Tarih derslerinde hangi kitapları tavsiye edilmeli?

Geçenlerde ehibbâdan biri durduk yerde bir soru sordu:

Bir lisede tarih öğretmeni olsan çocuklara hangi kitapları tavsiye edersin?

“Bu da nereden çıktı şimdi” der gibi bakınca peşinden ilave etti:

- Bizim çocuk lise 3. sınıfta okuyor. Tarih öğretmeni her dönemde iki olmak üzere şu dört kitabı tavsiye etmiş.

Dedi ve kitapların isimlerini söyledi. Çok şaşırdım çünkü tarih öğretmeninin tavsiye ettiği kitaplardan biri bir gönül ve kültür adamına aitti ve aralarında bildiğim tek kitap oydu. Diğer üç kitaptan ikisini ilk kez duydum, diğerini ise bugün üniversite tarih hocaları arasında bir anket yapılsa ve gençlere okutulacak üç kitap ismi sorulsa hiçbirinin ismini yazmayacağı, ismi söylenerek sorulduğunda ise “asla okutmayın” cevabını alacağınız bir tarihçiye ait idi.

Diğer iki kitabı biraz soruşturdum. İlki tarihte ilginç olayları hikayeleriyle anlatan bir esermiş. Dili ve üslubu hakkında, okumadığım için bir şey diyemeyeceğim ama konusu itibarı ile itiraz edilebilecek bir kitap gibi durmuyordu. Eğer Türkçesi iyi ve ifadesi de kuvvetli ise çocukların dikkatini çekebilecek bir kitaba benziyordu.

Diğer kitap İstanbul’da 20 kadar tarihi mekânı tanıtan gezi rehberi mahiyetinde bir kitap imiş. Onu da okumadığım ve verilen bilgileri ve veriliş biçimini bilmediğim için bir şey diyemeyeceğim. Ancak bu kitap İstanbul’daki okullarda okutulmasına itiraz edeceğim bir eser gibi gelmedi. Ama bu esere gelinceye kadar başka kitaplar yok mu diye soracak olsanız var der ve birkaç kitap ismi zikredebilirim.

Diğer iki kitabın ise biri tarihi siyasi ve politik görüşlerini karıştırarak anlattığı için tarihçiler arasında muteber olmayn bir tarihçiye aitti ve sorduğum hiçbir ciddi tarih hocası kitaplarını tavsiye etmedi. Hatta çocuklardan zararlı madde gibi uzak tutulması gerektiğini söylediler. Dördüncü kitap bir hatırat. Tarih dersi için uygun olup olamayacağını bilemedim ama yazarından dolayı, okumasında zarar olmadığı gibi bilakis faydalı olacağını düşündüğüm bir kitap.

Bu soru karşısında ben ne cevap vermeliydim?

Arkadaşımdan düşünmek için biraz süre istedim. Bu arada kitap bilgisine güvendiğim yaklaşık on kişiye aynı soruyu yönelttim. Bir kısmı “Beni bu işe bulaştırma.” dedi, bir kısmı sorumu cevapsız bıraktı. Diğerleri de farklı kitap isimleri verdi. Verilen listelerin nerdeyse hiçbiri aynı değildi. Üstelik sorduğum kişiler benzer düşünceleri paylaşan kimselerdi.

Sadece tarih değil, diğer dersler de düşünülerek lisede okutulacak kitapların belirlenmesinin kolay olmadığının farkındayım. Ancak şu soruların verilecek cevabın bize yol göstereceğini düşündüm:

Kitapları kim belirleyecek?

Kitaplar belirlenirken hangi ölçütler göz önünde bulundurulacak?

Kitapları kim belirleyecek?

Akla ilk gelen cevap tabi ki MEB olacak. Ancak meseleyi ciddi bulduğum için kanaatimce kimlerin söz sahibi olması gerektiğini sırasıyla yazayım. Aşağıda belirttiğim grupların etki düzeylerin aynı derecede olmayacağını da hatırlatmak isterim. Karar vermeye yetkili kurumların, paydaşların da görüşlerini alması gerektiğini bir kez daha hatırlatayım.

1. MEB: Bu konuda birinci derecede yetkili kurumun Bakanlık olduğunu söylememe gerek yok. Bakanlık son kararı vermeli ama hangi kitaplar olacağına karar verme süreçleri sağlıklı işlemezse ciddi sıkıntılarla karşılaşırız. Bir cemaat veya gruba mensup bir yetkilinin vereceği kararın nasıl olabileceğini tahmin edebiliyoruz. Bakanlık’ta ilgili daire başkanın kültür ve birikimine bırakılmayacak kadar ciddi bir mesele olduğu hatırdan çıkarmamalı ve mutlaka paydaşlar sürecin içine dahil edilmeli.

2. Sendikalar ve eğitimcilerin kurduğu dernekler: Bizde sendikalar bu işlerle ilgilenmezler ama ben olması gerektiğini düşündüğüm için yazayım. Sendikaların görevlerinden biri de öğretmenlerin görüşlerini kamuoyuna duyurmak olmalı. Tarih öğretmenlerinin üye olabileceği bir sendika olsaydı bu konuda yapacağı araştırmalar ve soruşturmalar ile güzel bir liste oluşturabilir ve Bakanlık’a ve kamuoyuna teklifte bulunabilirdi. İnşallah sendikaların böyle işlerle uğraştığı zamanları da görürüz.

3. Üniversite: Üniversitelerde tarih ve tarih eğitimi bölümleri hocaları, yaptıkları ve yaptırdıkları araştırmalarla öğrenciler için uygun kitapların belirlenmesinde ve belirlenen kitapların tarihi ne derece sevdirdiği ve öğrettiğine dair araştırmalar yaparak katkıda bulunabilirler. Yapılan araştırmalardan yararlanmak Bakanlık’a kalıyor.

4. Veliler: Keşke bizde velilerin oluşturduğu dernekler bir konfederasyon oluşturabilse ve onlar da seçilecek kitaplara dair görüşlerini söyleyebilseydi.

5. Aydınlar: Ülkenin önde gelen ve kahir ekseriyetin bilgisine ve irfanına güvendiği aydınlar da katkıda bulunabilir. Akıma Yusuf Kaplan’ın gençleri için hazırladığı 100 kitaplık okuma listesi geliyor. Benim edebi tarafını zayıf bulduğum bu liste dışında da kitap tavsiye eden birçok hocamız ve büyüğümüz var. Onlar da kaynaklık edebilir.

6. Öğrenciler: Kitapları okuyacak olanların da görüşlerinin alınmasında fayda olacağını söylememe gerek yok sanırım.

Hangi kriterlere göre belirlenecek?

Farklı okullarda öğretmenlik yapan arkadaşlar arasında yaptığım kısa bir soruşturmada, kitapların tamamen zümre tarafından belirlendiğini öğrendim. Zümreyi oluşturan öğretmenlerin görüşlerini değerli bulmakla birlikte mutlaka tüm okullarda okutulan ortak en az iki kitap olması gerektiğini düşünüyorum. Dört kitaptan ikisi ortak, diğer ikisinden biri hocaların tercihi diğeri de yaşanılan şehir ile ilgili olması gerektiğinden farklı olabilir. Bunun dışında ister ortak ister zümre tarafından belirlensin, tüm kitaplarda aramamız gereken birtakım özellikler olmalı.

Her sene dört kitap okutulsa dört senede on iki kitap olacağını düşünerek en az on kitaplık bir liste oluşturulabilir. Bu on kitabın nasıl olması gerektiğine dair görüşlerimi sıralayayım.

1. Her şeyden önce tarih derslerinin başta edebiyat olmak üzere diğer derslerden bağımsız düşünülmemesi gerekir. İlber Ortaylı’nın Bir Ömür Nasıl Yaşanır, Haluk Dursun’un Gençlere Hayat Bilgisi gibi kitapları okutulmalı. Çünkü bu kitapları okuyanlarda oluşacak merak diğer kitapları okunmasını teşvik edecektir.

2. Öğrencilere göre olmalı. Dil, üslup ve içerik muhataba göre seçilmeli. Okutulacak lisenin ve öğrencilerin durumu göz önünde bulundurulmalı. Fen lisesi öğrencisi de endüstri meslek lisesi öğrencisinin de okuduğu en azından bir müşterek kitap olmalı. Olmalı ki nesiller içinde ve arasında ortak bir dil oluşsun ve birbirine yabancı nesiller yetişmesin. Erhan Afyoncu’nun Herkes İçin Kısa Osmanlı Tarihi, Ali Satan’ın 100 Soruda Milli Mücadele gibi genel tarih bilgisi olan kitapları gibi.

3. Hissi tarafı olmalı: Bilgi vermek kadar önemli bir konu da hissettirmek olmalı. Kitap öğrenciyi içine çekmeli ve olayları yaşatmalı. Kemal Tahir, Feridun Fazıl Tülbentçi, Tarık Buğra, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Mehmt Niyazi Özdemir, Murat Sertoğlu, Yavuz Bahadıroğlu’nun romanları gibi.

4. Tarihi gerçekleri çarpıtmamalı.

5. Siyasi tarih kitapları olmamalı. Eskilerden Mithat Sertoğlu’nun Tarih Sohbetleri, yenilerden Emrah Safa Gürkan’ın kitapları gibi.

6. Kültür ve medeniyete dair olmalı. Semiha Ayverdi, Beşir Ayvazoğlu, Ahmet Yüksel Özemre, Mitat Enç ve daha bir çok isim sayılabilir.

7. Yaşanılan şehrin kültürü ve tarihini anlatan bir eser mutlaka okutulmalı. Yaşadığı şehri tanımayan, bilmeyen kişiden ne kendisine ne de memleketine hayır gelir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir’i ilk akla gelen eser. Erol Özbilgen’in Bütün Yönleriyle Osmanlı Adâb-ı Osmânî’si de okunmaya değer.

8. Haluk Dursun’un Osmanlı Coğrafyasına Yolculuk gibi gezi notları gibi Türklerin gönül coğrafyasını anlatan bir eser olmalı.

9. Türk tarihini sadece Türkiye ve Osmanlı’dan ibaret olmadığını gösterecek bir eser olmalı. Erol Güngör’ün Türkler, Çağatay Uluçay’ın İlk Müslüman Türk Devletleri ile Cengiz Aytmatov’un Beyaz Gemi’si gibi diğer Türk toplumlarının eserlerinden biri.

10. Dünya tarihinden bahseden bir eser olmalı.

Sadece kitap okutmak yetmez tabi ki. Geziler, sinema ve birtakım etkinliklerle kitaplar desteklenmeli.

Benim aklıma gelenler bunlar. Hiç şüphesiz bu konuda söylenecek daha çok şey var ve içinde bulunduğumuz iklimin bu konuları tartışmaya ne kadar müsait olacağını bilmemekle birlikte tartışılarak bir neticeye varılabileceğine inanıyorum.

Geleceğimiz, çocuklarımızın geçmişimizi öğrenmesinde. Bu gerçeği unutmayalım.




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Akademi

Akademik çalışma, tez, makale ve sunumlarımı görebileceğiniz sayfadır...

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Yurdudur engin: Balık kanmaz suya,
Rızk eğer eksikse: Gün dolsun mu ya!

Balıktan başka herkes suyuna kandı; rızkı olmayanınsa günü uzadı da uzadı.

Rûze gün gün takdir olunan vazife iken genelleşerek bir günlük rızık için kullanılır olmuştur.

Bu sözlerde âşık balığa, feyzi de suya benzetilmiştir. Balığın hayatı suyun içinde geçtiği gibi âşıkın sebatı da Hakk’ın feyziyle ve yardımıyladır. Bundan toprak üzerinde olan canlıların yaşaması hava ile balığın su ile olduğu anlaşılır. Hava ile suyun arasında fark havanın Hayy isminin, suyun ise Muhyî isminin mazharı olmasıdır. Hayy’da hayat gerçekten var olup diriltme tasavvur halinde iken, Muhyî’de ise ikisi de gerçekten vardır. Hava cisimlerin dışını, su ise içini soğutur. İlim ve marifetin ruhun sıfatları olmalarının nedeni de budur.

Kur’ân’da “Bütün canlıları sudan yarattık.” (Enbiyâ, 21/30) gelir. Yani her nesnenin aslı hayat ve hayatın aslı da sudur. Şehâdet ehli balık ve suya bağlı, hicab ehli ise toprakta yaşayan ve havaya bağlıdır. Tersi olmadı. Çünkü cisimle bilgi arasında bir ilişki yoktur.

Mesnevi 15-16. Beyitler

Derdimizden gün zamansız dolmada,
Her yanış bir günle yoldaş olmada.

“Geçti gün!” der, etmeyiz yersiz keder;
Var ol ey sen tertemiz insan! yeter.

Mevlana hazretleri burada eskilerin üslûb-ı hakîm dedikler, başkasına söyleyeceği sözü ve edeceği şikayeti veya uyarıyı sanki kendine söylüyormuş gibi dile getiriyor. Bunu neden yaparlar? Muhatabını incitmemek için, kızdırmamak ve önyargısız bir şekilde dinlemesi için yapar. Aksi takdirde kızıp dinlemeyebilir. Ama bu uyarının ilk mertebesidir, baktın anlamıyor, biraz daha açık söylemek gerekebilir. Mevlana’nın burada yaptığı kendi durumundan örnek vererek dinleyenlere ve okuyanlara ümit vermekte, ben de sizin gibiyim, sizin başınıza gelenler normal demekte.

Gamımız derken kamillerin de nakısların da gamını kasteder ancak ikisi de farklıdır. Kamil için makam, şöhret, zenginlik gamdır, kederdir, sıkıntıdır. Nakıs için ise onlardan ayrı kalmak, onlara kavuşamamak.

ismailgulec.net