Bektaşilikte Kurban
Kurban, Bektaşî erkânının vaz geçilmez rükunlarındandır. Hem hakikat hem mecaz anlamı olan kurban doğumdan yani Bektaşiliğe kabul merasiminden muhibbanın göçmesine kadar Bektaşiliğin her anında yer alır. Girişte ve göçüşte kurban tığlamak ise Hacı Bektaş’ın vasiyetidir.
Hacı Bektaş Velayetnamesi’nin sonunda Hacı Bektaş’ın Sarı İsmail’e hitaben söylediği vasiyetinde göçtükten sonra neler olacağı ve Sarı İsmail’in neler yapması gerektiği anlatılır. İlgili kısmı Hamiye Duran neşrinden aktarıyorum:
Bir vasiyet dahi iderüm sana
Tut nasîhat kim ide rahmet Hüdâ
Gidicek dârü’l-fenâdan Hazretüm
Tekye içre Hakkına koy meyyitüm
Kudüs’ün Faziletleri
Geleneğimizde fezâil diye bir tür var. Amellerin, vakitlerin, şahısların, milletlerin yanı sıra ülke ve şehirlerin faziletlerini anlatan eserlere genel olarak fezâil diyoruz. Amellerin faziletine dair olanlara Fezâilü’l-a‘mâl deniliyor. Övülecek amellerin hepsinden bahsedildiği sadece bir tanesinden bahseden eserler de bulunuyor. Bunlar daha çok amellerin faziletine dair hadislerin bir araya getirilmesinden oluşuyor. Maksat güzel insan, iyi müslüman olmanın yollarını göstermek ve teşvik etmek.
Mübarek gün, gece ve ayların faziletlerini anlatan eserlere Fezâʾilü’l-evkāt, Fezâilü’l-Eyyâm ve’ş-Şuhûr deniliyor. Hz. Peygamber’in arkadaşlarının, onları görenlerin ve onları görenleri görenlerin faziletlerinin anlatıldığı eserlere de Fezâilü’s-Sahâbe ve’t-Tâbiîn gibi isimler veriliyor. Milletlerin övüldüğü eserlerde fezâil adı verilir ve Câhız’ın Fezâilü’l-Etrâk’i ilk akla gelen eserlerdendir.