Çekiç ile Örs Arasında Mehmet Akif Ersoy

Malûmunuz, içinde bulunduğumuz sene, yani 2021 yılı, Cumhurbaşkanımızın, İstiklâl Marşı'nın kabulünün 100. yılı olması münasebeti yayımladığı bir genelgeyle "Mehmet Âkif ve İstiklâl Marşı Yılı" olarak kutlanıyor.

Bu yıl vesilesi ile Mehmet Âkif'i anlatan çok sayıda yeni kitap ile tanıştık, tanışmaya devam ediyoruz. Bunlar arasında özellikle birini diğerlerinden çok farklı buldum: Ahmet Güner Sayar hocamızın telif ettiği Çekiç ile Örs Arasında Mehmet Âkif Ersoy isimli kitap.

Ahmet Güner Sayar'ın kitaplarının iki önemli özelliği olduğunu düşünürüm. İlki, ciddi bir ilim adamı titizliği ve dikkatinin hemen göze çarpması. Diğeri de ilmî kitaplarda görmeye pek alışık olmadığımız, hikâye veya roman gibi metni okunabilir kılan akıcı ve güzel Türkçe. Bu kitaba mahsûs üçüncüsünü ilâve etmek gerekir ki, o da şahsî tecrübeleri ve tanıklıkları ile kitabını zenginleştirmesi. Bu kitabın yazılış öyküsünde de Ahmet Güner Sayar'ın çocukluk yıllarının tanıklıkları var. Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat Bölümü hocasının Mehmet Âkif ile tanışması, henüz sekiz-dokuz yaşlarında iken annesi ile birlikte gittiği Edirnekapı'daki mezarlık ziyaretlerine dayanıyor.

İlk tanışma

Sayar Hoca, Mehmet Âkif'i, Edirnekapı Necatibey Kabristanında medfun anneannesinin kabrini ziyaretleri sırasında keşfeder. Annesi, kendi annesinin kabrini ziyaretin ardından Mehmet Âkif'in mezarını da ziyaret etmesi Ahmet Güner Sayar'ı Mehmet Âkif'le tanıştırır.

Bu ziyaretten sonra ikinci tanışma, Ahmet Güner Sayar'ın henüz ortaokul öğrencisi iken eline geçen Safahat ile olur. Safahat'ı okudukça Mehmet Âkif'i daha çok seven Ahmet Güner Sayar, Mehmet Âkif'in de kendi gibi bir Fatihli, has İstanbullu olması ile ayrı bir gurur duyar.

Üçüncü tanışıklık, Mehmet Âkif'in yakın arkadaşı Babanzâde Ahmed Naim ve Hasan Sabri Efendi ile Ahmet Güner Sayar'ın dedesi Yusuf Bahrî Efendi'nin Ahmet Âmiş Efendi'nin dervişi olmaktan kaynaklanan sohbet arkadaşları olmasıdır.

Dördüncü tanışıklık, Mehmet Âkif'i tanıyan ve bilen zevât ile yapılan görüşmeler, özellikle Süheyl Ünver ve Abdülbâkî Gölpınarlı'dan dinledikleridir. Bu tanıklıklar kitabı diğerleri arasında müstesna bir yere oturtmakta.

Hocamızın Mehmet Âkif ile olan tanışıklığı, Sabri Ülgener'in eserlerini yayına hazırlarken Ülgener'in bahsettiği iktisadî zihniyet dünyasındaki çatışmaların toplumsal atâlete dönüşmesinin ıstırabını, Mehmet Âkif'in terennüm ettiğini görmesini sağlayacaktır.

Dipnotlar

Ahmet Güner Sayar'ın kitaplarını okuyanlar bilir, hocamızın dipnotları da ayrı bir kitap gibidir. Onun ince dikkati ve gördüğü kimi hilâf-ı hakîkat görüşleri tashih beyânında yazdıklarını okumak ayrı bir zevktir. Üstte Mehmet Âkif anlatırken çizginin altında Mehmet Âkif'le ilgili başka bir yerde bulamayacağımız bilgilerin yanı sıra hocamızın titiz araştırmacılığına delil olarak gösterebileceğimiz hatırı sayılır miktarda çalışma esâmîsi yer alır. Dikkatli ve ilgili bir araştırmacı, dipnottaki bilgilerden yeni araştırma konuları ve yazılar çıkarabilir.

Hz. İnsan olan Mehmet Âkif

Ahmet Güner Sayar'ın kitabının yeni çıkan kitaplar arasındaki yerini soracak olursanız bakış açısı derim. Bu bakış açısı, Ahmet Güner Sayar'ın yaşadığı semtten, ailesinden, hocalarından ve çalışmalarının sonucunda ulaştığı kanaatlerden temellük ettiği fikirlerden neş'et eden bir bakış açısı. Bir yönüyle çok nesnel iken, bir yönüyle de o kadar öznel. Artık ikisi arasındaki farkı görmek okurun basiretine kalıyor.

Ahmet Güner Sayar kitabında ısrarla Mehmet Âkif'i bize mükemmel bir kişi ve sağlam bir mü'min portresi çizmeye çalışıyor. Bu ikisine de itiraz edecek bir Mehmet Âkif uzmanı olacağını düşünemiyorum. Özellikle tasavvufi tecrübesine dair bir şey bilmediğimiz Mehmet Âkif'i, Fatih türbedârı Âmiş Efendi üzerinden ve velâyet ile anlatması, tam olarak telâffuz etmese de hocamızın Mehmet Âkif'i bir velî, bir ermiş olarak gördüğünü veya öyle olduğunu düşündüğünü gösteriyor. Hayatı sıkıntı ve darlık içinde geçen Mehmet Âkif, siyasi görüşleri bir kenara konularak değerlendirildiğinde onda bir kişide olması muhtemel kusurlardan hiçbirinin bulunmayışı bizi de ikna edecek gibi görünüyor.

Onunla dost ve arkadaş olmak, Halil Nihat Boztepe'nin de ifade ettiği gibi;

Cenâb-ı Âkif Bey'i görmüşsünüz ne mutlu size
Hüdâ onun gibi bir yâr-ı mihribân mı verir

Dünyada sahip olunacak en kıymetli hazinelerden birine sahip olmak gibi bir şey. Bizim de bu hazineye sahip olma imkânımız var. Ama önümüzde aşılması gereken iki zorluk var. İlki, Neyzen Tevfik'in dediği gibi, Âkif'i anlamak pek kolay değildir ve ince iştir. Zaman zaman herkesin en azından adını bildiği ve birkaç şiirini ezbere bildiği Âkif'in;

Sessiz yaşadım, kim beni nereden bilecektir

mısraını acaba onu anlayacak kişi sayısının az olacağına işaret etmek için mi söyledi diye düşünürüm.

İkincisi de onun gibi sağlam bir mümin ve iyi biri olmak kâfî.

Ahmet Güner Sayar'ın Âkif'e biraz tasavvufî neş'e ile yaklaşması kimilerince eleştirilebilir. Hatta Âkif''in tamamen yanlış anlaşıldığına dair görüşlerini iddialı bulanlar da olabilir. Ama bu muhtemel eleştiriler, Âkif'i sevenlerin kitabı okumalarına mâni değil.

Kitabın sonunda verilen Muallim Vahyî Bey'in Âkif'in vefâtı üzerine yazdığı mersiyenin son mısraı şöyle bitiyor:

Es-selâm şâirü'l-İslâm kalemü'l-Hak, es-Selâm

Biz de yazımızı Âkif'i sevenlere ve ona benzemeye çalışanlara da selâm olsun diyerek bitirelim.

Bir selâm da Ahmet Güner Sayar'a. Bizi Cenâb-ı Âkif Hazretleri ile tanıştırdığından dolayı.




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Akademi

Akademik çalışma, tez, makale ve sunumlarımı görebileceğiniz sayfadır...

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Hiç değil feryâdıma sırrım uzak,
Nerde bir göz, nerde bir candan kulak!

Sır Hz. Mevlana’nın latif ruhları, nale ve feryad İlahî sırlar ve Rabbanî hakikatlere dair sözler. Göz ve kulak bedenimizdeki göz ve kulaktır.

Mevlana hazretleri “benim sırrım, benim feryad u figanımdan ayrı değildir. Ancak onu duyacak kulak görecek göz yok” buyuruyor. Demek ki gözümüzün önünde cereyan ettiği halde göremediğimiz bazı hakikatler var.

Ney nasıl neyzenin ağzından çıkan nefesi sese dönüştürüyor ise sırrım da feryad ve figana dönüştürüyor. Neyzenin nefesi nasıl sesin içinde ise benim sırrım da feryadımda saklı.

Mesnevi Dersleri 5 ve 6. Beyitler

Men be-her cem’iyyetî nâlân şodem
Coft bed-hâlân u hûş-hâlân şodem

Ağladım her yerde hep ah eyledim.
Gördüğüm her kul için ‘dostum’ dedim.

İkinci mısra ilk mısrayı açıklamaktadır. Bed-hâl şehvet ve hevesine düşkün olanlar, hoş-hâl ise zühd ve takva ehlidir. Bed-hâl olanlar çok olduğu için önce söylendi.

Beytin manası şöyledir: Ben her cemiyette, şehvet ve nefsine düşkün olanların da, zühd ve takva sahibi olanların da meclisinde ağladım, inledim. Yani onlarla oturup kalktım. Bu oturup kalkma onlarla birlikte onların yaptıkları işi yaptım olarak da anlaşılır, onlarla birlikte oturdum, bana geldiler şeklinde de anlaşılabilir.

ismailgulec.net