Bir şadırvan sadece şadırvan değildir

Şadırvan özellikle Osmanlı mimarisinde tekamül eden ve tüm Osmanlı mülküne yayılan camilerin önemli bir parçasıdır. Sıradan bir abdest alma musluğunu bir sanat eserine dönüştürmeyi başaran Osmanlılar, inşa ettikleri camileri, yörenin geleneksel mimarisine, yaptıran kişinin zevkine, ustasının kabiliyetine bağlı olarak farklı biçimlerde şadırvanlar inşa etmiş, Türk mimarisi denilince akla gelen unsurlardan biri haline getirmeyi başarmışlardır.

Estetik bir kaygı gözetilerek inşa edilen her şadırvan bir sanat eseri olarak kabul edilir. Suların biriktirildiği hazne, hazneyi örten metal bir şebeke veya tel kafes, kubbe ve kubbesini taşıyan sütunlar, abdest alanları yağmurdan ve güneşten koruyan saçaklar ile müstakil bir mimari unsurdur. Şadırvan inşasında kullanılan taş, mermer, ahşap ve metal malzemelerin uyumu, üstünü örten kubbenin şekli, taş, mermer ve ahşap oymacılığı, metalin işlenmesi, nakış ve hat sanatının hem ayrı ayrı hem de hep birlikteki uyumu ile şadırvanlar birer mimarî şaheserdir. Haznenin ortasında suyun fışkırarak aktığı fıskıyeden gelen ses ile musluk ve lülelerden akan suyun çıkardığı ses dinleyenlere bir musiki zevki verir. Abdest alırken suyun hem az akması hem de abdest alan kişinin üstüne sıçramaması için takılan küçük muslukları da unutmamak gerekir. Muslukların tam karşısında ise abdest alanların ayaklarını yıkarken oturabilmeleri için taş veya ahşaptan yapılmış oturaklar olur.

Böyle bir şadırvan bir medeniyetin mahsülüdür ve şadırvanı yapanların eriştikleri kültür ve medeniyetin seviyesini ve zenginliğini gösterir. Kullanılan malzemeler ve kullanış biçimleri, onlara kazandırılan estetik değer ancak medenî toplumların yapabileceği türden işlerdendir.

Tüm bu mimarî ve sanat özelliklerinin altında Bir şadırvanı o şadırvanı inşa edenlerin ve kullanıcıların inancı yatar, şadırvanı inancı şekillendirir. Şadırvanlar inanç ile estetiğin müşterek teşhir edildiği sanat eserleridir. Ne demek istediğimi biraz daha açayım.

Geçtiğimiz günlerde saha araştırması yapmak üzere Arnavutluk’a gittim. Orada yeni yapılan bir caminin avlusunda çok şık bir şadırvan gördüm. Klasiğin modern yorumu olan şadırvanda bana bir şeyler eksik gibi gelmişti. Ancak üzerinde fazla durmadım ve camiye girdim.

Caminin içinde de şadırvan vardı ve hiçbir musluğun karşısında oturak bulunmuyordu. Ayaklarımı nasıl yıkayacağım diye düşünürken yanıma bir genç geldi ve abdest almaya başladı. Sıra ayaklarına gelince çoraplarının üstüne mesh edince avluda bulunan şadırvandaki eksikliğin ne olduğunu anladım.

Namazda okunan kameti dinleyince, ayaklarını açıp ellerini neredeyse göğüslerinin üzerinde bağlayan cemaati görünce ve imam selam verir vermez cemaat dağılınca beş asır Osmanlı olan topraklarda yeni bir mezhebin yayıldığını fark ettim. Konuyu biraz soruşturunca Arnavutluk’ta camileri kim yaptırırsa yönetiminin de onlara verildiğini öğrendim. Kominist dönemde neredeyse tüm camilerin yıkıldığı Arnavutluk’ta 1990’da başlayan ayaklanmalarla değişen rejimden sonra cami yapılmasına izin verilince körfez ülkeleri Arnavutluk’ta adeta cami yaptırma yarışına girmişler. Arnavutluk’ta yeni yapılan camilerin neredeyse tamamını körfez ülkeleri yaptırmış. Ayrıca imamların maaşlarını da ödüyorlarmış. Bunun karşılığında ise ibadet hayatını kendi itikatlarına göre düzenlemişler. Beş asır Osmanlı uleması ictihatlarına göre abdest alıp namaz kılan Müslüman Arnavutlar artık körfez ülkelerinin mezhebine göre amel ediyorlar.

Bir şadırvanda oturak olup olmaması bu bakımdan önemliydi. Müslüman Arnavutlarla aramızdaki mesafe yeterince açık değilmiş gibi kapatılması pek mümkün olmayan bir noktaya doğru hızlıca gittiğini görmek çok üzücü ve düşündürücü idi.

Ülkemizde de benzer tartışmalar oluyor ve aynı şekilde ayaklarını mesh ile yetinenler, körfez ülkeleri gibi namaz kılanlar, ellerini göğüsleri üzerine bağlayıp ayaklarını iki tarafa doğru uzatanları görüyoruz. Ancak bunlar hâlâ azınlıkta ve toplumun geneline sirayet etmedi.

Camiler ve şadırvanlar soyut bir inancın amelle muşahhaslaştırıldığı mekanlardandır. Onları inşa edenlerin inançlarını yansıtır. Bir şadırvan sıradan bir abdest alma yeri değildir, bir inancın pratiğe nasıl dökülmesi gerektiğini gösteren bir işarettir. Dini pratiklerin uygulandığı yerler, estetik değer ile birleşince yaşanılan ve hissedilen duyguyu ve inancı bir üst mertebeye taşır. Bir şadırvanın her bir unsurunun altında bir estetik kaygının yanı sıra inanç yatar. Şadırvanı oluşturan unsurlardan birini kaldırmakla şadırvanın estetiğini, anlamını ve derinliğini başkalaştırmış dolayısıyla değiştirmiş oluruz. Küçük bir oturak değişikliği geçmiş ile irtibatımızı sağlayan köprünün taşlarından birini yerinden oynatmak, sökmek gibidir. Bir taş ile köprü yıkılmaz ama üzerinden geçenlerin yürüyüşlerini sonsuza kadar değiştirebilir.

Ben haddimi aşıp ayağına mesh edenlerin abdesti kabul olmaz iddiasında bulunmuyorum. Bunu tartışabilecek bilgiye sahip değilim. Benim endişem bizi biz yapan ibadetlerimizin özünü oluşturan ruhun kaybolması, ibadetler etrafında örülen sosyal, duygusal ve inanca dair pratiklerin zayıflayıp kaybolması, hem ecdadımız hem de kardeşlerimiz ile aramızdaki irtibatın bir daha kurulamayacak şekilde bozulmasıdır. Aramızdaki bağın ve muhabbetin köprüde yerinden oynayan bir taşın açtığı çatlaktan sızıp gitmesidir.

Söylemeye çalıştığım şeyi özetleyerek yazıyı tamamlayayım. Bir şadırvan sadece abdest alınmak için inşa edilmiş mimari bir unsur değildir. Bize abdesti nasıl alacağımızı gösteren bir işaret ve semboldür.

TİKA üzerien düşüp ecdaddan yadigar camileri ve diğer mimari eserleri yeniliyor. Peki somut olmayan kültürel müşterek mirası kim muhafaza edecek? Bu sadece Balkanlar için duyduğumuz bir endişe değil, Türkiye için de aynı endişeleri taşıdığımı ifade etmeliyim. Endişemi korkuya dönüştüren faktör yetkililerin bu konuda yeterli hassasiyetin olmamasıdır.




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Taberî tefsiri neden önemlidir?

Taberî’yi özel kılan şey nedir?
Taberi dinî ilimler çalışanlar için neden önemli bir isimdir?
Taberî'nin yetiştiği ortam
Taberî’nin birçok hacimli eser hazırlamasının sebebi
Taberî Tefsirî neden önemli?
Onun tefsirini diğer tefsirlerden ayıran özelliği nedir?
“Bir de tarih kitabı var, Tarikh al-Rusul wa al-Muluk. Bu eser bize nasıl bir dünya sunuyor?
Taberi’nin görüşleri genel olarak kabulü mü yoksa eleştirildi mi?
Tabarî’yi yaşadığı dönemde nasıl karşılıyorlardı?
Bugün Taberi’nin eserleri hâlâ okunuyor mu? Kimler okuyor?
Tefsir okumak isteyen birinin Taberi’den başlaması doğru mudur?
Kimler tefsir okuyabilir? Tefsir okumaya nereden başlamak lazım?
Taberi hakkında yanlış bilinen şeyler var mı?
Bu alana ilgi duyan izleyicilere nereden başlamalarını önerirsiniz?

Öğretilmesi ihmal edilmemesi gereken konular

Çocuklara felsefe ve düşüncenin aktarılması neden önemli?
Bir çocuk kaç yaşında felsefe ile karşılaşmalı?
Çocuklara yönelik yazmak ile yetişkinlere yazmak arasındaki fark
Çocuklar için düşünce yolculukları fikri nasıl doğdu?
Çocuklara mahsus bir dil oluşturulmalı mı?
Felsefe ve düşünceyi çocuklara anlatmayı başarmak için nelere dikkat edilmeli?
Çocuklara felsefe anlatırken en çok zorlanılan konu
Yazar bir hikâye anlatıcısı mıdır, eğitici midir ya da rehber mi?
“Düşündürmek” ile “bilgi vermek” arasındaki denge
Bilgiyi hikâye etmenin zorlukları
Çocuklar en çok hangi düşünmeye ihtiyaç duydukları konular

ismailgulec.net