Dağılmış incileri toplamaya’ yardım etmek

 

Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, 4/6 (Fall 2009) s. 213-230.

 

‘Dağılmış incileri toplamaya’ yardım etmek:

Şerh Tasnifi Meselesine Küçük Bir Katkı

İsmail Güleç*

OZET

Prof. Dr. Atabey Kılıç, 12–13 Nisan 2007 yılında İstanbul Üniversitesi’nde tertip edilen Prof. Dr. Abdülkadir Karahan Anısına I. Uluslararası Klasik Edebiyat Sempozyumu’nda sunduğu bildirisinde şerhlerin geçmişten günümüze henüz teorik bir zemine oturtulmadığı üzerinde durmuş, konunun önemine dikkat çektikten sonra şerhleri çeşitli yönlerden tasnif etmişti. Prof. Kılıç, tasnifinde şerhleri, geleneksel-modern, manzum-nesir, dil ve muhteva olmak üzere dört ana başlık altında örnekler vererek incelemişti. Biz de bu bildirimizde, Mesnevî şerhlerini biçim ve muhtevalarına göre tasnif etmeye çalışarak şerh geleneğimizi teorik zemine oturtma çalışmalarına katkıda bulunmak istiyoruz.

Anahtar sozcuk: Tasnif, Serh, Mesnevi.

The Helping to “Gathering Together Dispersed Pearls”:

The Little Contribution to the Classification of Commentary

Abstract

In the paper he presented at the 1st International Symposium of Classic Turkish Literature (Istanbul University April, 12-13 2007) Prof. Kilic emphasized that, in general, commentaries on classical literature have never been classified theoretically, and suggested they may be classified in several different ways. Prof. Kilic sorted commentaries in four groups:

1- Traditional/Modern, 2- Prose/Verse, 3- By language, 4- By content

In my paper I have attempted to classify commentaries on Rumi's Mathnawi according to their structure and their content; my aim is to establish a theoretical basis for analyzing Mathnawi commentaries.

Key words: Classification, Commentary. Mathnawi.

Prof. Dr. Atabey Kılıç, 12–13 Nisan 2007 yılında İstanbul Üniversitesi’nde tertip edilen Prof. Dr. Abdülkadir Karahan Anısına I. Uluslararası Klasik Edebiyat Sempozyumu’nda sunduğu bildirisinde şerhlerin geçmişten günümüze henüz teorik bir zemine oturtulmadığı üzerinde durmuş, konunun önemine dikkat çektikten sonra şerhleri çeşitli yönlerden tasnif etmişti. Prof. Kılıç, tasnifinde şerhleri, geleneksel-modern, manzum-nesir, dil ve muhteva olmak üzere dört ana başlık altında örnekler vererek incelemişti.

Şerh geleneğinin teorik bir zemine oturması için Bostân, Gülistân, Hâfız Divanı, Yunus Emre, Niyazi Mısrî ilahileri vb. edebî eserlerin şerhlerinin ayrı ayrı incelenip tasnif edilmesi işlerimizi kolaylaştıracak, böylece büyük resim ortaya çıkabilecektir. Biz de bu bildirimizde, Mesnevî şerhlerini biçim ve muhtevalarına göre tasnif etmeye çalışarak şerh geleneğimizi teorik zemine oturtma çalışmalarına katkıda bulunmak istiyoruz.

Tespit edebildiğimiz kadarı ile başlangıçtan günümüze kadar Mesnevî’nin tamamına veya bir bölümüne yapılmış şerhler şöyle sıralanabilir.

Abdullah: Kitâbu Kâşifü’l-Estâr an Nevâsii Mehâbîbi’l-Esrâr, Süleymaniye Kütüphanesi, Şehit Ali Paşa 1239.

Abdullah Bosnavîa: bk. Bankır Malik.

Abdullah Bosnavîb: Mekâsidü Envârı Ayniyye, Beyazıd Veliyüddin Efendi, 1855, 92b-96b.

Abdülmecîd-i Sivâsîa: Şerh-i Mesnevî, Beyazıt Devlet Kütüphanesi Veliyüddin Efendi 1651.

Abdülmecîd-i Sivâsîb: Şerh-i Cezîre-i Mesnevî, Süleymaniye Hacı Mahmut 2453.

Âbidin Paşa: Tercüme ve Şerh-i Mesnevî-i Şerif, III. Baskı, Dersaadet: Mahmut Bey Matbaası, 1305.

Âbidin Paşaa: Mesnevî-i Şerîf’deki Arabî Kıssası İstanbul: Mahmut Bey Matbaası, 1305/1888.

Adnî Recep Dede: Bk. Topal, Ahmet.

Ağazâde Mehmed Dede: bk. Duru, Necip Fazıl.

Âsım-ı Bağdâdî: Şerh-i Mesnevî [İlk On Sekiz Beyt], Millet Kütüphanesi Ali Emiri, Manzum 267, 124b-130a.

Aşkar, Mustafa: “Molla Fenârî’nin ‘Şerhu Dibâceti’l-Mesnevî’ Adlı Risalesi ve Tahlili”, Tasavvuf İlmi ve Akademik Araştırma Dergisi, 6/14 (Ocak-Haziran 2005), s. 83–102.

Ateş, Ahmet: “Mesnevî’nin on sekiz beytinin manası” 60. Doğum Yılı Münasebeti ile Fuad Köprülü Armağanı, Ankara: DTCF, 1953, s. 37–50.

Aytekin, Ülker: Sarı Abdullah Efendi Mesnevî-i Şerif Şerhi, (Doktora Tezi) Marmara Üniversitesi, İstanbul: 2002.

Bankır, Malik: Şerh-i Cezîre-i Mesnevî (Metin-İnceleme-Sözlük), (Doktora Tezi) İstanbul Üniversitesi, İstanbul: 2004.

Cevrî İbrahim Çelebia-b: Hall-i Tahkikât, Aynu’l-Füyûz, İstanbul: Takvimhane-i Amire, 1269.

Dede Ömer Rûşenî: Ney-nâme: Tenkitli Basım, Haz. Mustafa Uzun, İstanbul: MÜ İlahiyat Fakültesi, 1990.

Demirci, Mehmet: “Dinle Neyden”, Kubbealtı Akademi Mecmuası, 28/3 (Temmuz 1999), s. 36–47.

Demirci, Mehmet: Mesnevi Hikâyelerinden Dersler Konya: Rumi Yay., 2007.

Demirel, Şenera: “Abdülbaki Gölpınarlı’nın Kendi Sesinden Mesnevî’nin İlk İki Beytinin Şerhi”, Tasavvuf İlmi ve Akademik Araştırma Dergisi, VI/14 (Ocak-Haziran 2005), s. 365–382.

Demirel, Şenerb: “Şeyh Rızaeddin Remzî er-Rifâî’nin Tasavvuf Dergisi’ndeki Mesnevî Şerhi”, Tasavvuf İlmi ve Akademik Araştırma Dergisi, VI/14 (Ocak-Haziran 2005), s. 591–629.

Derviş Ali b. İsmail: Esrâru’l-Arifîn ve Sirâcu’t-Tâlibîn, Süleymaniye Kütüphanesi Hekimoğlu 711.

Dikici, Recep: “Abdülgani en-Nablusi ve Süleymaniye Kütüphanesindeki Mesnevî Dibâcesi şerhi” IX. Milli Mevlânâ Kongresi 1997, Konya: Selçuk Üniversitesi, 1998, s. 191–196.

Dilek, Kaan: Bir Aşk Hikâyesi, İstanbul: İhvan Neşriyat, 2005.

Dilek, Kaan: Mesnevî’den Öyküler ve Ney, İstanbul: A&D Yayıncılık, 2006.

Dilek, Kaan: Mevlana Vadisinde Ahlak ve Marifet: Mevlana’nın Mesnevi’sinden Seçme Bölüm ve Hikâyeler, İstanbul: İhvan Yayınları, 2005.

Duru, Necip Fazıl: “Mevlevî Şeyhi Ağazâde Mehmed Dede ve Mesnevî’nin İlk On Sekiz Beytini Şerhi” Tasavvuf, 11 (Temmuz-Aralık 2003), s. 151–176.

Eraydın, Selçuk: Tasavvuf ve Tarikatlar, İstanbul: MÜİFV, 1994.

Erguner, Kudsi: Ayrılık Çeşmesi Bir Neyzenin Yolculuğu, 2. Bs., İstanbul: İletişim Yay., 2003.

Esad Dede: bk. Öktay, Nesrin.

Fazlullah Rahimî: Gülzar-ı Hakikat, İstanbul: Mekteb-i Tıbbiyye-i Askeriye, 1328.

Ferid Efendi: Şerh-i Cezîre-i Mesnevî, DTCF Kütüphanesi, İsmail Saib II, 3010.

Fidan, Mustafa: İbrahim Tennûrî: Gülzâr-ı Manevî, İnceleme-Metin-Sözlük, (Doktora tezi) Erciyes Üniversitesi, Kayseri: 1995.

Gölpınarlı, Abdülbakîa: Mesnevî ve Şerhi I-VI, 3. Bs., Ankara: Kültür Bakanlığı, 2000.

Gölpınarlı, Abdülbakîb: bk. Demirel, Şenera.

Hacı Pîrî Efendi: İntihâb-ı Şerh-i Mesnevî, Süleymaniye, Halet Ef. Ek. 26

Hocazade Seyyid Mehmed Rasim Efendi: Şerh-i Râsim Müntehabâtu alâ Mesnevî-yi Şerîf, İÜ, TY 1605.

İbrahim Aczî Kendî:
Mevlana ve Ruhu Mesnevi, Konya: Yeni Kitap Basımevi, 1953.

İbrahim Big: Külliyât-ı İbrahim Big, Selim Ağa Kütüphanesi, Kemankeş 250.

İbrahim Tennûrî: Gülzâr-ı Manevî, haz. Mustafa Demirel, İstanbul: Çağrı Yayınları, 2005.

İlmî Dede: Şerh-i Cezîre-i Mesnevî, Süleymaniye Hüsrev Paşa 156.

İsmail Ankaravîa: Şerh-i Mesnevî 1–7, İstanbul: Matbaa-ı Amire, 1289/1872.

İsmail Ankaravîb: Nisâbu’-Mevlevî: Mevlevîlik Yolunun Esasları, çev. Tâhirü’l-Mevlevî, haz. Bekir Şahin, İstanbul: Damla Yayıncılık, 2007.

İsmail Hakkı Bursevî: Rûhü’l-Mesnevî –Mesnevî’nin ilk 748 beytinin şerhi-, haz. İsmail Güleç, İstanbul: İnsan Yayınları, 2004.

Kenan Rıfâî: Şerhli Mesnevî-i Şerîf, 2. Bs., İstanbul: Kubbealtı Neşriyat, 2000.

Koner, Muhlis: Mesnevî’nin Özü, Konya: Konya Belediyesi, 1961; II. Baskı Konya: Tablet Yayınları, 2005.

Konuk, Ahmed Avni: Şerh-i Mesnevî-i Şerif 1-13, haz. Mustafa Tahralı ve öte, İstanbul: Gelenek Yayınları, 2004-Kitabevi 2009.

Kuntman, Orhan Kemal: Mevlânâ, Mesnevî 36 Beyit ve Cariye Hikâyesi Şiir Tercümesi ve Şerhi, şiir tercüme ve şerh eden O Mevlevi 2. Bs., Konya: Denizkuşları Matbaası, 1980, 143 s.

Kuntman, Orhan Kemal: Mevlânâ, Mesnevî, Bakkal ile Tutisi, Tüccar il Tutisi ve Allah’tan zahmetsiz helal rızık dileyen bir fakirin hikâyeleri, 2. Bs., Konya: Denizkuşları Matbaası, 1980, 110 s.)

Kuntman, Orhan Kemal: Mevlânâ, Mesnevî’den Hikâyeler: Üç Şehzade Hikâyesi, şiir tercüme ve şerh eden O Mevlevi, 2. Bs., Konya: Denizkuşları Matbaası, 1980.

Lokmânî Dede: Menâkıb-ı Mevlâna, haz. Halil Ersoylu, Ankara: TDK, 2001.

Mehmed Emin: Şerh-i Ebyât-ı Mesnevî, Süleymaniye Nafiz Paşa No 522.

Mehmed Emin Tokadî: “Şerh-i Beyt-i Mesnevî”, Tasavvuf İlmi ve Akademik Araştırma Dergisi, VI/14 (Ocak-Haziran 2005), s. 659–660.

Mehmed Şükrü ibn Ahmed Ata (Damâd-ı Gelenbevî): Müntehebât-ı Mesnevî, İstanbul: Şems Matbaası, 1328.

Muhammed Nazmî: Tecüme-i Mesnevî-i Cild-i Evvel, Süleymaniye Kütüphanesi H.Hüsnü Paşa 693/2.

Mûînî: bk. Yavuz, Kemal.

Murâd-ı Buhârî: Hülâsâtü’ş-Şürûh, Süleymaniye Kütüphanesi, M. Arif-M. Murâd 112/1.

O. Mevlevî: bk. Kuntman, Orhan Kemal.

Olgun, Tarihü’l-Mevlevî: Şerh-i Mesnevî, 2. Baskı, İstanbul: Şamil Yayınevi, t.y.

Öktay, Nesrin: Muhammed Esad Dede ve Mesnevî Şerhi, (Yüksek Lisans Tezi), Marmara Üniversitesi, İstanbul: 2008.

Pîr Muhammed: Şerh-i Mesnevî (Üçüncü Defter), Süleymaniye Kütüphanesi, Hâlet Efendi, 179.

Rızâeddin Remzî: bk. Demirel, Şenerb.

Sabûhî Ahmet Dede: İhtiyârât-ı Hazret-i Mesnevî-i Şerif, Süleymaniye Kütüphanesi, Esat Efendi 1310.

Sarı Abdullah Efendi: Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevî I-VI, İstanbul: Tasvîr-i Efkâr Matbabası, 1287.

Seyyid Ebussuud b. Seyyid Sadullah: Şerh-i Mesnevî, Süleymaniye Kütüphanesi, Serez 1463.

Sönmez, Kemal: Açıklamaları ile Mesnevî Ummanından 18 Hakikat İncisi ve Türkçe Nazmedilmiş Seçme Beyitler, Ankara: 1968.

Sûdî Efendi: [Şerh-i Mesnevî’den Bir Bölüm], Atatürk Kitaplığı, K 0451

Şâhidî İbrahim Dede: Gülşen-i Tevhîd Hicri VIII. Yüzyıl, çev. Midhat Baharî Beytur, İstanbul: İnkılap ve Aka Kitabevleri, 1967.

Şem‘i Dede: Şerh-i Mesnevî, Süleymaniye Kütüphanesi Halet Efendi 334.

Şeyh Gâlib: Şerh-i Cezîre-i Mesnevî, haz. Turgut Karabey, Mehmet Vanlıoğlu, Mehmet Atalay, Erzurum: Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, 1996.

Şifâî Derviş Mehmed: Şerh-i Kitâb-ı Mesnevî-i Manevi, Süleymaniye Kütüphanesi Darü’l-Mesnevî 209.

Tahirü’l-Mevlevî: bk. Olgun, Tahir.

Tek, Abdürrezzak: “Süleyman Uludağ ile Mesnevî Dersleri”, Süleyman Uludağ Kitabı, haz. Mustafa Kara, İstanbul: Dergâh Yayınları, 2008, s. 433–444.

Top, Hüseyin: Mesnevi-i Manevî Şerhi İlk 1001 Beyt, Konya:Tablet Yayınları, 2008.

Topal, Ahmet: Adnî Receb Dede Nahl-i Tecellî (İnceleme-Metin), (Yüksek Lisans Tezi) Atatürk Üniversitesi, Erzurum: 2006.

Türkmen, Erkan: “Mesnevî’nin İlk On Sekiz Beyti Üzerine”, Mevlânâ Mesnevî’sinin Evrenselliği, İstanbul: Nüve Kültür Merkezi Yayınları, 2007.

Uludağ, Süleyman: bk. Tek, Abdürrezzak.

Yavuz, Kemal: Mû‘înî’nin Mesnevî-i Murâdiyesi, (Doktora Tezi) İstanbul Üniversitesi, İstanbul: 1977.

Bu şerhleri, telif tarihi, şerhedilen bölüm ve manzum-mensur olmalarına göre şu şekilde sıralayabiliriz.

Abdullah

1660

Birkaç beyit

Mensur

Abdullah Bosnavîa

1628

Cezîre Şerhi

Manzum

Abdullah Bosnavîb

1628

Bir hikâye

Mensur

Abdülmecid-i Sivâsîa

1615

İlk 1699 beyt

Mensur

Abdülmecid-i Sivâsîb

1602

Cezîre Şerhi

Mensur

Abdülmecid-i Sivâsîc

1617

Seçme 168 beyit

Mensur

Âbidin Paşaa

1885

1. cilt

Mensur

Âbidin Paşab

1888

Bir hikâye

Mensur

Adnî Recep Dede

1683

339

Manzum

Ağazâde

1653

İlk 18 beyit

Mensur

Ahmed Avni Konuk

1937

Tamamı

Mensur

Ahmet Ateş

1953

İlk 18 beyit

Mensur

Ankaravîa

1631

Tamamı

Mensur

Ankaravîb

1631

Seçme beyitler

Mensur

Bağdatlı Asım

1887

İlk 18 beyit

Mensur

Cevrî İbrahima

1647

58 beyit

Manzum

Cevrî İbrahimb

1647

Cezîre Şerhi

Manzum

Derviş Ali

XVII. yy

İlk 18 beyit

Mensur

Erkan Türkmen

2007

İlk 18 beyit

Mensur

Erzurumlu Ahmed Naim

XIX. yy

4. cilt

Mensur

Esad Dede

1911

İlk ciltten 349 beyit

Mensur

Ferid Efendi

1868

Cezîre Şerhi

Mensur

Gölpınarlıa

1972

Tamamı

Mensur

Gölpınarlıb

1963

İlk iki beyit

Mensur

Hacı Pîrî

1575

Seçme 1. ciltten

Mensur

Hocâzâde Râsim Efendi

XIX. yy

Seçme

Mensur

Hüseyin Top

2008

İlk 1001 beyt

Mensur

İbrahim Aczi Kendi

1953

İlk 18 beyit

Mensur

İbrahim Big

XV. yy

On yedi hikâye

Mensur

İbrâhîm Tennûrî

1453

Birkaç beyt

Manzum

İlmî Dede

1571

Cezîre şerhi

Mensur

İsmail Hakkı Bursevî

1704

İlk 748 beyt

Mensur

Kaan Dilek

2006

İlk 18 beyit

Mensur

Kemal Sönmez

1968

İlk 18 beyit

Mensur

Kenan Rifâî

1968

1. cilt

Mensur

Kudsi Erguner

2003

İlk 18 beyit

Mensur

Lokmânî Dede

1504

İlk 18 beyit

Manzum

M. M. Koner

1957

Tamamına yakın

Mensur

Mehmed Emin

XIX. yy

İlk 18 beyit

Mensur

Mehmed Emîn Tokâdî

1745

Bir beyt

Mensur

Mehmed Şükrü

XIX. yy

Seçme 270 beyit

Mensur

Muînî

1436

1. cilt

Manzum

Murâd-ı Buhârî

1841

Tamamı

Mensur

O. Mevlevi

1972-4

Bir bölüm

Mensur

Pir Muhammed Efendi

1617

İlk dört cilt

Mensur

Rızaeddin Remzî

1991

İlk 18 beyit

Mensur

Sabûhî Ahmed Dede

1630

Seçme

Mensur

Sarı Abdullah

1631

1. cilt

Mensur

Selçuk Eraydın

1994

İlk 18 beyit

Mensur

Seyyid Ebussuud

1577

1. cilt

Mensur

Sûdî

1596

Küçük bir bölüm

Mensur

Süleyman Uludağ

2008

İlk 18 beyit

Mensur

Şâhidî

1530

100 beyit

Manzum

Şem‘î Dede

1587

Tamamı

Mensur

Şeyh Gâlib

1799

Cezîre Şerhi

Mensur

Şifâî Dede

1670

Tamamı

Mensur

Tâhirü’l-Mevlevî

1951

Tamamı

Mensur

Veysel Öksüz

1981

1. cilt

Mensur

 

 

Prof. Dr. Atabey Kılıç söz konusu bildirisinde şerhleri genel olarak şu şekilde tasnif etmişti:

1. Şerh metoduna göre: Geleneksel/Modern

2. Biçimine göre: Manzum/Mensur

3. Şerh edilen eserin diline göre: Arapça/Farsça/Türkçe

4. Muhtevasına göre: Dini/Tasavvuf/Edebi eserler/Diğer ilimler

Prof. Kılıç’ın, literatürde şerh olarak geçen tüm eserleri kapsayan bu tasnifinden sonra biz de Mesnevî’nin mevcut şerhlerinin yapısına bakarak bir tasnif girişiminde bulunmaya çalışalım. Mesnevî’nin dili ve muhtevası belli olduğu için Prof. Kılıç’ın tasnifinde yer alan şerh edilen eserin diline ve muhtevasına göre bir tasnif yapmak söz konusu olmamakla birlikte yukarıda yer almayan maddeleri de eklemek suretiyle tasnifimizi şu şekilde oluşturduk:

1. Metoda göre;

a. Geleneksel şerhler: Geleneksel şerh metodunda kaynak dil farklı ise önce kelime ve ibareler açıklanır, gerekiyorsa gramatikal açıklamak yapılır, ardından tercümesi verilir, daha sonra şarih metinde anlamını kapalı bulduğu kelime ve ibareleri açıklar.

i. Mufassal şerhler: Bu türde açıklamalar ayrıntılı olmaktadır. Dolayısıyla sayfalarca süren açıklama yapıldığı görülür. Ankaravî, Bursevî, Ahmet Avni Konuk, Tâhirü’l-Mevlevî şerhleri bu türe örnek olarak verilebilir.

19

RT` å¯ ¾¯Á¥ Å°± oTl± Pr±

ÀÁ Pr± ä qv Pr± æÄ°± Prp

Bend bugsil bâş âzâd ey püser

Çend bâşî bend-i sîm u bend-i zer“Oğul, bağını kopar ve kurtul. Ne vakte kadar altın ve gümüş kaydında kalacaksın?”

İnsanlarda mal toplamak, servet cem etmek için tabii bir hırs vardır. Nitekim bu hal:

·RLÛ¯ ä Þ°Îßí¯ ä EÝuT„¯ ov‡¯ä EZhÛ¯ ä DáQÛ¯ sÝ ³Rcrj„¯ ‹b°rjÛ¯ä †rCÛ¯ ä ¤°TrÛ¯ sÝ µ¯uãVÛ¯ Dº ðrnÛ sçÁ²¨„¯ sTº âPrÌ tnÛ¯ä °vßPÛ¯ ³uvLÛ¯ Í°FÝ mÛ¿

Yani: “Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşe, asîle ve alâmetli atlara, ehlî hayvanlara, ekin ve tarlalara mâlik olmak arzusu insanlara müzeyyen ve mahbûb kılınmıştır. Bunlar dünya hayatının (geçici) birer faidesidir. Allah’a (gelince) nihâyet dönüp varılacak yerin bütün güzelliği O’nun nezdindedir.” âyet-i kerîmesiyle beyân edilmiş, sonra da:

³RãcÝ ¹¯äÁ¯ ä °ãvÕ sçPÛ°¼ À°ãßí¯ °ãFœ sÝ åR˜ µ°r¸ qã±À ¾rÌ ¯uj´¯ sçQnÛ qlÛ¿ sÝ ‹N± qlBCß©¯ o×¾°CÎÛ°± ‹X± tnÛ¯ ä tnÛ¯ sÝ à¯uÈÀ ä

Yani: “Habîbim de ki: Size bunlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Takvaya erenler için ind-i İlâhîde altından nehirler akan cennetler vardır ki, o müttekiler orada daima kalacaklardır. Kezâ tertemiz zevceleri vardır. Bunlara ilâve olarak Allah’ın rızasını bulacaklardır. Cenab-ı Hak kullarını hakkıyla görücüdür.” âyetiyle Dünya metâına ehemmiyet vermeyenlere, onlara bağlanıp kalmayanlara verilecek manevi mükâfat bildirilmiştir. Bu âyetler îmâ yolu ile:

qvnÌ t± tnÛ¯ à°Õ ¤æÄ sÝ ¯ujhr´°Ý ä àuCœ °pÝ ¯ujhr´ æFº ˆÛ¯ ¯uÛ°r´ sÛYani: “Siz sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcayıncaya kadar asla iyiliğe ermiş olmazsınız. Her ne infâk ederseniz şüphesiz Allah onu bilicidir.” âyetinde sarâhaten beyân buyurulduğu üzere, Allah’ın rızâsına nâil olabilmek için, o uğurda fedâkarlık edilmek, sevilen şeylerden onların infâkı sûretiyle vazgeçilmek lâzımdır. Bu fedakârlığı gösteremeyenler, rızâ-yı İlâhîye nâil olamayacakları gibi –suretâ hür olsalar bile- hakîkatte hırs ve tama esîri ve altına, gümüşe bağlı bulunduklarını ispât etmiş olurlar. Allah yolunda yürüyecek olanın ise, ayakları bağlı değil serbest bulunmak gerektir.

Nakşî tarîkatinin pîr-i âlîsi Muhammed Behaüddin Şâh-ı Nakşbend (kuddise sırruhu)ya (Silsile-i şumâ, begücâ mîresed?) diye silsilesinin nereye ve kime müntehî olduğunu sormuşlar; (Kesî besilsile becâyî nemî resed) yani: “Silsileye-zincire- bağlı olan bir yere gidemez” cevâb-ı ârifânesini vermiş.

Demek ki altın ve gümüş, kadın, oğul gibi maddi şeyler şöyle dursun, tarîkat ve siyâdet silsilesi gibi manevi mebrûtiyetler bile bâzı ahvâlde, Hak yoluna sâlik olacaklar için ayak bağı oluyormuş.

“Tecerrüd âleminde iğne ucu kadar ilişik, kolay bir şey değildir. Üstünde bulunan bir iğne, Hazret-i İsa’nın yolunda, demirden bir sed olmuşdu.” diye bir söz vardır.

Hazret-i Ali (kerremallahü vecheh) ve (raziyellahü anh)nin:

“Ey altın ve ey gümüş, benden başkasını aldatın ve avutun.” Dediği rivâyet olmuştur. Şurası da hatırda bulunmalıdır ki hadîs-i şerîfde meâlen:

“Helal mal, salih kimse için ne iyidir.” buyurulmuştur. Hazret-i Mevlânâ bu hadîsin tefsîrinde:

“Malı dine hizmet için hâmil olursan, öyle hamûle ve hâmil hakkında Resûl-ı Ekrem: Helal mal, salih kimse için ne iyidir buyurmuştur.” dedikten sonra:

“Su geminin içine girerse onu batırır. Altında bulunursa onu yüzdürür.” Beytiyle bir temsîl yapmış, mal ve servet hırsıyla kalbi dolan kimseyi, içine su giren gemiye, mevcud servetine ehemmiyet vermeyen, o servetin bulunup bulunmaması, indinde müsâvî olan zâtı da derin bir su üstünde selâmetle yüzen gemiye benzetmiştir.

Hülâsâ: hür olanlar derecesine varabilmek için onlar gibi hür olmaya çalışmalı, maddi ve manevi ayak bağı olacak her şeyi koparmalı ve esâretten kurtulmalıdır.“Dehrin metâı ve Dünya mâlı çocuk aldatan oyuncak kabilindendir. Ona müptelâ olanlar ve onunla oyalananlar ise idrâk-i ricâle vâsıl olamamış akılsızlardır.”

ii. Muhtasar şerhler/Tefsîrî Tercüme: Açıklamalı tercüme olarak da isimlendirilen bu metoda kelimeler ve ibareler teker teker açıklanmaz. Beyit geniş bir şekilde tercüme edilir ve beytin konusu birkaç cümle ile özetlenir. Şem‘î Dede, Şifâhî Dede, Murâd-ı Buhârî şerhleri örnek olarak verilebilir.

19

RT` å¯ ¾¯Á¥ Å°± oTl± Pr±

ÀÁ Pr± ä qv Pr± æÄ°± Prp

Ey râh-ı aşka kec bakup dünyâ-perest olan, dünyâsını bağlamış ve bend-i aşkına rabt etmiş gafletin var ise ol bendi kır ve âzâd ol nice bir sîm ü zer muhabbetinde olursun?

 

b. Yeni şerhler: Cumhuriyet döneminde yetişen şârihlerin yaptıkları şerhlerdir. Geleneksel şerhlerden farkları dilleri ile öncekiler kadar teferruatlı olmayışlarıdır. Gelenekselin karşılığında ‘modern’ yerine ‘yeni’ ibaresini kullandık. Bu özellikle seçilmiş bir ibare olup günümüzde yapılan Mesnevî şerhlerinin yöntem ve amaç bakımından geleneksele benzemesi, sadece devrin şartlarından kaynaklanan kimi geleneksel uygulamaların söz konusu şerhlerde bulunmayışından dolayıdır. Burada sorun geleneksel ve modern kelimelerinde saklıdır. Bu tür bir tasnife gitmeden önce bu kelimelerden ne anlaşıldığı izah edilmelidir. Prof. Kılıç gelenekselden Cumhuriyet öncesi, modernden de Cumhuriyet sonrası anlaşıldığını, ancak çok haklı olarak, bu tasnifin problemli olduğunu belirttikten sonra modern kelimesinden Cumhuriyet sonrası dönemde yapılan çalışmalar anlaşıldığında bizi bekleyen sorunları çok açık bir şekilde ifade etmektedir.

Mesnevi söz konusu olduğunda geleneksel-modern ayrımı yerine ilk dönem, klasik dönem, son dönem ve Cumhuriyet dönemi şeklinde tasnif edilebilir. Ancak bunun da tarihle mukayyed olması sorun görülebilir. Ancak, yeni metodların son dönemde uygulanmaya başlaması ve öncesinde görülmemesi böyle bir tasnifi zorunlu kılmaktadır. Hemen fark edileceği üzere bu geleneksel-modern şeklinde yapılan bir tasnif olmamaktadır.

Mesnevî söz konusu olduğunda “Modern şerh olur mu?” sorusu başlı başına bir tartışma konusu olacaktır. Kanaatimizce Mesnevî’nin modern şerhi olmaz.

Bunların yanı sıra son dönem Mesnevî üzerine yapılan açıklamalı eserleri bir bütün olarak kabul edersek, kendi içinde ikiye ayırabiliriz. Birincisini gelenekselin devamı şeklinde olanlardır. İkincisi ise Mesnevî’yi herhangi bir bakış açısına göre yapılan incelemelerdir. Bunlar da doğal olarak şerh olmamaktadır.

Süleyman Uludağ, Mustafa Demirci, Hüseyin Top, Kaan Dilek şerhleri son dönemde gelenekselin devamına örnek olarak verilebilir.

3. Ayrılıktan parça parça olmuş bir yürek isterim.
Ta ki iştiyak derdini ona anlatayım

İştiyak ve hasret derdini ancak o hâli yaşayanlar, sevgilisinden ayrı kaldığı için içi yananlar, kalbi paramparça olanlar anlayabilir. Böyle olmayanlara ne kadar anlatırsanız anlatın anlayamazlar. Hz. Mevlânâ işin başında buna işaret ederek kalbin aşk derdi ile yanması gerektiğini ve ancak bu sâyede aslî vatana duyulan özlemin manasının anlaşabileceğini söylemiştir.

2. Amacına göre:

a. Okurları bilgilendirmek amaçlı şerhler (Metin merkezli): Metni ve metnin amacını anlaşılır kılmak için yapılan şerhlerdir. Tâhirü’l-Mevlevî, Abdülbaki Gölpınarlı şerhleri örnek olarak verilebilir.

Bağı çöz, hür ol ey oğul, niceye bir gümüşe, altına bağlanacaksın?

Şerh: Bu beyitler ilk ve manzum dibâce olan on sekiz beyitten sonra asıl metne giriş beyitleridir.

19-23: Hürriyet, dünya ve ahiret, madde ve mana kayıtlarından kurtulmak, benlik ve bencillikten halâs olmaktır. Yalnız dünya kayıtlarından kurtulmayı, işten, güçten çalışmaktan, kazanmaktan vazgeçmek, ahiret kayıtlarından kurtulmayı da ibâdetten, sevap ümidinden geçmek gibi ters bir anlayışla anlamamak gerektir. Dünyadan kurtulmak, hırstan, nefsin dileklerinden halâs olmak ahiret kayıtlarından kurtulmak da kulluğu Allah rızası için yapmak, emre, emir olduğu için uymak, nehiyden nehyedildiği için çekinmek, dünya dolusu mala mülke sahip olsa bile malı mülk kendine kul etmek, onlara kul olmamaktır. Kur’ân-ı Mecid’de ensar hakkında “ve onların göçmesinden önce yurtlarını hazırlayıp orasını bir iman konağı haline getirenlere ve yurtlarına göçenleri sevenlere, onlara verilen şeylere karşı gönüllerinde bir ihtiyaç, bir istek duymayanlara, ihtiyaçları olsa bile onları kendilerinden üstün tutanlara gelince: kim nefsinin hırsından, kıskançlık ve nekesliğinden geçerse gerçekten de o çeşit kimselerdir kurtulanların, muratlarına erenlerin ta kendileri” buyurulmaktadır (LIX, Haşr 9). Hz. Resûl-i Ekrem (s. m.) insandaki hırsı anlatırken buyururlar ki: “Ademoğlu, mal ile dolu bir vadiye sahip olsa, ikinci bir vadi ister; iki vadiye sahip olsa üçüncüsünü elde etmek için dileğine düşer; Ademoğlunun gözünü toprak doyurur ancak.” (Camiü’s-Sagîr, Mısır Hayriye Mat. 1321, II, s. 109) Emirü’l-mü’minîn Ali b. Ebi Talib “Bir toplum vardır, sevab elde etmek için Allah’a kulluk eder; bu tacirlerin ibâdetidir; bir toplum da korkudan Allah’a kulluk eder, bu da kölelerin Allah’a ibadetidir. Bir bölük de vardır ki Allah’a şükretmek için kullukta bulunur, işte hürlerin ibadeti budur.” Buyurmuşlardır. (Nehcü’l-Belâga, Muhammed Abduh Şerhi, Mısır 1321, 3. basım, III, s. 198) Bu izahtan da anlaşılıyor ki gerçek hürriyet kulluktadır, ama gerçek kullukta. (Kuşeyri Risalesi’ne de b. Bulak 1284, s. 130-131).

b. Bir düşünce veya inanç sistemini açıklamak için yapılan şerhler (Şârih merkezli): Bu tür şerhlerde metin çoğu kere ikinci plana düşer ve şarih metin içince geçen ibarelerden yola çıkarak bağlamına bakmaksızın kendi düşünce ve fikirlerini açıklar. Ankaravî, Ahmet Avni Konuk, Sarı Abdullah Efendi örnek olarak verilmektedir.

986. O şey ki seni güzellerin yüzünde hayran etti, üç renkli şişeden güneşin nurudur.

Ankaravî hazretleri, “üç renkli şişe”den murâd; rûh, kalb ve cisimdir, buyurmuştur. Ve Hind şârihlerinden Bahru’l-Ulûm hazretleri de mevâlid-i selâsiye veyâhud kuvvet-i cemâdiyye ve kuvvet-i nebâtiyye ve kuvvet-i hayvâniyyedir, buyurur. Ve İmdâdullah ve Velî Muhammed hazarâtı dahi, cism ve rûh-ı hayvânî ve rûh-ı insânîdir ki her birinin ayrı ayrı rengi vardır, buyururlar. Ve Muhammed Mîr ise su, ateş ve topraktır ki ateşin rengi kırmızı, suyun rengi beyaz ve toprağın rengi sarıdır. Veyâhud vücûd-ı beşeri teşkîl eden beyaz yağ, kırmızı kan ve sarı renkli mâiyâttır, buyurur. Muhammed Efdal dahi mevâlîd-i selâsedir, der. Ve bu muhterem şârihlerden her birisi kendi nokta-i nazarlarını ispât için esbâb-ı mûcibe beyân buyurmuşlardır. Bu izâhâtın cümlesi birer vecihtir.

Fakîrin hâtırına lâyıh olan diğer bir vecih budur ki vücûd ayn-ı nûrdur. Zîrnûr kendi zâhir ve eşyâyı müzhir olduğu gibi vücûd dahî her bir mertebede kendi zâhir, ve esmâ ve sıfâtının mezâhiri olan eşyâyı da muzhirdir; ve vücûdun gayriyet libâsıyla olan merâtib-i zuhûru üçtür ki bunlar da “ervâh”, ”misâl” ve “şehâdet” mertebeleridir. Vücûd-ı hakîkî mertebe-i sırâfetinde bî-renktir. Ancak bu mertebelerin her birinde o mertebelerin rengine göre zâhir olur. Binâenaleyh “üç şişe”den murâd vücûdun bu mertebeleri olmuş olur.

3. Biçimine göre:

a. Manzum şerhler: Genellikle Mesnevî ölçüsünde yazılmışlardır.

i. Her beyti farklı sayıda beyitle şerh edilenler: Mû‘inî.

Bend bugsil bâş âzâd iy piser
Çond bâşî bend-i sîm ü bend-i zer (M. 19)

Sen saa senden işit bir niçe pend
Senligi ko sa
a sensin yine bendSen seni terk it sa
a sensin hicâb
Ayn-ı aynu
sendedür koma serâb

Nice bağlarsın seni sen iy piser
Niçeye dek bend-i sîm ü bend-i zer

ii. Her beyti aynı sayıda beyitle şerh edilenler: Cevrî, Adnî Recep Dede.

Işkdur âşıkları nâ-şâd iden
Işkdan feryâd ider feryâd iden

Işka benzer bir elem bir gam mı var
Işkdan bir yanmaduk âdem mi var

Işkdandur sîneler pür-dâğ-ı derd
Işkdandur eşk-i germ ü âh-ı serd

Âteş-i kübrâ ki dirler ışkdur
Nâr-ı bî-pervâ ki dirler ışkdur

Cümle eşyâya bu âteşdür düşen
Hazret-i Monlâ’dur anı remz iden

Âteş-i aşkest k’ender ney fütâd
Cûşiş-i aşkest k’ender mey fütâd

b. Mensur şerhler: Mevcut şerhlerin büyük bir kısmı bu gruba girmektedir.

4. Şerh edilen metne göre:

a. Düzenli olarak yapılan şerhler: Birinci beyitten başlayıp sırayla devam edenler kastedilmektedir.

i. Tamamı: Mesnevî’nin altı cildinin tamamına ilk beyitten başlayıp son beyte kadar yapılan şerhlerdir. Ankaravî, Ahmet Avni Konuk, Tahirü’l-Mevlevî, Gölpınarlı.

ii. İlk cilt: Mesnevî’nin sadece ilk cildine yapılan şerhlerdir. Sarı Abdullah Efendi, Âbidin Paşa, Kenan Rıfâi.

iii. Bir bölüm: Mesnevî şerhine başlanıp bir vesile ile bir yerde bırakılan şerhlerdir. Bursevî, Sivâsî şerhleri böyledir.

iv. İlk on sekiz beyt: Mevlana’nın bizzat kendisinin yazıp Hüsameddin Çelebi’ye verdiği ve Mevlevilerce çok önem verilen ilk on sekiz beyte yapılan şerhlerdir. Lokmânî Dede, Rızaeddin Remzî, Selçuk Eraydın.

v. Bir veya birkaç beyt: Genellikle mecmualarda bulunur. Şarihin bir soru üzerine veya beğendiği bir beyt ile ilgili düşüncelerini açıkladıkları metinlerdir. Kelime ve ibare açıklamasından ziyade anlam üzerinde durulur. Mehmet Emin Tokâdî, Gölpınarlı, Mehmet Demirci.

vi. Dibâce: Mesnevî’nin başındaki Arapça önsöze yapılan şerhlerdir. Molla Fenârî, Nablûsî.

b. Düzensiz olarak yapılanlar: Mesnevî’nin içinden birbirini takip etmeyen beyit veya bölümlerin seçilerek şerh edilmesidir. Bunlar da üç türlü olmaktadır.

i. Seçme beyitler: Cezîre-i Mesnevî Şerhleri, Hacı Pîrî, Sabûhî Dede.

ii. Seçme konular: Ankaravî (Nisâbu’l-Mevlevî), Tennûrî.

iii. Seçme hikâyeler: İbrahim Big, Lokmânî Dede, O. Mevlevî.

5. Şârihin tarikatına göre: Mesnevî’yi şerh eden şarihlerin hepsi Mevlevî değildir.

a. Mevlevî: Ankaravî, Şem‘î, Şifâhî Dede, Adnî Recep Dede, Tâhirü’l-Mevlevî.

b. Diğer: Nakşî, Melâmî, Halvetî vs.: Murâd-ı Buhârî, Cevrî, Sivâsî, Sarı Abdullah, Bursevî.

Mesnevî şerhlerini, mevcut şerhlere bakarak genel olarak yukarıdaki şekilde tasnif edebiliriz. Tasnif biraz daha ayrıntılı olabilirdi. Bundan özellikle kaçınıldı. Elden geldiğince ana hatlar verilmeye çalışıldı. Bunun yanında genel olarak şerhlere bakıldığında bazı metinler için yukarıda bulunan kimi tasniflerin söz konusu olmadığı da görülecektir.

Mesnevî şerhlerinin tasnif meselesinde en çok zorlanılan bölüm son dönemde yapılan çalışmaların tasnife nasıl dahil edileceği konusuyla isimlendirilmesidir. Bir diğer sorun muhtasar şerh-mufassal tercüme meselesidir. Bu tür eserler hem şerhe, hem de tercüme altında değerlendirilebilir. Gelenekte her ikisi de aynı anlama gelecek şekilde kullanılmakta iken günümüzde sıkıntılı bir durum oluşturmaktadır.

Mesnevî şerhlerini diğer edebi eserlerin şerhinden ayrılan ve farklı bir noktada gelişmesini temin eden özel bir durumu vardır. Onun Mevlevilik içinde önemli bir yerinin olması, dahası tüm tarikatlar için müstesna bir kitap olması daha çok eğitici bir eser olarak değerlendirilmesini sağlamıştır. Bu yönüyle de Mesnevî bir edebi metinden çok öğretici bir kitap olarak öne çıkmaktadır. Bu amacın en az görüldüğü şerh ise Gölpınarlı’ya ait olandır.

Son yıllarda yapılan Mesnevî şerhlerinde öncekilerde olan gramatikal açıklamaların yer almadığı görülür. Şarihlerin, bu konunun dilcileri ilgilendirdiğini düşünmesinin yanı sıra bu konuda çok güzel sözlüklerin bulunmuş olmasının da rolü vardır.

Mesnevî günümüzde çok farklı biçimlerde şerh edilmektedir. Mesnevî’de yer alan konulardan birinin seçilerek açıklanması, Mesnevî’ye yazıldığı dönemi, coğrafyayı ve toplumu anlayabilmek için bakılması, günümüzde gelişen kimi eleştiri kuramları çerçevesinde değerlendirilmeler yapılması salt şerh çalışmaları olmaktan öteye geçmektedir. Bunların Mesnevî’yi ne kadar açıkladıkları sorusunun cevabını ise zaman verecektir.

Beni sabırla dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Kaynakca

Kılıç, Atabey : “Dağılmış İncileri Toplamak: Şerh Tasnifi Denemesi”, Prof. Dr. Abdülkadir Karahan Anısına I.

Gölpınarlı, Abdülbakî: Mesnevî ve Şerhi I-VI, 3. Bs., Ankara: Kültür Bakanlığı, 2000.

Güleç, İsmail : Türk Edebiyatında Mesnevi Tercüme ve Şerhleri, İstanbul: Pan Yayıncılık, 2008.

Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Mesnevî, tercüme ve şerheden Tâhirü’l-Mevlevî, II. Baskı, İstanbul: Şamil Yayınevi, t.y.

Murâd-ı Buhârî : Hülâsâtü’ş-Şürûh, Süleymaniye Kütüphanesi, M. Arif-M. Murâd 112/1.

Tek, Abdürrezzak: “Süleyman Uludağ ile Mesnevî Dersleri”, Süleyman Uludağ Kitabı, haz. Mustafa Kara, İstanbul: Dergâh Yayınları, 2008, s. 433–444.

Konuk, Ahmet Avni: Mesnevî-i Şerif Şerhi 9, İstanbul: Kitabevi, 2008.

Yavuz, Kemal : Mûînî’nin Mesnevî-i Murâdiyesi I-II, (Doktora Tezi) İstanbul Üniversitesi, İstanbul: 1977.

Topal, Ahmet: Adnî Receb Dede Nahl-i Tecellî (İnceleme-Metin), (Yüksek Lisans Tezi) Atatürk Üniversitesi, Erzurum: 2006.





Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Edebiyatımızda Mitolojik Unsurlar

Mit: Milletlerin, özellikle Yunan ve Latinler’in eski çağlardaki tanrı, yarı tanrı ve kahramanlarının olağanüstü mâceralarını anlatan efsânelerin bütünü.

Mitoloji, mitler olarak adlandırılan kültürel ögeler arasındaki dini masalların ve bu tarz anlatıların incelenmesi ve yorumlanması şeklinde tarif edilir. Bu tür hikayeler insanlık durumunun çeşitli yönlerini ele alır. Mitler, belirli bir kültürün bu konularda sahip olduğu inanç ve değerleri ifade eder.

Bu videoda Dede Korkut hikayelerinden Basat’ın Depegöz’ü Öldürmesi Hikâyesini Yunan mitolojisi ile mukayeseli okumaya çalışıyoruz.

Metinlerle Eğitim Tarihi
Baba bu kitabı niye yazdın?

Metinlerle Eğitim Tarihi, 2012-2104 yılları arasında Sakarya Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Eğitim Programları Tezsiz Yüksek Lisans Programında verdiğim aynı adla verdiğim dersin notlarından oluşuyor.

Çin, Hind, Sümer, Mısır, Yahudilik, Yunan, Roma ve Hristiyanlıkla ilgili muhtelif metinlerde eğitim ile ilgili bölümlerinin özetlenmesinden ve kısa örneklerden oluşuyor.

ismailgulec.net