Ağabey

Ağabeyiniz var mı? Veya ağabey misiniz? Size ağabey diyen birileri oldu mu? Siz birilerine kardeşim veya ağabey diyor musunuz? Demiyorsanız çok şey kaybetmişsiniz. Neden mi? Bana birkaç dakikanızı ayırırsanız izah etmeye çalışayım.

Ben geleneksel bir ailenin çocuğu olarak İstanbul’un mütevazi semtlerinden birinde büyüdüm. Çocukluğumuzda, bize, yaşça bizden büyük olanlara abi denmemiz öğütlendi. Bizden bir yaş da büyük olan herkese abi derdik. 10 yaşındaki bir çocuğun kocaman bir adama ismiyle hitap ettiğini işittiğimde çok şaşırmıştım. Uzun zaman algılayamamış, bir anlam verememiştim. Bir çocuğun kendinden büyük, babası yaşında birine ismiyle hitap etmesi bana çok garip gelmişti. Çocukluğumda öğrendiğim bir hakikat yerle bir olmuş gibiydi. İnancı sarsılmış bir adama dönmüştüm.

Daha sonra, meğer ben ağabeylik meselesini ne kadar büyütmüşüm, diye düşünmeye başladım. Batılılar da böyle değil miydi? Onlar da yaşı ne olursa olsun birbirlerine karşı isimleriyle hitap etmiyorlar mıydı? Demek normali buydu, dedim ve kabullendim ama ben yine benden büyüklere abi demeye devam ediyordum.

Bir müddet bu düşünceye kendimi alıştırdım ve ilk duyduğumda yaşadığım travmayı atlattım. Derken zamanla kanıksadım, ama hâlâ benden birkaç yaş büyük birine ismiyle hitap edemiyordum. Samimiyetim yok ise bey diyordum, samimi isem abi veya hocam, üstat, azizim ve benzeri bir hitap şekli buluyordum. Kendimce meseleyi böylece halletmiş oldum. Uzun zaman bu konuyu hiç düşünmedim, mesele edinmedim. Ancak birine ağabey demenin ne kadar önemli olduğunu, denilmemesinde neler kaybettiğimizi birkaç ay önce fark ettim.

Çocukluğundan beri bildiğim tanıdığım iki kardeş var. Aralarında üç yaş fark olan bu kardeşlerden küçük olanı büyük olanına ismiyle hitap ediyordu. Artık ben de ne kadar alıştıysam, bu durum hiçbir zaman dikkatimi çekmedi ve bana garip gelmedi. Bu kardeşler uzun süre birbirlerine isimleriyle hitap ettiler. Sanki iki arkadaş gibi idiler.

Büyüğü üniversiteye, küçüğü liseye giden bu iki kardeşi geçenlerde uzun zaman sonra yeniden gördüğümde küçüğü büyüğüne abi diye hitap ederken işittim. Büyüğü de zaman zaman kardeşim diye başlayan cümleler kuruyordu. Ne oldu da birbirlerine böyle hitap etmeye başladıklarını bilmiyorum. Merak de etmedim doğrusu. Beni heyecanlandıran kısmı birbirlerine böyle hitap etmeye başladıktan sonra tutum ve davranışlarında görülen değişiklik oldu. Kardeşi abisine abi diye diye onu gerçekten abi yapmış. Artık abi gibi davranıyordu kardeşine. Küçüğü büyüğünden yardım istiyordu, büyüğü de küçüğüne zaman zaman bir şeyler yapmasını istiyordu. Karşımda bambaşka iki çocuk vardı.

Ağabey olmak

Her şeyden önce ikisi de birbirlerine abi-kardeş diyerek aynı anadan ve babadan olduklarını her an birbirlerine hatırlatıyorlardı. Bu hitap şekli kardeşlik hukukunu beslemesi ve kuvvetlendirmesi açısından son derece önemli idi.

Birbirlerine yardım etmeleri ise kardeşliğin bir başka özelliği idi. Küçüğü başına bir şey geldiğinde veya bir şeye ihtiyacı olduğunda kendisinden yardım alacağı biri olduğunu biliyordu. Büyüğü de sorumlu olduğu bir kardeşi olduğunu, onu da düşünmesi gerektiğini, her zaman yanında olacağını hissettirmeye çalışıyordu. Şairin dediği gibi:

Yûsuf gibi envâ-ı mihen çekmeye mevkuf
Âsân değil ihvâna veliyyü’l-niâm olmak

Kardeşlerine yardım etmek o kadar kolay değil. Bunun için Yusuf gibi türlü eziyet ve sıkıntılara katlanmak gerekiyor.

kolay değildi. Yusuf peygamber kadar olmasa da birtakım sıkıntılar yaşatıyordu. Dolayısıyla davranışlarındaki çocukluk yerini olgunluğa bırakmıştı. Sorumluluk sahibi olmuştu ve bu sorumluluk onu olgunlaştırmıştı.

Ağabeyde gözle görülür bir değişiklik daha oldu. Kendine ağabey denildikten sonra ağabey gibi davranmaya başladı. Sahiplendi, babasının vekili gibi olaylara müdahil olmaya başladı. Sadece kendini değil, kardeşini de düşünür oldu. Kardeşinin eskiden kızdığı ve kavga ettiği kimi davranışlarını hoş görmeye, bazı kusurlarını affetmeye başladı. Kendine bir şey alırken kardeşini de düşünüyor artık. Kardeşi için babasından bir şey istiyor, onunla ilgili konularda babasıyla istişare ediyor.

Ben bu davranışları çok değerli buluyorum. Kardeşine karşı duyduğu bu sorumluluk ileride eş ve baba olduğunda çok işe yarayacak, eşine ve çocuklarına karşı da sorumluluk duyacak. Ama bu sorumluluk abi olmayanların sorumluluğundan farklı olacak. Öğrenmeye çalışmayacak, önceden bildiği bir şeyi bu sefer farklı kimseler için kullanacak. Bu da onu çok daha anlayışlı biri yapacak kuşkusuz.

Bunun bir de topluma bakan tarafı var. Kardeşinin arkadaşlarını da kardeşi gibi görmeye başlayan ağabey, kardeşi yaşında olan herkesi kardeşi gibi görecek daha sonra. Bu bakış ise yardımlaşmayı ve birlikte yaşamayı kolaylaştıracak, toplumun düzenin korunmasına katkıda bulunacak. Dinini de daha iyi yaşayacak. Hoca efendiler “Mümin, müminin kardeşidir.” dediklerinde kardeş olmanın ne demek olduğunu öğrendiği için sözün hakikatini daha iyi kavrayacak. Kanuni Sultan Süleyman’ın;

Her ne kim sana sanırsan san ânı kardaşına
Filhakîka sözümü gûş et müselmânlık budur

Kendin için ne istiyorsan kardeşin için de onu iste. Sözlerimi iyi dinle, gerçek Müslümanlık budur.

Sözü gerçek manada tahakkuk edecek.

Bu işin ağabey tarafı, bir de kardeş taraf ı var.

Kardeş olmak

Bu dünyada en güzel şeylerden biri olmak nedir diye soracak olsanız küçük kardeş olmak derim. Evin en küçük çocuğu olarak kardeş olmanın konforunu her zaman yaşadım. Küçükken unutulan eşyaları almaya gitmek, bakkaldan ekmek almak, küçük tüpü değiştirmek, komşuya bir şey götürmek gibi angaryaları da oldu ama nimeti her zaman daha fazla idi. Biz yine iki kardeşe dönelim.

Küçük kardeş büyüğüne ağabey dedikçe hırslarından, hırçınlıklarından, kavgacılıktan kurtuluyor gibi idi. Ağabey demekle onun otoritesini bir yerde kabul ediyor, kendinden daha kuvvetli ve becerikli olduğunu, onun karşısında daha aciz olduğunu bizzat öğrenmiş oluyordu. Bu durum abi karşısındaki duruşunu tümden değiştirip başka bir noktaya taşıyordu. İnatçı, kavgacı, rekabetçi çocuk gitmiş, laf dinleyen, isteyen, birlikte yapmak isteyen bambaşka bir çocuk gelmişti. Aynı evde yaşamış olmanın keyfine varmış gibiydi. Paylaşamadığı oda ve oyuncaklar artık daha değerli ve önemli hale gelmişti. Sahip olduğu her şeyi abisiyle birlikte kullandığında daha değerli olduğunu anlamış gibiydi. Sadece eşyaları değil, birlikte geçirdikleri zaman da değerlenmişti.

Abi demekle kazandığı bir diğer davranış edep oldu. Abi dedikçe bir büyüğe karşı nasıl davranacağını öğrendi. En büyük sorumluluğun hürmet olduğunun farkına vardı. Abisini sevmenin yetmediği, aynı zamanda saygı duyması gerektiğini de fark etti. Bu farkediş abisine karşı kullandığı dili daha özenli hale getirdi. Birtakım hakaretamiz sözleri ve argo deyimleri kullanmaz oldu. Sınıf arkadaşı ile konuşur gibi konuşmamaya başladı. Ne kadar samimi konuşsalar da bayağılaşmıyordu, konuşmalarına dikkat ediyordu. Abisine abi demesi onun ifadelerini, konuşma tonunu, hitap şeklini hep değiştirdi. Bir büyükle nasıl konuşacağını öğrenmeye başladı. Bir âbi deyişi vardı ki, ağzı tatlanıyormuş gibi adetâ hissederek ve keyfini çıkararak söylerdi. Abi diye hitap etmenin ne denek olduğunu anlamış ve hiç kaybetmek istemezmiş gibi söylüyordu.

Abisinin arkadaşlarına karşı da hürmetle davranmaya, onlarla saygılı bir dil ile konuşmaya başladı. Abisinin arkadaşları da ona kardeşleri gibi davranınca birden birçok abisi oldu. Bu da kendine güvenmesini sağladı, arkasının sağlam olduğunu düşündü ve özgüveni yükseldi. Abisinin arkadaşlarının da ufat tefek yumuşlarını tuttu, onlarla beraber olmak için onlara hizmet etti. Sularını getirdi, çerezlerini masaya taşıdı. Sohbetlerine misafir oldu, meclislerinde bulunmaya başladı. Küçüklerin hizmet etmesi gerektiğini bizzat yaşayarak öğrendi.

Abi meclislerine devam eden kardeşin kültürü de artar. Okulda ve kitaplarda öğrenemeyeceği birçok şeyi abisinin arkadaşları ile birlikte olduğu ortamlarda öğrenir. Hayatı orada tanır, bilir. Duyduklarını merak eder, kimini tecrübe etmek ister, kiminden uzak durur. Bu bilgiler kardeş için çok değerlidir.

Kendinden yaşça büyük herkese abisi imiş gibi davranmaya başladı. Bu davranışı herkes tarafından sevilmesine neden oldu. Sevildikçe de hürmete devam etti.

Bu iki kardeşin durumunu gördükten sonra kendimizi tanıyamayacak kadar dramatik duruma gelmemizde, acaba küçük kardeşlerin büyük kardeşlere abi dememelerin de etkisi olmuş mudur, diye düşünmeye başladım. Ne dersiniz dostlar, haksız mıyım?




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Edebiyatımızda Mitolojik Unsurlar

Mit: Milletlerin, özellikle Yunan ve Latinler’in eski çağlardaki tanrı, yarı tanrı ve kahramanlarının olağanüstü mâceralarını anlatan efsânelerin bütünü.

Mitoloji, mitler olarak adlandırılan kültürel ögeler arasındaki dini masalların ve bu tarz anlatıların incelenmesi ve yorumlanması şeklinde tarif edilir. Bu tür hikayeler insanlık durumunun çeşitli yönlerini ele alır. Mitler, belirli bir kültürün bu konularda sahip olduğu inanç ve değerleri ifade eder.

Bu videoda Dede Korkut hikayelerinden Basat’ın Depegöz’ü Öldürmesi Hikâyesini Yunan mitolojisi ile mukayeseli okumaya çalışıyoruz.

Metinlerle Eğitim Tarihi
Baba bu kitabı niye yazdın?

Metinlerle Eğitim Tarihi, 2012-2104 yılları arasında Sakarya Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Eğitim Programları Tezsiz Yüksek Lisans Programında verdiğim aynı adla verdiğim dersin notlarından oluşuyor.

Çin, Hind, Sümer, Mısır, Yahudilik, Yunan, Roma ve Hristiyanlıkla ilgili muhtelif metinlerde eğitim ile ilgili bölümlerinin özetlenmesinden ve kısa örneklerden oluşuyor.

ismailgulec.net