Son Yazılar

Karınca yuvasına dönmeli

Geçen sene vizyona çıkan ve yapılması için 30 yıl beklenen Nazif Tunç’un Karınca isimli filmini nihayet seyredebildim. Vesile olan Karantina Sohbetleri-Zoomiler grubuna teşekkür ederim. Şimdi bir bu grup eksikti, bunlar da nereden çıktı gibi sorular aklınıza gelebilir. Korkmayın, endişelenmeyin, bunlar öyle ilk akla gelen gruplardan değil. Kimseye zararları olmayan bir grup. Daha sonra ne olduklarını ve ne yaptıklarını anlatırım.

Nazif Tunç, kendi ifadesiyle Türk sinemasının Yücel Çakmaklı ile girdiği ‘manevi gerçekçilik’ vadisinde sağına soluna bakmadan, herhangi bir ekonomik kaygı gütmeden Türk milletinin tarihsel gelişimine ve inanç geleneğine uygun filmler yapmayı amaç edinen bir yapımcı-yönetmen.

Baba bu kitabı niye yazdın?
Yâr Elinden Gelen Bâde: Âşık Yusuf Kemter'in Nutukları

Âşık Yusuf Kemter, bir halk ozanı, Hakk âşığı. Nutukları ile hem kendi yolculuğunu, hem de mensubu bulunduğu ocağın öğretilerini anlatıyor.

Alevi kültürü ve şiirini anlamak için onun şiirleri, bir kılavuz. "Onu anlamak demek, Alevi öğretisini anlamak demek" dersem abartmış olmam.

O, bir âşık. Onun için sevgili mürşidi, Hz. Ali, Hz. Muhammed ve Allah.

Alem-i manayı seyran eyledim
Al yeşil giyinmiş bir güzel gördüm
Cihanı bezetmiş kendi nuruna
Beni mecnun eden bir güzel gördüm

Yazılarım

Mesnevî ve Hz. Mevlânâ Yazıları

Yolun kenarına diken eken adam

Mesnevi’de geçen güzel hikayelerden biri de yolun kenarına diken eken adamın hallerinin anlatıldığı hikaye. 2. ciltte yer alan bu hikayede bir adam evinin yola bakan tarafına insanları rahatsız etmesi için dikenler diker. Yoldan geçenler rahatsız olurlar ve valiye şikayet ederler. Vali adamı uyarır ama adam bugün yarın derken bir türlü dikenleri sökmek istemez. Sonunda dikenler büyür ve adam dikenleri sökecek mecali bulamayacak kadar yaşlanır.

Bu hikaye de Mesnevi’nin ibret dolu hikayelerinden biri. Hikayemizin iki kahramanı var. Biri yolun kenarına diken eken adam.

Mesnevî, sadece Mesnevî midir?

Bundan seneler önce, henüz daha yirmisinde bir üniversite öğrencisi iken annemle birlikte köye gitmiştim. Köyde bugün rahmet-i Rahman'a kavuşmuş olan babamın amca çocuklarından yaşlıca bir amca hoş beşten sonra bana Nasuh tövbesini bilip bilmediğimi sordu. Ben de bilmediğimi söyleyince anlatmaya başladı.

Mesnevî ve Hz. Mevlânâ yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Hikemî Yazıları

Karınca yuvasına dönmeli

Geçen sene vizyona çıkan ve yapılması için 30 yıl beklenen Nazif Tunç’un Karınca isimli filmini nihayet seyredebildim. Vesile olan Karantina Sohbetleri-Zoomiler grubuna teşekkür ederim. Şimdi bir bu grup eksikti, bunlar da nereden çıktı gibi sorular aklınıza gelebilir. Korkmayın, endişelenmeyin, bunlar öyle ilk akla gelen gruplardan değil. Kimseye zararları olmayan bir grup. Daha sonra ne olduklarını ve ne yaptıklarını anlatırım.

Nazif Tunç, kendi ifadesiyle Türk sinemasının Yücel Çakmaklı ile girdiği ‘manevi gerçekçilik’ vadisinde sağına soluna bakmadan, herhangi bir ekonomik kaygı gütmeden Türk milletinin tarihsel gelişimine ve inanç geleneğine uygun filmler yapmayı amaç edinen bir yapımcı-yönetmen.

Ölümün eşiğinden dönmek

Hz. Âdem’in yeryüzüne indirildiğinden her gün kaç kişinin öldüğünü takip ettiğimiz bugünlere gelinceye değin insanoğlu için değişmeyen bir hakikat var. Süleyman Çelebi bu hakikati çok veciz bir şekilde dile getirmiş:

Her ne denlü çok yaşarsa bir kişi
Âkıbet ölmekdürür ânın işi

İsterseniz 150 yıl yaşayın, sonunda ölüm gelip bizi bulacak. Ölüm ne kadar eski ise ölümsüzlüğü aramak da o kadar eski.

Hikemî yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Bektaşilik ve Alevilik Üzerine Yazıları

Rıza Tevfik'in 'Bizim' redifli şiiri

 

Dergahlar ve Cemevleri ibadethane midir?

Ülkemizde son günlerde tartışılan ve önümüzdeki günlerde de uzun süre tartışılacağını düşündüğüm konulardan biri dergahlar ve cemevleri meselesi. Yasalara göre dergahların ve cemevlerinin statüsünü tartışmayacağım. O konuyu hukukçular, siyasetçiler ve siyasetbilimciler tartışsın.

İbadethaneler bir dinin tüm mensuplarının toplu olarak veya tek başlarına ibadet etmeleri için yapılmış özel mekânlardır. Dergah ve cemevleri ise dinin içinde belli bir grubun dinin genel kurallarına ilaveten kendilerini, hayatı ve dünyayı anlamak için çıktıkları yolculukta mensubu bulundukları tarikata has merasim ve nafile ibadetlerin yapıldığı özel mekanlardır. 

Devamını okumak için tıklayınız.

Bektaşilik ve Alevilik yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Dini Hayatımıza Dair Yazılar

Bu yaz çocuklarımız kuran kursuna gidebilecek mi?

Bu sene okullar çok erken kapandı ve görünen o ki eylülden önce de açılmayacak. Öte yandan haziran ayından itibaren yeni normal denilen yaşam tarzına da alışmaya çalışacağız.

Eve kapandığımız günlerde uzaktan eğitim hayatımıza bir daha hiç çıkmayacakmış gibi girdi. Eğitim sınıfta yapılırken de teknolojiden yararlanılıyordu ama uzaktan eğitim ile mesele bir başka boyuta taşındı.

Uzaktan eğitim alt yapısını zamanında güçlendiren ve bu konuda yatırım yapan birkaç üniversite ile MEB bu yeni döneme en hazırlıklı olan kurum oldular. EBA sanki bugünlerin geleceği biliniyormuş gibi yenilendi ve bazı okullar MEB’in hazırladığı platformlarda açtıkları sanal sınıflarda öğretmenler ile öğretmenleri buluşturdu. Peki yaz Kuran kursları nasıl olacak?

Camilerimiz

Zaman zaman farklı ülkelere seyahat ediyoruz. Fırsat buldukça da tarihi yerleri geziyoruz. En çok merak ettiğim yerler ise ibadethaneler oluyor.

İbadethaneler her din ve kültürde çok önemli. Özellikle yöneticiler tarafından yaptırılanlar daha görkemli oluyor ve şehrin veya kasabanın büyüklüğü ölçüsüne göre değişmekle birlikte bulunduğu mahallin en gösterişli birkaç mimari eserinden biri oluyor.

Dini hayatımıza dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Hz. Peygamber’e Dair Yazılar

Hâsılım iki cihânda sensin...
Nesimî'nin Na't-ı Şerif'i ve Açıklaması

Seyyid Nesimi'nin yaşamı hakkında kaynaklarda kesin bir bilgi yoktur. Gerçek adı İmadüddin olan şair Bağdat'ın Nesim ilçesinde doğmasına nispeten Nesimî mahlasını kullanmıştır. Doğum yılı kesin bilinmemekle beraber 1339-1344 tarihleri arasında doğmuş olabileceği tahmin edilmektedir. Bunun gibi ölüm tarihinde de ittifak edilmiş bir tarih yoktur. Kaynaklarda en sık geçtiği şekli, şiir ve fikirlerinin şeriata aykırı olduğu iddia edilerek Halep'te 807/1404'de derisi yüzülerek öldürüldüğüdür.

Hugo, naat yazabilir mi?

11 Nisan 2018 Çarşamba günü İstanbul Medeniyet Üniversitesi güzel bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Birkaç üniversitenin müştereken yaptığı "Sîreti Sûrette Görmek" üst başlıklı çalıştayda modern şiirimizde Hz. Peygamber için yazılan şiirler ve şairleri değerlendirildi. Birbirinden değerli araştırmacı ve şairlerin katılımıyla gerçekleşen çalıştayın son oturumunda bir tartışma yaşandı. Özlem Fedai'nin Victor Hugo'nun Hz. Muhammed şiirinin naat sayılıp sayılmayacağını sorması üzerine başlayan tartışmada taraflar ikiye ayrıldı. Ben de akşam eve dönünce oturup şiiri yeniden okudum ve bir neticeye ulaşmaya çalıştım.

Kararımı açıklamadan önce şiirin öyküsü hakkında kısa bilgi vereyim. Fransızların kendisiyle övündüğü Victor Hugo'nun (1802-1885) Sefiller ve Notre Dame'ın Kamburu'nu herkes bilir de onun Hz. Peygamber'den bahseden şiirini bilenimiz çok azdır. 2014 yılında bir gazetede çıkan haberden şiiri ve yazılış öyküsünü özetleyeyim.

Hz. Peygamber’e Dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Kültür Yazıları

Unutulan bir Muharrem adeti: Hadîkatü's-Suedâ okumak

Malum Muharrem ayına girdik, aynı zamanda yeni bir hicri yıla. Peygamber efendimizin gözünün nuru ve çok sevdiği torunu Hz. Hüseyin'in, Muaviye'nin oğlu Yezîd'in emriyle Basra valisi Ubeydullah b. Ziyâd tarafından 10 Muharrem 61'de (10 Ekim 680) Kerbelâ'da şehid edildi. Bu tarihten itibaren Müslümanlar, özellikle Şii dünyası bu olayı her yıl hatırlayarak acısını tazeledi. Türkler de Şiiler kadar abartılı olmasa da Muharrem gelince özellikle tekkelerde Hz. Hüseyin'in şehadetini anlatan ilahilerle Kerbala'yı anmayı adet haline getirdiler.

Bilmeceler, sadece bilmece mi?

Bilmeceler hayatımızdan yavaş yavaş çıkıyor. Yerini ise ilk duyduğumuzda bize komik gelen ama insana bir şey katmayan, o anı eğlenceli hale getiren tek katmanlı çözümü basit olduğu halde cevabı hemen akla gelmeyen "Dört tane fil taksiye nasıl biner?" gibi Amerikan bilmeceleri adı verilen bilmeceler alıyor. Bu bilmeceyi babalarımıza dedelerimize sorsak 'o ne biçim bilmece' der gibi yüzümüze bakarlardı. Çünkü onlar hiçbir filin taksiye sığamayacağını düşünür ve akıllarına cevap olarak mantıklı bir şey gelmezdi. Oysa cevabı fillerin sığıp sığmayacağı ile ilgili değil, çok basit: İkisi öne, ikisi arkaya biner.

Kültür yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Tarih ve Geleneğe Dair Yazılar

Ölümün eşiğinden dönmek

Hz. Âdem’in yeryüzüne indirildiğinden her gün kaç kişinin öldüğünü takip ettiğimiz bugünlere gelinceye değin insanoğlu için değişmeyen bir hakikat var. Süleyman Çelebi bu hakikati çok veciz bir şekilde dile getirmiş:

Her ne denlü çok yaşarsa bir kişi
Âkıbet ölmekdürür ânın işi

İsterseniz 150 yıl yaşayın, sonunda ölüm gelip bizi bulacak. Ölüm ne kadar eski ise ölümsüzlüğü aramak da o kadar eski.

Hukuk sadece yasalarda mıdır?

Hukuk denilince aklına kanun, mahkeme, yasa ve yönetmelik gelenlerden misiniz? Eğer öyleyseniz bundan sonra yazdıklarımı lütfen dikkatli okuyunuz.

Rahmetli babama birini tanıyıp tanımadığını sorduklarında hukukumuz vardır, derdi bazı tanıdıkları için. Ben anlamazdım bu cümle ile babamın ne demek istediğini. Anlamak için daha çok fırın ekmek yemem gerekeceğini de bilmezdim.

Tarih ve geleneğe dair yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Şehir ve Medeniyet Yazıları

Unutulan bir Muharrem adeti: Hadîkatü's-Suedâ okumak

Malum Muharrem ayına girdik, aynı zamanda yeni bir hicri yıla. Peygamber efendimizin gözünün nuru ve çok sevdiği torunu Hz. Hüseyin'in, Muaviye'nin oğlu Yezîd'in emriyle Basra valisi Ubeydullah b. Ziyâd tarafından 10 Muharrem 61'de (10 Ekim 680) Kerbelâ'da şehid edildi. Bu tarihten itibaren Müslümanlar, özellikle Şii dünyası bu olayı her yıl hatırlayarak acısını tazeledi. Türkler de Şiiler kadar abartılı olmasa da Muharrem gelince özellikle tekkelerde Hz. Hüseyin'in şehadetini anlatan ilahilerle Kerbala'yı anmayı adet haline getirdiler.

Batı'ya doğru yürüyen Aslan'ın Anadolu'daki ilk fethi: Ani

Ağustos zaferler ayı. Neredeyse büyük bir zaferin yıldönümü olmayan günü yok. Son birkaç yıldan beri de 26 Ağustos günü bize Anadolu'nun kapılarını ardına kadar açan Ahlat ve Malazgirt Anadolu'nu Fethi 1071 Anma Günü'nü kutluyoruz.

Bu arada Cumhurbaşkanlığı himayelerinde gerçekleşen kutlamalardan bahsederken bölgeyi ve önemini çok iyi bilen ve bizlere öğreten merhum Haluk Dursun Hoca'mızı minnet ile bir kez daha yad edelim.

Şehir ve Medeniyet yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Topluma Dair Yazıları

Ölümün eşiğinden dönmek

Hz. Âdem’in yeryüzüne indirildiğinden her gün kaç kişinin öldüğünü takip ettiğimiz bugünlere gelinceye değin insanoğlu için değişmeyen bir hakikat var. Süleyman Çelebi bu hakikati çok veciz bir şekilde dile getirmiş:

Her ne denlü çok yaşarsa bir kişi
Âkıbet ölmekdürür ânın işi

İsterseniz 150 yıl yaşayın, sonunda ölüm gelip bizi bulacak. Ölüm ne kadar eski ise ölümsüzlüğü aramak da o kadar eski.

Diyanet raporu: FETÖ elli yıl sonra ne olacak?

Malumunuz, geçtiğimiz günlerde Diyanet İşleri Başkanı bir basın toplantısı ile FETÖ Örgütlü Bir Din İstismarı başlıklı bir rapor yayınladı. Yayınlandıktan sonra rapor hakkında birçok yorum yapıldı. Haliyle beğenenler olduğu gibi beğenmeyenler de oldu. Genel eleştiri ise geç kalınmış olmak idi. Bu rapordan sonra iki rapor daha bekliyorum. İlki darbe yapmaya girişmeleri beklenmeden diğer cemaatlerin de aynı şekilde incelenip değerlendirilmesi ve aziz halkımızın uyarılması.

Topluma Dair yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Yönetim Yazıları

Başkan adayları için hikayeler

Malum mahalli yöneticilerimizi belirleyeceğimiz seçimlere kısa bir süre kaldı. Adaylar hummalı bir çalışma içinde, seçilmek için gayret ediyorlar. Peki hiç beş yıl boyunca yaşadığımız kasabayı yönetecek belediye başkanının nasıl olması gerektiğini düşündünüz mü?

Eskiler düşünmüşler ve düşündüklerini de kitaplaştırmışlar. Siyasetname türü böyle bir ihtiyaçtan doğmuş. Bir ülkeyi, bir şehri, bir beldeyi yönetmeye talip olanları uyaran kitaplar yazmışlar ve adına da siyasetname demişler.

Ulemanın siyasetle imtihanı

Şu virüs olayının gösterdiği ve hatırlattığı güzel işlerden biri de ilmin ve uzmanlığın yeniden itibar görmesi oldu. Konunun uzmanlarından oluşan Bilim Kurulu’nun aldığı kararların hükümet tarafından dikkate alınması ve uygulanması bence bilim-siyaset ilişkisinin nasıl olması gerektiğini gösteren güzel bir örnek.

Tam olarak benzer mi bilmem ama bilim adamı-siyasetçi ilişkisine örnek olması bakımından aklıma gelen bir başka anekdotu paylaşayım.

Fetvayı gerektiren hallerde sultan bize sormalı

Melikşah döneminde geçer olay. Melikşah hilalin görünmesi üzerine bayram gününü ilan eder. Fakat devrin büyük alimlerinden Cüveynî ertesi gün de oruç tutulmasına karar verince Melikşah Cüveynî’yi sarayına davet eder ve kendisine neden böyle davrandığını sorar. Verdiği cevap aslında sultan ile ulema arasındaki ilişkinin nasıl olması gerektiğini çok güzel anlatır:

  • Sultana ait işlerde ferman sultanımızındır. Fakat fetvayı gerektiren hallerde sultanımızın bize sorması gerekir. Ferman sultanımızın, fetva bizimdir.

Devamını okumak için tıklayınız.

Yönetime dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Eğitim Yazıları

Bu yaz çocuklarımız kuran kursuna gidebilecek mi?

Bu sene okullar çok erken kapandı ve görünen o ki eylülden önce de açılmayacak. Öte yandan haziran ayından itibaren yeni normal denilen yaşam tarzına da alışmaya çalışacağız.

Eve kapandığımız günlerde uzaktan eğitim hayatımıza bir daha hiç çıkmayacakmış gibi girdi. Eğitim sınıfta yapılırken de teknolojiden yararlanılıyordu ama uzaktan eğitim ile mesele bir başka boyuta taşındı.

Uzaktan eğitim alt yapısını zamanında güçlendiren ve bu konuda yatırım yapan birkaç üniversite ile MEB bu yeni döneme en hazırlıklı olan kurum oldular. EBA sanki bugünlerin geleceği biliniyormuş gibi yenilendi ve bazı okullar MEB’in hazırladığı platformlarda açtıkları sanal sınıflarda öğretmenler ile öğretmenleri buluşturdu. Peki yaz Kuran kursları nasıl olacak?

Çok önemli bir konuşma

Dikkaaaaat! Buyrun sayın hocam. Teşekkür ederim. Şu ilk gün konuşmalarını da hiç sevmem. Konuşmasam ne eksilir sanki. Sevgili meslektaşlarım, değerli veliler, pek kıymetli öğrenciler. Kızım sırana geçsene. Bak müdire hanım konuşmaya başladı sen hâlâ oynuyorsun. Bugün hepimiz için çok önemli bir gün. Bu öğrencilerin yarısı servisle gitse borcumu öderim. İyi, iyi. Kızım dikkat et. Suluğunu sakın kaybetme. Yoksa baban bize çok kızar. Delinin biri zaten. Kızmak için bahane arıyor.

Eğitim yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Yükseköğretim Yazıları

Bir doktora eğitimi nasıl olur?

2005 yılında Moskova'da düzenlenen The Permanent International Altaistic Conference (PIAC) toplantısında Altay dilleri ve müzikleri üzerine araştırmalar yapan Roger Finch ile tanışmıştım. O günden sonra Finch ile irtibatımız devam etti. Geçen hafta (7 Ekim 2019) da bu ABD'li bilim adamı vefat etti ve 12 Ekim 2019'da toprağa verildi.

Türkiye'de sadece alanda çalışanların tanıdıkları bu titiz ve gayretli ilim adamını ve yaptıklarını daha iyi anlayabilmek için sanırım onun yaşam öyküsünü, özellikle doktora eğitimini kısaca aktarmak yerinde olacak.

Türkçeye olan ilgisi lisede iken başlıyor.

Bana kütüphaneni söyle, sana üniversiteni söyleyeyim

Üniversitelerle ilgili peşpeşe birkaç yazı yazdığım için olsa gerek gündemi pek meşgul etmeyen bir haber dikkatimi çekti.

Haber şu:

BİLKENT Üniversitesi, dünyada önde gelen bin üniversitenin bilimsel araştırma performanslarını değerlendiren Leiden Üniversitesi'nce yapılan sıralamanın 'halka açık makale oranı' kategorisinde dünya birincisi oldu. Yükseköğretim Kurumu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç ise sosyal medya hesabından Bilkent Üniversitesi'ni tebrik etti.

Yükseköğretim yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Dile Dair Yazılar

Beyaz su, sarı su, kara

Su deyince akla hemen temizlik, beyazlık, şeffaflık gelir. Suları renklerine göre söyleyince de genellikle aklımıza meşrubat gelir. Sarı su deyince aklımıza limonata, kırmızı su seyince vişne şerbeti, kara su deyince karadut suyu veya pekmezden yapılan şerbet gelir. Peki beyaz su akan, sarı su akan ve kara su akan ırmak deyince aklınıza ne gelir? Saçmaladığımı düşünmeyin hemen. Bu ırmaklar bir masalda geçiyor. Ne demek istediğimin daha iyi anlaşılması için bir örnek vereyim.

Roger Finch'in Yahya Kemal tercümeleri

Alemgir Haşimi (Alamgir Hashmi), son kırk yıldan beri şiir yazan ve değişik yıllarda farklı ülkelerden ödüller kazanmış, İngilizce konuşulan ülkelerde kitapları yayınlanmış Pakistan'ın tanınmış şairlerinden biridir. İngiliz ve Urdu dilleri karşılaştırmalı edebiyat profesörü olan Haşimi'nin bir çok şiir kitabının yanında bir çok şiir antolojisi de yayımladı.

Dile dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Edebiyata Dair Yazılar

Beyaz su, sarı su, kara

Su deyince akla hemen temizlik, beyazlık, şeffaflık gelir. Suları renklerine göre söyleyince de genellikle aklımıza meşrubat gelir. Sarı su deyince aklımıza limonata, kırmızı su seyince vişne şerbeti, kara su deyince karadut suyu veya pekmezden yapılan şerbet gelir. Peki beyaz su akan, sarı su akan ve kara su akan ırmak deyince aklınıza ne gelir? Saçmaladığımı düşünmeyin hemen. Bu ırmaklar bir masalda geçiyor. Ne demek istediğimin daha iyi anlaşılması için bir örnek vereyim.

Roger Finch'in Yahya Kemal tercümeleri

Alemgir Haşimi (Alamgir Hashmi), son kırk yıldan beri şiir yazan ve değişik yıllarda farklı ülkelerden ödüller kazanmış, İngilizce konuşulan ülkelerde kitapları yayınlanmış Pakistan'ın tanınmış şairlerinden biridir. İngiliz ve Urdu dilleri karşılaştırmalı edebiyat profesörü olan Haşimi'nin bir çok şiir kitabının yanında bir çok şiir antolojisi de yayımladı.

Edebiyata dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Kitap Yazıları

Hukuk sadece yasalarda mıdır?

Hukuk denilince aklına kanun, mahkeme, yasa ve yönetmelik gelenlerden misiniz? Eğer öyleyseniz bundan sonra yazdıklarımı lütfen dikkatli okuyunuz.

Rahmetli babama birini tanıyıp tanımadığını sorduklarında hukukumuz vardır, derdi bazı tanıdıkları için. Ben anlamazdım bu cümle ile babamın ne demek istediğini. Anlamak için daha çok fırın ekmek yemem gerekeceğini de bilmezdim.

Tarifi mümkün olmayan bir kadın: İsabella Eberhardt

Kapağında Avrupalı Bedevi, anarşist Müslüman, sufi ve seyyah ibarelerini görünce merak edip okumaya başladığım bir kitap oldu Emine K. Arslaner'in yazdığı İsabella Eberhardt (İstanbul: Mana Yayınları, 2019) isimli eseri.

Emine Arslaner böylesine hem birden fazla özelliği olan hem de önemli olaylar içinde bulunmuş bir hanımı elinden geldiğince tanıtmaya, anlatmaya çalışır. Böyle insanların biyografisini yazmak kolay değildir. Çok farklı şekilde farklı bakış açılarına göre yazılabilir. Bu kitabı genel biyografi olarak değerlendirebiliriz. Yazarın yararlandığı kaynakların Almanca ile sınırlı ve az olmasına rağmen genel olarak vermesi bakımından başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Akademik bir metin olmaması yazara öznel ifadeler kullanma imkanını sağlamış. Zaman zaman ancak bir romanda görebileceğimiz benzetme ve tasvirler görüyoruz.

Kitaplara dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Kişilere Dair Yazılar

Roger Finch'in Yahya Kemal tercümeleri

Alemgir Haşimi (Alamgir Hashmi), son kırk yıldan beri şiir yazan ve değişik yıllarda farklı ülkelerden ödüller kazanmış, İngilizce konuşulan ülkelerde kitapları yayınlanmış Pakistan'ın tanınmış şairlerinden biridir. İngiliz ve Urdu dilleri karşılaştırmalı edebiyat profesörü olan Haşimi'nin bir çok şiir kitabının yanında bir çok şiir antolojisi de yayımladı.

İsmail Emre ve Nasrettin Hocanın fıkralarına farklı bir yaklaşım

Nasrettin Hoca Anadolu insanının ortak dilidir. Onun şöhreti yetiştiği topraklarda kalmayıp Romanya'dan Pakistan'a kadar uzanan geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Türkçe konuşulan bu toprakların yanı sıra bir çok Avrupa dilin 17. asırdan beri tercüme edilmiş ve okumuştur. Nasrettin Hoca sadece bize has olmayıp fıkraların benzerleri dünyanın her tarafında anlatılmakta ve insanları güldürürken düşündürmeye devam emmektedir. Fıkraları yüzyıllar boyunca anlatılmış ve çağlar ötesine mesajlar vermiş ve vermeye de devam edecektir. Nasrettin Hoca üzerinde en çok araştırma yapılan şahsiyetlerden biridir. Onun bir halk bilgesi olduğu ve fıkralarının hepsinde birer hikmet gizli olduğu onun hakkındaki ortak kanaattir. Nasrettin Hocanın fıkraları genellikle ahlak ve ibret bakımından değerlendirilmekte ve onun her fıkrasının son cümlesi adeta ata sözü gibi dillerde dolaşmakta ve yeri geldikçe de söylenmektedir. Hatta bu son cümleler, adeta herkesin bildiği bu fıkraların kod numarası gibi söylendiğinde fıkranın tamamı hatırlanmaktadır.

Kişilere Dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Gezi Yazıları

Katarin Bektaşi Tekkesi

Katerin, Selanik’e, yaklaşık bir saatlik mesafede (70 km) Olimpos Dağı’nın doğu eteklerinde kurulmuş bir sahil kenti. Bugün Pontus mübadillerinin yaşadığı bu şehirde bir zamanlar halk arasında Sarı Abdullah Baba Tekkesi olarak bilinen Katarin Bektaşi Tekkesi şehrin merkezinde, eski hastane binasının batısında, 50 metre ileride bir park içinde.

Gitmeden önce şehrin girişinde ve otoban tarafında diye okuyunca oralarda aradık. Kimse de bilmiyordu. Nedense birinin aklına siz cami mi arıyorsunuz diye bir soru geldi. Ben de gelmişken bari orasını görelim dedim. Ümitsizlik içinde gitmişken birden aradığımız tekke ve türbeyü görünce ne kadar sevindiğimi bilemezsiniz.

Bugün bahçesinde suyu akmayan aslanlı çeşmesi, türbe binası ve hemen yanında Bektaşi taclı mezar taşı olan iki kabir var. Türbe elden geçirilmiş ve gayet temiz durumda. Kapısı kilitli olduğu için içine giremedik.

Seyyid Ali Sultan Türbesi ve Tekkesi

Bektaşiliğin doğduğu ve yayıldığı tekke desem sanırım yanlış bir şey söylemiş olmam. Otman Baba, Demir Baba, Akyazılı Sultan da var ama hiçbiri Rumeli’nin en önemli tekkesi Kızıl Deli Sultan Tekkesi kadar Bektaşillik içinde büyük rol oynanamış.

Tekkeye adını veren Seyyid Ali Sultan, nam-ı diğer Kızıl Deli Sultan adında bir veli, eren, gazi. Maalesef hayatı hakkında Velâyetnâmesi’nde dışında bir bilgimiz yok.

Seyyid Ali Sultan Horasan erenlerindendir. Seyyid olduğuna göre Horasan’a gelen ehl-i beyt ahfadından birinin soyundan olmalı. Seyyid Ali Sultan bir gece rüyasında Hz. Peygamber’i görür ve Peygamberimiz Balkanların fethi için Yıldırım Beyazıd’a yardım etmesini söyler. O da kırk arkadaşı ile birlikte yola çıkar. Bir rivayette Hacı Bektaş ile Kadıncık Ana’nın çocukları olduğu söylenir ancak tarihçiler Hacı Bektaş’ın hiç evlenmediğini kabul ederler.

Gezi yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Sinema Yazıları

Karınca yuvasına dönmeli

Geçen sene vizyona çıkan ve yapılması için 30 yıl beklenen Nazif Tunç’un Karınca isimli filmini nihayet seyredebildim. Vesile olan Karantina Sohbetleri-Zoomiler grubuna teşekkür ederim. Şimdi bir bu grup eksikti, bunlar da nereden çıktı gibi sorular aklınıza gelebilir. Korkmayın, endişelenmeyin, bunlar öyle ilk akla gelen gruplardan değil. Kimseye zararları olmayan bir grup. Daha sonra ne olduklarını ve ne yaptıklarını anlatırım.

Nazif Tunç, kendi ifadesiyle Türk sinemasının Yücel Çakmaklı ile girdiği ‘manevi gerçekçilik’ vadisinde sağına soluna bakmadan, herhangi bir ekonomik kaygı gütmeden Türk milletinin tarihsel gelişimine ve inanç geleneğine uygun filmler yapmayı amaç edinen bir yapımcı-yönetmen.

İbn Sina da kim oluyor?

Evde ne yapacağımızı düşündüğümüz ve vakit geçirecek meşgaleler aradığımız bu günlerde, her akşam doktorları dinlemenin vermiş olduğu dikkatten olsa gerek İbn Sina’nın hayatının anlatıldığı söylenen The Physician isimli filmi seyrettim.

1999’da yayınlanan aynı isimli kitaptan uyarlanarak 2013 yılında vizyona giren film belli ki bir filmden çok daha fazlası için çekilmiş. Batı medeniyetin ve bilim beşiği, doğu ise barbarlığın ve yobazlığın. İşid ile mücadele edildiği iddiasının gündemde olduğu ve kamuoyunun desteğinin arandığı bir dönemde çekilmesi aslında filmin neden çekildiğini gösteriyor. 

Devamını okumak için tıklayınız.

Sinema yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Söyleşiler

Baba bu kitabı niye yazdın?

Şemseddin Sivasi'nin Nutk-ı Şerifi

Tasavvufi Halk Edebiyatı - Yunus Emre

ismailgulec.net