Unuttuğumuz bir kelime: Hamiyet

Türkçede beğendiğim, duyduğumda beni tarif etmekten aciz bırakan duyguları yaşadığım kelimelerden biri de hamiyet. Niçin sevdiğimi anlatabilmek için sözlüklerde geçen anlamlarını vermeliyim.

Arapça olan kelime Arapça sözlüklerde “bir şeyin ateşte kızması, öfkelenme, bir işi yapmaktan kaçınma, himaye etme, kıskanma” anlamlarına geliyor. Kâmûsu’l-Mûhît’de ise “Ashâb ve rüfekâsını himâyet eder olan adama denir”, “Bir nesneden mü’ziyâtı men ile hıfz eylemek manâsınadır ki korumak ta’bîr olunur” anlamları verilmiş.

Hamiyet daha sonra ahlâk ilmi içinde “namus, din, vatan gibi üstün değerleri koruma, bunların saldırıya uğramasından dolayı öfkelenme, savunmak için harekete geçme” anlamında kullanılan bir ahlâk terimi olmuş. Bir insanın değerli bulduğu konulara saldırılması durumunda tepki vermesi ahlâkî bir erdem olarak değerlendirilmiş. İslam Ansiklopedisi’ndeki maddede Râgıb el-İsfahânî’nin, öfke duygusu bakımından en ideal insanın yavaş öfkelenip çabuk sakinleşebilen kimse olduğunu söylediği, ancak bu sakinlik ve ağır başlılığın hamiyet ve gayretin öldürülmesi noktasına kadar götürülmemesi gerektiği görüşüne dikkat çekilir. Gazzalî “Öfkesi ve hamiyeti büsbütün kaybolmuş insan gerçekte eksik bir insandır” sözünü aile, namus, şeref, din gibi tüm insanlar için üstün kabul edilen değerlerin ancak hamiyet duygusu sayesinde korunulabileceğini düşünerek söyler.

Kelime Türkçeye geçerken Arapça sözlüklerdeki anlamından daha çok ahlâkî bir terim olan anlamını kazandığını ve değer olarak millî değerlerin öne çıkarıldığını en sık kullanılan sözlüklere baktığımızda farkediyoruz:

Kamus-ı Türkî: İnsanın memleketini, aile ve taallukâtını tecâvüz ve hakaretten himâye ve muhafaza etmesi gayreti.

Lugat-i Nâcî: İnsaniyete hususuyla millete ait fezâilin hulâsa-i meânîsini câmi’ bir kelime-i mukaddesedir. Muttasıfı müşârün bi’l-benân olur.

Kâmûs-ı Osmanî: Gayret ve nâmusa taalluku sebebiyle bir şeyden âr ve istinkâf etmektir ki insâniye ve bâ-husûs milliyete âit kâffe-i fezâilin zübde-i meânîsini câmi’ bir haslet-i pâkizedir.

Mükemmel Osmanlı Lügati: Gayret ve nâmusdan nâşî bir şeyden âr ve istinkâf eylemekdir ki fezâil-i âliyedendir.

Kubbealtı Lügati: Milletinin, yurdunun, yakınlarının şerefini koruma gayreti, millî şeref ve haysiyet, fazîlet.

Hamiyet ile birlikte geçen ve en az onun kadar önemli olan bir kelime daha var: Bu kelime milletimizin aziz ve mukaddes kabul ettiği şeylere yabancıların el uzattığını, göz diktiğini görmeye tahammül edememe duygusu olan gayret.

Korunması ve hassasiyet gösterilmesi gereken aziz ve mukaddes kabul edilen değerlere de şeâir diyoruz. Türkler Müslüman olduklarından beri vatan ve bayrağın yanına ezan, Kuran, Hz. Peygamber’i de eklemişler, gözü gibi sakınmışlar, kimsenin bu değerlerine el uzatmasına izin vermediler. O yüzden hamiyet-i diniyye denildiğinde aynı zamanda hamiyet-i milliye de anlaşılır. Birbirinden bağımsız düşünen, birinde gösterdiği hassasiyeti diğerinde göstermeyenler pek makbul kabul edilmez.

Namık Kemal, Mehmet Akif, Yahya Kemal, Necip Fazıl, Sezai Karakoç ve daha nice şairin hamiyet-i diniyye ve milliyeyi terennüm eden şiirleri var. Mehmet Akif’in “Ey müslümanlar, Allah'tan, nasıl korkmak lazımsa öylece korkunuz» ayet-i kerimesini nazmen tercüme ettiği şiirini şu mısralarla bitirir:

O, doymak bilmeyen, ma'buda kurbandır haya hissi,
Hamiyyet, ademiyyet hissi, ulvî hislerin hepsi!

Bu hissizlikle cem'iyyet yaşar derlerse pek yanlış:
Bir ümmet göster, ölmüş ma'neviyyatıyle sağ kalmış?

Mehmet Akif hamiyetin aynı zamanda Allah korkusunun da konusu olduğunu hatırlattığı bu dizelerde hamiyet olmadığında ümmetin de toplumun da yaşayamayacağını görüp yaşadıklarının yanı sıra okuyup bildiklerinden yani ilminden ve irfanından yola çıkarak söylüyordu.

Bu topraklarda bin yıldır yaşıyorsak bunu ecdadımızın hamiyetli ve gayretli oluşuna borçlu olduğumuzu unutmamalıyız. Gelecek nesillere borcumuzu ödeyebilmek, istikbalden endişe etmeden yani bu toprakların Türk yurdu olarak kalmasını sağlamak sahip olacağımız bizi diri tutan hamiyet ve gayret duyguları ile mümkün olacaktır.

Maalesef insanı yücelten, insan yapan hamiyet kelimesini bugün artık neredeyse hiç kullanmıyoruz. Kullanmadığımız her kelime ile sadece bir kelimeyi kaybetmiş olmuyoruz, kelimenin taşıdığı anlamı ve değerleri de kaybediyoruz.

Hamiyet ve gayret gibi bir haslet-i pâkizeye sahip olmadan şeâir-i diniyyeyi ve milliyeyi koruyamayız. Düşman artık eskisi gibi orduları ile bayrağı indirip ezanı susturmaya çalışmıyor. Ezan ve bayrak için canını verenlerin çocuklarına yaptırıyorlar. Maalesef biz de çocuklarımızda bu duyguları aktarmada yeterince başarılı olamıyoruz.

Ne mutlu çocuklarına hamiyet-i diniyye ve milliye duygusunu verebilenlere…




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Taberî tefsiri neden önemlidir?

Taberî’yi özel kılan şey nedir?
Taberi dinî ilimler çalışanlar için neden önemli bir isimdir?
Taberî'nin yetiştiği ortam
Taberî’nin birçok hacimli eser hazırlamasının sebebi
Taberî Tefsirî neden önemli?
Onun tefsirini diğer tefsirlerden ayıran özelliği nedir?
“Bir de tarih kitabı var, Tarikh al-Rusul wa al-Muluk. Bu eser bize nasıl bir dünya sunuyor?
Taberi’nin görüşleri genel olarak kabulü mü yoksa eleştirildi mi?
Tabarî’yi yaşadığı dönemde nasıl karşılıyorlardı?
Bugün Taberi’nin eserleri hâlâ okunuyor mu? Kimler okuyor?
Tefsir okumak isteyen birinin Taberi’den başlaması doğru mudur?
Kimler tefsir okuyabilir? Tefsir okumaya nereden başlamak lazım?
Taberi hakkında yanlış bilinen şeyler var mı?
Bu alana ilgi duyan izleyicilere nereden başlamalarını önerirsiniz?

Öğretilmesi ihmal edilmemesi gereken konular

Çocuklara felsefe ve düşüncenin aktarılması neden önemli?
Bir çocuk kaç yaşında felsefe ile karşılaşmalı?
Çocuklara yönelik yazmak ile yetişkinlere yazmak arasındaki fark
Çocuklar için düşünce yolculukları fikri nasıl doğdu?
Çocuklara mahsus bir dil oluşturulmalı mı?
Felsefe ve düşünceyi çocuklara anlatmayı başarmak için nelere dikkat edilmeli?
Çocuklara felsefe anlatırken en çok zorlanılan konu
Yazar bir hikâye anlatıcısı mıdır, eğitici midir ya da rehber mi?
“Düşündürmek” ile “bilgi vermek” arasındaki denge
Bilgiyi hikâye etmenin zorlukları
Çocuklar en çok hangi düşünmeye ihtiyaç duydukları konular

ismailgulec.net