“Devri daim olsun” sözü üzerine
Son yıllarda sıkça duymaya başladığım kalıplaşmış bir söz: Devr-i daim olsun. İlk duyduğumdan beri ilk defa ne zaman söylendiğini merak ettiğim bu söz vefat eden birinin ardından “Allah rahmet eylesin” yerine söylenmeye başlandı.
Daha önce duymadığım ve bilmediğim bu sözü duyduğumdan beri ilk defa ne zaman söylenildiğini merak ettim. Buyruk, erkânnâme, menâkıbnâme, velâyetnâme gibi klasik Bektaşi ve Alevî metinlerine herhangi bir vesile ile baktıkça bu sözü de aradım. Ancak şu ana kadar hiçbirinde tesadüf etmedim.
Cami Avlusu ile Katedral Meydanı
Uzun zamandan beri dikkatimi çeken ve beni düşündüren bir konu var. Avrupa’da şehirlerin en büyük kiliseleri olan katedrallerin kapısı şehrin meydanına açılırken bizim şehirlerin ulu camilerinin kapısı neden önce bir avluya çıkar?
Bu sorunun cevabının farklı iki medeniyetin kent planlama sistemi ve inanç hayatı ile ilgili olduğu açık. Meydan ve avlu iki medeniyet arasındaki farkı gösteren önemli bir sembol. Dolayısıyla katedral ve camiyi anlamak bir şehrin nasıl tasarlandığını anlamak demek.
Katedraller bir Orta Çağ Avrupası kurumu. 11. asırdan itibaren zenginleşmeye başlayan Batı Avrupa aynı zamanda şehirleşmeye başladı. Şehirler de kilise etrafında büyüdü. Büyüdükçe ve zenginleştikçe kiliseleri de büyüttüler ve katedraller ortaya çıktı.