Oğlum/Kızım sen mi geldin?

Bir annenin çocuğuna “Sen mi geldin oğlum” diye sorması lise ve üniversite yıllarında okuldan geldiğimde rahmetli annemin geldiğimi gördüğü halde “Oğlum sen mi geldin?” diye sormasını ve verdiğim cevapları hatırlattı. Gençliğin verdiği heyecan veya çokbilmişlikle espri yaptığımı zannederek “Yok anne yoldayım, biraz sonra geleceğim, görmüyor musun anne, her gün aynı soruyu sormaktan yorulmadın mı” gibi o anki psikolojime bağlı olarak farklı cevaplar verirdim.

Soru, o zamanlar anlamadığım bir şeydi ve bana çok saçma gelirdi. Oysa şimdi annemin neden geldiğimi gördüğü halde geldin mi diye sormasını çok daha iyi anlıyorum.

Her şeyden önce Türkçede soruların her zaman bilgi edinmek için sorulmadığını hatırlatayım. Bir sorunun farklı işlevleri olabilir. Gelen birine “Geldiniz mi?” diye sormak aynı zamanda nezaket icabı söylenen kalıplaşmış bir sözdür ve “Hoş geldiniz” demenin samimi farklı bir söyleniş biçimidir. Bu söz ile geleni fark ettiğini ve karşıladığını gösterir. Maksat bilgi almak değil, ilgi göstermektir.

Lâle Devri hiç yaşanmadı

“Lâle Devri Padişahı” başlıklı yazımızda devrin padişahı III. Ahmed’in naatlarına ve birkaç şiirine bakarak sanılanın ve düşünülenin aksine zevk ve sefa ehli olmadığı gibi dindar sayılabilecek kadar dinî değerlerine düşkün olduğuna dikkat çekmiştik. Derken Selim Karahasanoğlu editörlüğünde hazırlanan Lale Devri mi? (İstanbul: Vakıfbank Yayınları, 2026) başlıklı kitabı okuyunca ve yazdıklarımızın tarihçiler tarafından da desteklendiğini görünce sevindim ve Lâle Devri hakkında söylenilenlerin ve yazılanların yeniden ele alınması gerektiği konusundaki kanaatim iyice pekişti.

Lale Devri mi? başlıklı kitabın editörlüğünü yapan Selim Karahasanoğlu’nun yazdığı giriş yazısının başlığı olan “Lâle Devri Hiç Yaşanmadı” aslında meseleyi özetliyor.

Muhammediyye - Yazıcıoğlu Mehmed Efendi, Murat Ali Karavelioğlu, İsmail Güleç | DBY Yayınları

Anonim Halk Edebiyatı - İstanbul: Pati Yayınları, 2014, 159 s.

Annemden Duyduklarım: Kutluca Köyü Atasözleri ve Deyimleri, İstanbul: Pan Yayıncılık, 2006, 112 s.

Bizde Üniversite Böyle Olur Çelebi (Üniversiteye İçeriden Eleştirel Bir Bakış)

Kosova Tekke ve Türbeleri

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Bir İslam Şehrinin Anatomisi: Saraybosna

Hasan Aydın, İslam medeniyetinin izlerini ve özellikle Saraybosna’da vücut bulan son büyük ifadesini kapsamlı bir biçimde anlatıyor. Çok katmanlı mimari yapısıyla Saraybosna’yı anlatan pek çok eser yazıldı, bunların arasında bu kitabın özel bir yeri var. Medine’den Bosna’ya İslam şehir tasavvurunun izini süren Hasan Aydın, Boşnak kimliğinin oluşumunu, Osmanlı ile beliren yeni şehir siluetini ayrıntılarıyla ele aldı. Tarihin ana imarının büyük şehirlerin vadisinden aktığını Ali Paşa Camisi, Gazi Hüsrev Bey Külliyesi, Ferhadiye Caddesi, Mostar, Poçitel, Nezir Ağa Camisi, vezirlerin gözbebeği Travnik ve Drina Köprüsü üzerinden gözler önüne seriyor. Beş asırlık bir serüvenin ardından yaşanan yıkımlar ve yeni kimlik inşasının gerilimleri ve nüfuz çekişmeleri bağlamında anlatılıyor. Bosna’ya böyle bakmak sadece tarihe daha yakından şahitlik etmek değil, bir kurtarma, bir felaket ya da veda anında bir dostun yanında olmaktır.

Dijital Dünya, Çocuk ve Medyatik Hafıza

Prof. Şentürk’ün söylediği büyük tehlike çok küçük yaşlardan itibaren cep telefonu, televizyon ve sosyal medya gibi mecralarda korku ve şiddet barındıran çocuk anlatıları, sinema, animasyonlar, televizyon, oyunlar ve dijital kültürle karşı karşıya kalan çocukların hafızalarının yanı sıra gerçeklik algılarının, kimliklerinin ve toplumsal aidiyetlerinin olumsuz olarak etkilenmesidir. Prof. Şentürk, medyanın sunduğu kurgulanmış dünyaların, çocuğun içinde yetiştiği aile ve toplumun müşterek hafızası, gelenekleri ve değerleriyle kurduğu bağı zayıflatarak çocukların gerçeklik algısında, kimliklerinin ve psikolojilerinin gelişmesinde giderek daha belirleyici hale geldiğini üzerinde duruyor.

Güncel Yazılar

Oğlum/Kızım sen mi geldin?

Bir annenin çocuğuna “Sen mi geldin oğlum” diye sorması lise ve üniversite yıllarında okuldan geldiğimde rahmetli annemin geldiğimi gördüğü halde “Oğlum sen mi geldin?” diye sormasını ve verdiğim cevapları hatırlattı. Gençliğin verdiği heyecan veya çokbilmişlikle espri yaptığımı zannederek “Yok anne yoldayım, biraz sonra geleceğim, görmüyor musun anne, her gün aynı soruyu sormaktan yorulmadın mı” gibi o anki psikolojime bağlı olarak farklı cevaplar verirdim.

Soru, o zamanlar anlamadığım bir şeydi ve bana çok saçma gelirdi. Oysa şimdi annemin neden geldiğimi gördüğü halde geldin mi diye sormasını çok daha iyi anlıyorum.

Her şeyden önce Türkçede soruların her zaman bilgi edinmek için sorulmadığını hatırlatayım. Bir sorunun farklı işlevleri olabilir. Gelen birine “Geldiniz mi?” diye sormak aynı zamanda nezaket icabı söylenen kalıplaşmış bir sözdür ve “Hoş geldiniz” demenin samimi farklı bir söyleniş biçimidir. Bu söz ile geleni fark ettiğini ve karşıladığını gösterir. Maksat bilgi almak değil, ilgi göstermektir.

Lâle Devri hiç yaşanmadı

“Lâle Devri Padişahı” başlıklı yazımızda devrin padişahı III. Ahmed’in naatlarına ve birkaç şiirine bakarak sanılanın ve düşünülenin aksine zevk ve sefa ehli olmadığı gibi dindar sayılabilecek kadar dinî değerlerine düşkün olduğuna dikkat çekmiştik. Derken Selim Karahasanoğlu editörlüğünde hazırlanan Lale Devri mi? (İstanbul: Vakıfbank Yayınları, 2026) başlıklı kitabı okuyunca ve yazdıklarımızın tarihçiler tarafından da desteklendiğini görünce sevindim ve Lâle Devri hakkında söylenilenlerin ve yazılanların yeniden ele alınması gerektiği konusundaki kanaatim iyice pekişti.

Lale Devri mi? başlıklı kitabın editörlüğünü yapan Selim Karahasanoğlu’nun yazdığı giriş yazısının başlığı olan “Lâle Devri Hiç Yaşanmadı” aslında meseleyi özetliyor.

Kitaplar

ismailgulec.net