Zikir meclisleri bize neler öğretir?

Bizde dinî yaşantının estetik boyutu göze, kulağa ve gönle hitap edecek şekilde mükemmel formuna kavuşmuştur. Osmanlı İmparatorluğunun payitahtında asırlar içinde teşekkül eden dinî inanç ve ibadetler kendine has bir form kazanarak dünyada mükemmel eğitimin en iyi örneklerinden birini oluşturmuştur. Camilerde ve tekkelerde verilen bu eğitimlerin bir benzerini dünyada görmek pek mümkün değil. Benzerleri olmakla birlikte bir bütün olarak bu kadar incelmiş ve süzülmüşü yoktur.

Aynı zamanda birer mektep olmasıyla da bildiğimiz İstanbul tekkelerinin haftalık günleri olurdu. İhvanın toplandığı bu günlerde tarikatın usulünce toplu zikir yapılırdı. Âyin-i evliyâulllah veya ehlullah, semâ, mukabele veya tevhid adı verilen bu zikirlerin tarikatine göre değişen kendine has adabı vardı. Merhum Ömer Tuğrul İnançer Efendi bu usulleri çok açık ve net bir şekilde anlatır.

Bu merasimler aynı zamanda musikî ile kulak, raks ile beden-beyin uyumu, kıyafetler ile de göz ve bilinç eğitimi verildiği birer ders idi. Giyilen her bir kıyafetin özel bir anlamı olup giyene farklı bir sorumluluk yükler idi. Zikirler baştan sonra dervişlere insan olduklarını öğretmek ve hatırlatmak üzere tasarlanmış idi. Bir zikir meclisi üzerinden dervişlerin varlık ve estetik felsefesi izah edilebilir. Zikirler dünya ve ahiret hayatının provası olarak tasarlanmıştır. Dikkatlice incelendiğinde hemen fark edilir.

Mükemmel bir forma dönüşen zikir meclisleri, kişilerin fıtratlarında mevcut bulunan estetik duygularına hitap ederek onları canlandırır, böylece estetik zevk ile başlayan duygu ve düşünceler zikir ile birlikte ilahî bir şevke bürünür, dervişi kendinden geçirir. Kendinden geçen dervişin bedeni ise âdeta kendinden geçen dervişin uçmaması ve kaybolmaması için elinden tutar gibi onu koruyacak şekilde eğitilmiş idi. Buna tarikat terbiyesi denilir ve tarikat terbiyesi almış biri dilini ve bedenini kontrol edebilen davranışlarıyla hemen fark edilir.

Dinin farz ibadetlerini gündelik hayatında yerine getiren dervişler Allah’a ve resulüne karşı muhabbetlerini ise nafile ibadetlerle gösterirler. Farz ibadetlerini aşk ile yapan hem farz hem nafile ibadet yapmış gibi olur.

Nafile ibadetlerin özü ve temeli zikirdir. Zikrin sebebi ise Allah’ın kendisini zikredilmesini istemesidir. Dervişler de Allah’ı zikretmenin türlü yollarını bulmuşlardır. Tarikat ayinleri de bu zikretmenin bir yoludur. Bu yüzden zikir meclisleri de denilir.

Tasavvuf bize Allah’a ve resulüne muhabbetin yollarını öğretir. Bu meclislerde musiki bu muhabbet ateşini yakarken beden de o hararetle raksa başlar. Ancak bu musiki ve raks veya sema rast gele olmaz. Birlikte ve tek tek yapmanın bir usulü vardır ve tekkeler bu usulün öğretildiği yerlerdir.

Zikir meclisleri oturarak, ayakta ve dönerek üç farklı şekilde olur. Her tarikatın kendine has zikirleri vardır. Oturarak yapılan zikir tüm tarikatlarda müşterek olmakla birlikte ayakta ve dönerek zikir her tarikatta yoktur. Asırlar içinde ilmek ilmek işlenen bu usullerin her birinin iki işlevi vardır: Allah’ı zikretmek ve beden yani nefis terbiyesi.

Mükemmel eğitim metodu

Dergâhta dervişlerin eğitiminden sorumlu kimseler vardır. Başta şeyh efendi olmak üzere sertarik, sertabbah, pîş-kadem, zakirbaşı, imam, meydancı, sâkî, türbedar, çerağcı, pazarcı, âsâdar, ferraş, kapıcı, nakîp gibi görevliler bulunur. Zâbitân-ı dergâh adı verilen bu görevliler bir mektepteki hocalar ve görevliler gibidir. Her biri tekkedeki işlerin bir ucundan tutarken aynı zamanda yaptıkları işlerle dervişleri eğitir.

Biz zikir meclisinde şeyh efendinin en başında olduğu bir halkaya dizilen dervişler beyaz postların üzerine oturur. Oturulan postun birçok remzi vardır. Postlar koyundan olur. Koyun ise en munis ve insanlara en faydalı hayvandır. Boynuzlarından kuyruğuna kadar her bir uzvu değerlendirilir ve neredeyse hiçbir şeyi boşa gitmez. Derviş de koyun gibi munis ve insanlara faydalı olacaktır. Tarikata girerken kendisi için tığlanan koyunun postu ona hep bu iki özelliği hatırlatacaktır. Postun ayakları hizmet etmeyi, boynu teslim olmayı, tüyleri bereketi, sırtı metaneti ve sağlamlığı, kuyruğu ise himmeti remz eder.

Postlara rast gele oturulmaz. Herkes haddini bilir. Halifeler ve dervişler manevi kıdemlerine göre sıralanır. Meydancının gösterdiği yere oturulur. Halkanın iki ucu hilal gibi tam kavuşmaz, ortasında şeyh efendinin postu vardır. Bu haliyle ay yıldıza benzer. Ay ve yıldızın bayrağımızda olması boş yere değildir.

Zikir halkasına katılacak dervişlerin tarikat kisvesine bürünmesi gerekir. Bir üniforma gibi olan bu kıyafetlerin her birinin sembolik anlamı vardır ve temiz olması çok önemlidir. Bunlar dervişlerin bilinç düzeylerini yükseltmek algılarını güçlendirmek için önemli bilgilerdir. Kıyafetlerin anlamları başka bir yazının konusu olsun diyerek geçelim.

Devran zikri

Zikir meclisleri baştan sonra planlanmış bir sahne performansı gibidir ve her derviş kendi üzerine düşen rolü eksiksiz oynamalıdır. Postta oturan şeyh efendinin ellerini yere vurması ayağa kalkıyoruz demektir ve hep birlikte kalkılır ve ayakta halka oluşturulur. Bu arada maksuredeki zakirbaşı ve zakirler vurmalı sazlarla söyledikleri ilahilerle ve musikinin usulü ile zikrin hızını tayin eder. Dervişlerin gözü şeyh efendi de kulağı bu ilahilerdedir.

Duadan sonra şeyh efendinin “Allah Ya hû” demesiyle zikir başlar. Dervişler sağ elleri yukarıya, sol elleri aşağıya bakacak şekilde yanlarındaki ile tutuşur ve birbirilerinin ellerini öperler. Az sonra çıkılacak manevi yolculuk öncesi vedalaşmayı andırır. Sola doğru cepheleri halkanın ortasına dönük olacak şekilde yan yana ağır bir şekilde dönmeye başlarlar. Başlar da aynı şekilde sağa sola hu denilerek çevrilir. Bedenin ağırlığı sol ayak üzerine verilir ve sağ ayak sürüklenir gibi çekilir. Şeyh efendi ayağını yere vurup hay dedikçe ritim hızlanır. “Hu” zikri bitmiş “hay” zikri başlamıştır. Eller bu sefer omuzlara ve bellere alınır. Ancak burada bir incelik vardır. Bele ve omuza konulan eller yanındakini rahatsız etmemelidir, ağırlık vermemelidir. Bu arada zakirler bendirler vurarak ilahi söylemeye devam etmektedir. Hay zikrine geçildiğinde halifeler kendilerine mahsus taçları ve hırkalarını çıkarırlar.

Şeyh efendi halkanın ortasına geçer ve zikri yönetir. Dervişlerin gözü şeyh efendide kulağı ilahilerdedir. Zakirlerin gözü ve kulağı da şeyh efendidedir. O anda dünya şeyh efendinin çevresinde dönüyor gibidir. İlahilerin ritmi gittikçe hızlanır. Hızlandıkça da dervişlerin dönmeleri de hızlanır. Bu hızı şeyh efendi ayaklarını yere vurarak ayarlar. Fatiha verilerek başlanan zikir yine fatiha ile sona erer. Başında ve sonunda Fatiha verilmeden önce kısa bir Kuran tilaveti okunur. Böylece yolculuk başladığı şekilde ve yerde tamamlanmış olur.

Çok yönlü eğitim

Tarikata ve şeyhin bilgisine göre küçük değişiklikler olmakla birlikte genel hatlarıyla aynıdır. Böyle bir zikir meclisine katılan ve layıkı ile yapabilenlerin hayatta yapamayacakları şey yoktur. Şeyh efendinin sohbetleri ve kitaplarla bilgi aktarılır, ahlak telkini ile beden tedip edilir ve bu ikisinin sonucu kalp ve akıl birlikte uyum içinde hareket etmeye başlarlar. Aslında bir derviş için bunlar eğitim yöntemi değil, yaşam tarzıdır.

Zikir meclisleri bir dervişe hem tek başına hem de yanındakilerle birlikte hareket etmeyi öğretir. Aynı anda hem kendini hem bir parçası olduğu halkayı düşünmek zorundadır ve bu kolay bir şey değildir. Dikkat, bilgi, beceri ve anlayış ister.

Zikir usullerinin talimi her ne kadar tekkelerde olsa da dervişin gündelik hayatını da etkiler, başarısını artırır. Çünkü talim terbiyeye dönüşmüştür. Bir zikir meclisine, özellikle devran meclislerine katılan biri usulünce eksiksiz yapıyorsa hayatta yapamayacağı iş yoktur. Hem bireysel hem de ekip halinde çalışmayı bildiği için tuttuğu her işin üstesinden gelir.

Zikir meclislerinde musiki ile beden arasındaki mükemmel uyum zeka ve beceri ister. Ancak zeka ve seviyesi göreli olarak geri olanlar bile tarikat pirlerinin manevi himmetleri ile becerebilirler. Bu beceri bir nevi talim gibi olur, günlük hayatlarına da sirayet eder. Bu talim kişiyi asgari bir beceri düzeyine eriştirir.

Zikir meclislerine katılanların nörolojik sorunları olmaz. Beyin-beden uyumu ve musiki eşliğinde sıralanan hareketler bedeni terbiye eder. Beden, ehil merkep gibi sahibinin her istediği yere gider, istediğini yapar duruma gelir. Böylece terbiye edilen beden merkebi, sahibinin manevi terakkisi için bir engel olmaktan çıkar.

Zikir meclislerinde okunan ilahiler ise dervişlerin bilincine hitap ederek onları manevi yönden olgunlaştırır ve geliştirir. Zikir öncesi veya sonrası şeyh efendi sohbetleri bu bakımdan çok önemlidir. Dervişlerin kendilerine tavsiye edilen kitapları okuması hep arzu edilen bilinç düzeyine varmaları içindir.

Bilinç düzeyinin yükselmesi düz bilgi olmayıp onun davranışlara döndürülmesidir. Buna terbiye diyoruz. Davranışlara tesir etmeyen ve kişiyi dönüştürmeyen talim terbiye değildir, işe yaramaz. Öğrendiğimiz her bilgi ahlakımızı güzelleştirmedir. Ahlakın güzelliği ise insanlar arasındaki davranışlarla anlaşılır. Dervişler arasındaki eyvallah sözü derviş olmayanlar arasında da aynı şekilde kullanılmadıkça kemalden bahsedilmez. Dervişlik hayatın her anındadır, sadece tekkede değildir. O yüzden bir tarikate intisap etmek kolay ancak derviş olmak zordur.

Bir zikir meclisi bir taraftan bedenini kontrol etmeyi öğreterek onu terbiye ederken öte yandan kulak-ritim ve zaman duygusunu geliştirir, dervişlerin algısını açar. Bu eğitimlerde derviş, vücudunun nasıl durması gerektiğini, yanındakiler ile birlikte denge içinde salınmayı ve yürümeyi, esnek olabilmeyi, bir saati aşkın bir süre ayakta kalabilmeyi, dayanıklıklık ve devamlılığı, zikir esnasında çektiği esma ile nefesini kontrol etmeyi öğrenir. Üstelik bunları herhangi bir musiki mektebine veya kursuna gitmeden öğrenir.

Zikirlere katılan dervişler musiki ile hareket arasındaki ilişkiyi sezmeye başlar, zamanlamayı bilir, bir topluluk içinde uyumlu hareket eder ve bulunduğu mekan ile giydiği kıyafetlerin farkına varır. Bazen içine düştüğü hal ile kendinden geçer ve doğaçlama bile yapabilir. Böylece bedeninin her zerresini konuşturmayı öğrenir. Musiki ile hareket etmeyi birleştirir. Onun teknik ile ilgisi yoktur ancak teknik bizatihi kendisi olmuştur.

Müzikle birlikte sahnelenen performans sanatlarının hiçbiri bir kişiyi bir zikir meclisi kadar eğitemez, öğretemez. Hayat standardını yükseltemez. Ahlakını güzelleştirip kamil insana dönüştüremez. Performans sanatlarında ritim, tempo, jest ve anlam bedende sadece sahnede buluşur. O anda sanatçı olmanın vermiş olduğu hazzı, performans başarılı olduğunda ise yaşayacağı gururu düşünür. Derviş ise kendini düşünmez, bilakis o performans içinde kaybeder, yok olur. Irmağa karışan bir bardak su gibidir, meclisin içinde yok olmuştur. Aldığı manevî zevkin haddi hesabı olmaz ve bitmez.

Zikir meclislerinde Allah zikredilir. Allah teala kendini zikredenlere karşı ihsanlarda bulunur. Yukarı anlatmaya çalıştıklarım bu ihsanlardan sadece bir kısmıdır.

Allah bizi bu ikramlarından mahrum bırakmasın. Amin.




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Farsça ve Türkçe Mesnevilerde Miraciye Bölümleri

Şu soruların cevabını merak ediyorsanız izlemenizi tavsiye ederim.
Hz. Peygamber’den önce miraç gerçekleşmiş miydi?
Şii kaynakları ile bizim kaynaklarda anlatılan miraç arasında fark var mı? Varsa neler?
Fars edebiyatında çok sayıda miraciye var. Bu miraciyelerin ortak özellikleri nedir?
Türk ve Fars edebiyatındaki miraciyeler daha çok mesnevilerin baş tarafında yer alıyor. Bunun sebebi nedir? Mesela bir aşk mesnevisinde miraciye neden yer alır?
Fars ve Türk edebiyatındaki miraciyeler arasında ne tür farklar var?
Tüm miraciyelerde gördüğümüz motif ve olay var mı?
Miraciye şairleri daha çok hangi noktalarda eserlerini diğerlerinden farklılaştırmaya çalışmış?
Burçlar neden miraciyelerde yer alıyor?
Miraciyelerde sidretü’l-münteha nasıl anlatılmış?
Refref nasıl tarif ediliyor?
Kâbe kavseyn ev ednâ nasıl tarif ediliyor?
Cennet ve cehennem tasvirleri var mı?

Eğitimci, arşivci ve tarihçi olarak Muallim Cevdet

Muallim Cevdet’i önemli yapan özellikleri
Eğitimci, arşivci ve tarihçi olarak Muallim Cevdet
Katip Çelebi’nin üç asır sonra gelmiş eşiydi, deniliyor. Hangi yönleri benzetiliyordu?
Bakü’de bir öğretmen okulu kurup idareciliğini yapıyor. Neden Bakü’ye gitti? Orada okul kurmak dışında neler yaptı?
Neden Avrupa'ya gitti ve tahsil gördü? Bulgaristan’a satılan arşiv belgeleri konusunu gündeme getiren Muallim Cevdet.
Hakkında kitap yazdığı Babanzade Ahmet Naim’in yanına defnedilmesinin özel bir nedeni var mı?
Muallim Cevdet’in yetişmesinde tesir eden birkaç isim
Muallim Cevdet hangi yönleri ile tarif edilir? Onca hoca varken Askerî Din Dersleri kitabını neden Muallim Cevdet yazdı?
Tasavvufla olan ilgisi
John Dewey’in Türk hükümetine verdiği eğitime dair raporu neden eleştirdi?
Arşivciliği ve kütüphaneciliği nerede öğrendi?

ismailgulec.net