Beş Nur veya Nûr-ı Muhammedî
Süleyman Çelebi’nin Mevlid’inde mevlithanların eskisi kadar pek iltifat edip okumadıkları bir bahir var.
Hak Teala çün yaratdı Âdem’i
Kıldı Âdem’le müzeyyen âlemi
beytiyle başlayan bahrin adını, Hz. Âdem yaratıldıktan sonra meleklerin ona secde etmeleri ve Allah’ın Âdem’in habibinin nurunu koyup “Bil habîbim nûrudur bu nûr dedi” mısraında geçen ‘nur’dan alır.
Süleyman Çelebi bu nurun Hz. Âdem’den önce Havva’nın alnına, daha sonra Şit, İbrahim ve İsmail’e geçtiğini ifade ettikten sonra sözü uzatmamak için Hz. Peygamber’in babasına ve annesine, onlardan da Hz. Peygamber’e kadar ulaştığını söyler ve
Geldi çün ol rahmeten li’l-âlemîn
Vardı nur anda karar etti hemîn
Andan artık kimseye nakl etmedi
Çünkü yârin buldu ayruk gitmedi
Diyerek bahri bitirir.
Penâhî’nin ‘Derler’ redifli gazeli
yahut
Milletin ağzı torba değil ki büzesin
Penâhî mahlasıyla şiirler yazan Darendeli Mustafa Müslim Ocak’ın (1847-1942) insanları ve hayatın yanı sıra dervişlik yolunu da tarif eden “Derler” redifli arifâne bir gazeli var. Nasreddin Hoca’nın oğluve eşeğiyle birlikte kasabaya giderken başından geçenlerin anlatıldığı fıkranın bir nevi şerhi olan bu şiiri yazan Penâhî’nin de Nasreddin Hoca gibi bir veli mutasavvıf olduğunu söyleyelim.
Ayşegül Yazıcı’nın bir mecmuadan yola çıkarak derlediği bilgilere göre Penâhî, Somuncu Baba’nın soyundan geliyor. İlk eğitimini Nihânî mahlasıyla şiirler yazan ve Halvetiye-i Bayramîyye şeyhi olan babası Salih Nihânî’den alan Penâhî, daha sonra medreseye devam eder. Ancak o hakikat bilgisi olan ilm-i ledünün öğretildiği tasavvuf mektebinde hoca olan babasınin dizlerinin dibinde tahsil ettiğini şu dizelerle ifade eder: