Sakine Bacı’nın Namaz Tarifi

Hakan Alvan Kadın Şairlerden İlahiler başlıklı değerli bir çalışmaya daha imza attı. Onlarca yıldan beri derlediği, topladığı maneviyat dili ile söylenmiş irfanî şiirler arasından 53 hanım şaire ait manevi değeri yüksek 59 şiiri bir araya getiren Hakan Alvan, bestelenmemiş olanları da besteleyerek ülkemizde tasavvuf musikisi denilince akla gelen icracılarının neredeyse hepsine okutarak çok değerli bir hazineye sahip olmamızı sağladı. Müteşekkiriz, medyun-ı şükranız.

“Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde” sözünün düstur kabul edildiği tasavvufî gelenekte, kadınlar tarafından söylenen şiirler, istikamet bulmakta zorluk çektiğimiz şu buhranlı dönemde toplumun ayakta kalmasının yegâne dayanağı olan kadınlarımıza, büyük kadınların sözlerini hatırlatarak ışık tutması bakımından da çok değerli bulduğumu ifade etmeliyim.

Allah’a yakarış ve Hz. Peygamber’e muhabbet ile dolu şiirlerin yanı sıra mürşidâne eda ile söylenmiş öğüt ve nasihat içeren şiirlerin de bulunduğu çalışmanın önemli bulduğum bir diğer yönü, toplumun her kesiminden, Azerbaycan’dan Balkanlara, Diyarbakır’dan Trabzon’a kadar Türkçe konuşulan geniş coğrafyadan kadınların olmasıdır. Bu çeşitlilik bize yitirmeye başladığımız irfanın ve hikmetin toplumun bir kesimine veya bir tarikata mahsus olmadığını gösteriyor. Kaybettiğimiz şeyin ne kadar değerli olduğunu görmek ise bizi hem üzüyor hem utandırıyor.

Şairliğiyle bildiğimiz ülke çapında bilinen kadınların yanı sıra mensubu olduğu tarikat erbabınca bilinen kadın şairler olduğu gibi sadece ailesi tarafından bilinen ve ilk kez kitapta gördüğümüz ve tanıdığımız kadın şairler var. Kitap hakkında bir kanaat oluşması için şairler içinde aynı zamanda bir geleneği temsil eden Sakine Bacı’yı ve şiirini örnek olarak verelim.

Sakine Bacı

Anadolu’daki önemli irfan ocaklarından biri olan Şeyh Şücaaeddin Veli Dergahı’nda yetişen Sakine Bacı’nın nefesine geçmeden önce Şeyh Şücaeddin Veli hakkında birkaç cümle kurmak isterim.

Ahmet Yaşar Ocak’ın Kalenderî şeyhi olduğunu söylediği Şeyh Şücaettin Veli’nin yaşadığı 14-15. asırda henüz Bektaşilik ve Alevilik teşekkül etmemişti. Dolayısıyla Şücaeddin Veli için Bektaşi veya Alevi demek pek mümkün değil. Ancak Kalanderi şeyhlerin Bektaşiliğin teşekkülündeki tesirini biliyoruz. Ayrıca Kalanderi şeyhlerinin abdalan-ı Rum zümresinin önde gelenlerinden olduklarını, Osmanlıların Anadolu ve Balkanları fetihleri esnasında üstlendiği önemli vazifeler ve katkılardan dolayı yaşadıkları dönemin büyük gazilerinin hürmet ettiklerini de biliyoruz. Şücaeddin Veli abdalan-ı Rum’un en çok hürmet gören büyüklerindendir. Dönemin kaynakları Şücâüddin Velî’yi dönemin diğer sûfîlerinden daha üstün görürler.

Kendisi adına yazılan Vilâyetnâme’de “kaşı kirpiği yoluk” olarak tasvir edilen Şücâüddin Velî’nin Kalenderîliği dönemindeki diğer bazı şeyhlerin tepkisini çekmesine rağmen yüksek rütbeli Osmanlı gazileri ona hürmet etmekten çekinmemişler. Hatta onun Molla Fenârî ile yaptığı bir görüşmede bazı fıkhî konuların çözümünde Fenarî’ye yardımcı olduğundan bile bahsedilir.

Şeyh Şücaeddin Veli Dergâhı postnişini Ali Rıza Hâdî Efendi’nin kızı olan Sakine Bacı 1840’ta dünyaya gelir ve Bektaşi geleneği içinde yetişir. Şiirlerinde yetişmiş olduğu geleneğin inanç dünyasını aksettiren Sakine Bacı dört kapı ve kırk makam üzerinde durur, ehl-i beyt ve Hz. Peygamber muhabbetinin kokusu onun her mısraına sinmiştir.

Kendisine verilen görev nedeniyle cem ayinlerine katılamadığı zamanlarda ayinde imiş gibi hissederek şiirler yazdığı anlatılır. 1935’te 95 yaşında vefat eden Sakine Bacı doğduğu dergâhın haziresine defnedilir.

Hakan Alvan’ın kitabına aldığı Sakine Bacı’nın nefesi aktarmadan önce hatırlatmak istediğim bir husus var. Bir mürşidin kızı olan Sakine Bacı, hayatı dergâh çevresinde geçmiş, erenlerin meclisinin müdavimi olmuş, babasının sohbetlerinden feyz almış, ehl-i beyt sevgisini iliklerine kadar hissetmiş, her anı muhabbet ile geçmiş, hanım olarak hanımların müşküllerini çözmüş, tarikat terbiyesi içinde yetişmelerine nezaret etmiş bilge bir hanım. O yüzden onun sözlerini sıradan bir şiir olarak okumak eksik olur. Onun şiirleri aynı zamanda babasından öğrendiklerini yansıtan bir ayna olduğunu da göz önünde bulundurmak gerekiyor.

Terk Eyleme Kıl Namazı
Sabah namazına uyan
Terk eyleme kıl namazı
Türlü kokulara boyan

Terk eyleme kıl namazı
Öğleni kılmazsan kalır
İmanını şeytan alır
Mekânın cehennem olur
Terk eyleme kıl namazı

İkindiye hazır olun
Erenleri nâzır bilin
Akşam namazını kılın
Terk eyleme kıl namazı

Yatsı namazını gözet
Kılıp menziline ilet
Olursun tâmûdan âzâd
Terk eyleme kıl namazı

Hakk’ın nûruna batarsın
Canın cennete atarsın
Sâkine der ne yatarsın
Terk eyleme kıl namazı

Sakine Bacı’nın bu nefesi namazın ne kadar önemli olduğuna işaret ediyor. Dervişlerini uyaran Sakine Bacı nefesine bir tembih ile başlıyor. Sabah namazına uyan. Daha sonra nefesin nakarat mısraı geliyor: Terk eyleme kıl namazı. Nefes baştan sona namazı kılmanın ne anlama geldiği ve neler kazandırdığını anlatıyor.

Günü sabah namazı ile başlatan Sakine Bacı aynı zamanda ne zaman kalkacağımızı da söylemiş oluyor. Üzerine güneşin doğmadığı veya güneşin doğuşunu görmediği bir gün olmayan bir insandan bahsediyoruz. Sabah namazına kalkan kimse türlü kokulara boyanır. Sakine Bacı’nın bahsettiği koku sabah rüzgarının getirdiği insana ömür katan cennet kokusu olduğu gibi aynı zamanda kulun sabah namazını kılarken ve kıldıktan sonra büründüğü farklı hâllerdir. O hâllerin hiçbirinin tekrarı olmaz, bir kere ve bir anda yaşanır ve her sabah farklı bir hâl yaşanır.

İkinci dörtlük öğle namazından bahsediyor. Öğle namazı kılınmadığı zaman şeytan imanı çalar ve gün cehennem olur. Şeytanın imanı çalması, günün hayhuyu içinde Allah’ı dolayısıyla adaleti, iyiliği unutmak anlamına gelir. Oysa gün boyu işlerimizde haktan, adaletten, güzellikten ve iyilikten ayrılmamalıyız. Namaz bize bunları hatırlattığı zaman namaz olmakta, hatırlatmadığı ve imanımızı şeytana sattığımızda ise veyl edilen namazlara dönmekte.

Üçüncü dörtlükte ikindi ve akşam namazlarından bahseden Sakine Bacı ikindi vaktinin erenlerin vakti olduğunu söyler. İkindi günün çalışma kısmının bittiğini haber verir. Artık yavaş yavaş dükkanlar kapanır, tezgahlar örtülür, evlerin yolu tutulur. İkindi ile akşam arası ibadet, okuma, zikir ve sohbet zamanındır. Maalesef bizim trafikte geçirdiğimiz bu saatler kişiyi yetiştiren, güzelleştiren amelleri işlediği bereketli saatlerdir. Erenler hem sohbetlerde hem zikirlerde nâzır olur, haberdar olur. Sohbet edilecekse erenlerden ve hâllerinden bahsedilir. Zikredilecekse onların da isimleri geçirilir. Böylece vakit onlarla birlikte geçirilmiş olur.

Günün son namazı yatsı dördüncü dörtlüğün konusudur. Yatsı namazı da kılınıp menziline iletilir, yani sorumluluk yerine getirilmiş olur ve namaz gerçek sahibine gönderilir. Menzile iletmek namazı hakkıyla kılmaktır. Çünkü ancak hakkı verilerek kılınan namaz kabul edilir. Öbür türlüsü birtakım beden hareketlerinden farksızdır ve menzile ulaşmaz. Menzile ulaşması namazın hakkını hem namaz esnasında hem de namaz dışındaki vakitlerde vererek Hakk’ın huzurunda olduğunu unutmamak ile mümkündür. Tamudan yani cehennemden kurtulmak ise ancak böyle namaz kılmakla mümkündür. Cennette Hakk’ın huzurunda ve cemalinin karşısında olacak müminler bu dünyada da namazda ve işlerinde güçlerinde daima kendilerini Hakk’ın huzurunda imiş gibi bilerek cenneti bu dünyada yaşarlar. Aksi ise mümin için cehennemdir. Sakine Bacı hem bu dünyada hem de ahirette cehennemden kurtulmaktan bahseder.

Son dörtlükte sözlerini toparlayan Sakine Bacı sabah başlayan güzel kokunun gece vakti nura dönüştüğünü hatırlatır. Hakk’ın nuruna batmak, onun cennetine girmek, dünyayı unutup zevk deryasına dalmak, o hâl ile uyumaktır. Bu hâl ile yatağa girmek cennete girmek gibidir. Mutlu, huzurlu, neşeli ve zevkli bir uyku kişi için cennettir. Kendisine ne yatarsın diye seslenmesi ile iki şeyi kasteder. İlki sabah namazı vaktinde kalkmayı ve gün boyu namazı ihmal etmemeyi. İkincisi ise yatsı namazını kılıp yattıktan sonra geceyi uykuyla geçirmemeyi, gecenin bir vakti kalkıp teheccüd namazı kılmayı.

Namaz kılmanın sadece namaz kılmak olmadığını anladığımız zaman başka şeyleri de anlamaya başlayacağımızı bir bilsek.

Sakine Bacı’nın tavsiyelerine uyanlardan olmayı niyaz ediyor, ağzından hikmet pınarları dökülen tüm kadın şairlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Öğretilmesi ihmal edilmemesi gereken konular

Çocuklara felsefe ve düşüncenin aktarılması neden önemli?
Bir çocuk kaç yaşında felsefe ile karşılaşmalı?
Çocuklara yönelik yazmak ile yetişkinlere yazmak arasındaki fark
Çocuklar için düşünce yolculukları fikri nasıl doğdu?
Çocuklara mahsus bir dil oluşturulmalı mı?
Felsefe ve düşünceyi çocuklara anlatmayı başarmak için nelere dikkat edilmeli?
Çocuklara felsefe anlatırken en çok zorlanılan konu
Yazar bir hikâye anlatıcısı mıdır, eğitici midir ya da rehber mi?
“Düşündürmek” ile “bilgi vermek” arasındaki denge
Bilgiyi hikâye etmenin zorlukları
Çocuklar en çok hangi düşünmeye ihtiyaç duydukları konular

Mecelle ve Osmanlı hukuk tarihindeki yeri

Mecelle hangi ihtiyaçtan doğmuştur? Dönemin yöneticileri neden böyle bir kanun hazırlama gereği duydu?
Mecelle’nin hazırlanmasında görev alacak hukukçuları kim nasıl seçti? Hangi özelliklerine dikkat edildi?
Mecelle hazırlanırken klasik fıkıh geleneği ile modern hukuk arasında nasıl bir ilişki kuruldu?
Mecelle’nin başındaki küllî kaideler neden bu önemli?
Bu kaidelerin günlük hayatta bir karşılığı var mı?
Mecelle’nin dili ve üslubu hakkında ne söyleyebiliriz? Diğer hukuk metinlerinden farklı bir tarafı var mı?
Mecelle daha çok hangi konuları ihtiva ediyor? İnsanların günlük hayatını nasıl etkiledi?
Osmanlılarda Mecelle hükümleri nasıl öğretiliyor ve uygulanıyordu?
Mecelle bugünün hukuk sistemine hitap ediyor mu?
Günümüz hukuk düşüncesinin Mecelle’den alabileceği ilkeler var mı?
Mecelle’yi bugün yeniden okumak bize nasıl bir düşünce ufku kazandırabilir? Hukuk talabeleri okumalı mıdır?

ismailgulec.net