphane’deki Türkçe kitapları merak etmiştim. Sordum, Şark Kitapları bölümünde dediler ve yerini tarif ettiler. Şark Kitapları bölümüne gittiğimde hep Arap ve Fars edebiyatına dair kitaplar gördüm.

Roger Finch'in Yahya Kemal tercümeleri

Alemgir Haşimi (Alamgir Hashmi), son kırk yıldan beri şiir yazan ve değişik yıllarda farklı ülkelerden ödüller kazanmış, İngilizce konuşulan ülkelerde kitapları yayınlanmış Pakistan'ın tanınmış şairlerinden biridir. İngiliz ve Urdu dilleri karşılaştırmalı edebiyat profesörü olan Haşimi'nin bir çok şiir kitabının yanında bir çok şiir antolojisi de yayımladı.

Kişilere Dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Gezi Yazıları

Taraklı Sarıkız ve Kızlar Türbeleri

Sakarya’nın merkeze en uzak ilçelerinden biri olan Taraklı şehrin güneybatısında ve 65 kilometre uzaklıkta şirin ve tarihi bir kasabadır.
Tarihi İpekyolu üzerinde bulunan Taraklı, Ertuğrul Gazi zamanında Osman Bey’in silah arkadaşlarından Samsa Çavuş tarafından Bizanslıların elinden alınması Osmanlı Beyliği’nin kuruluşundan öncesine gidiyor, bir rivayete göre 1289, bir diğerine göre 1293.

Evliya Çelebi Seyahatname’sinde halkın şimşir tarak ve kaşık yapmasından dolayı Yenice Tarakçı olarak geçen kasabanın adı zamanla Taraklı’ya dönüşür.

Güney Makedonya Camileri

Geçen yazımızda Teselya bölgesindeki camiler hakkında bilgi vermiştik. Bu sefer biraz daha yukarı çıkıp aralarında Selanik’in de bulunduğu Güney Makedonya bölgesinde gördüğüm camiler hakkında bilgi vereyim. Bilgi vermeden Heath Lowry’nin kitabını özellikle zikretmeliyim. Sadece camilerin değil diğer mimari eserlerin durumu hakkında bilgi veren bu eser her türlü övgüyü hak ediyor.

Güney Makedonya

Geçtiğimiz sene Avrupa gündemini meşgul eden konulardan biri de Makedonya meselesi idi. Yunanistan en başından beri kendi sınırları içinde Makedonya diye bir yer bulunduğu ve bölgenin Antik Yunan tarihinin ve kültürünün bir parçası olduğu ve Makedonların Yunan olduklarını gerekçesiyle karşı çıkmıştı.

Gezi yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Sinema Yazıları

Karınca yuvasına dönmeli

Geçen sene vizyona çıkan ve yapılması için 30 yıl beklenen Nazif Tunç’un Karınca isimli filmini nihayet seyredebildim. Vesile olan Karantina Sohbetleri-Zoomiler grubuna teşekkür ederim. Şimdi bir bu grup eksikti, bunlar da nereden çıktı gibi sorular aklınıza gelebilir. Korkmayın, endişelenmeyin, bunlar öyle ilk akla gelen gruplardan değil. Kimseye zararları olmayan bir grup. Daha sonra ne olduklarını ve ne yaptıklarını anlatırım.

Nazif Tunç, kendi ifadesiyle Türk sinemasının Yücel Çakmaklı ile girdiği ‘manevi gerçekçilik’ vadisinde sağına soluna bakmadan, herhangi bir ekonomik kaygı gütmeden Türk milletinin tarihsel gelişimine ve inanç geleneğine uygun filmler yapmayı amaç edinen bir yapımcı-yönetmen.

İbn Sina da kim oluyor?

Evde ne yapacağımızı düşündüğümüz ve vakit geçirecek meşgaleler aradığımız bu günlerde, her akşam doktorları dinlemenin vermiş olduğu dikkatten olsa gerek İbn Sina’nın hayatının anlatıldığı söylenen The Physician isimli filmi seyrettim.

1999’da yayınlanan aynı isimli kitaptan uyarlanarak 2013 yılında vizyona giren film belli ki bir filmden çok daha fazlası için çekilmiş. Batı medeniyetin ve bilim beşiği, doğu ise barbarlığın ve yobazlığın. İşid ile mücadele edildiği iddiasının gündemde olduğu ve kamuoyunun desteğinin arandığı bir dönemde çekilmesi aslında filmin neden çekildiğini gösteriyor. 

Devamını okumak için tıklayınız.

Sinema yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Söyleşiler

Baba bu kitabı niye yazdın?

Şemseddin Sivasi'nin Nutk-ı Şerifi

Tasavvufi Halk Edebiyatı - Yunus Emre

ismailgulec.net