Yaşattığımızı eksiltiriz

Başlığı Yasin suresi 68. ayette geçen bir ibareden ödünç aldım. İnsanların yaşlandıkça gençleşmeye çalıştığı günümüzde bize insanın yaşlandıkça gücünün azaldığını ve şairin “Gelenler dâr-ı dünyâya meğer gitmez sanmışdır” dediği gibi bu dünyanın bir sonu olduğunu ve bir gün gidileceğini hatırlatan bu âyet-i kerimeyi Mevlana Hazretleri, Mesnevî’nin ikinci defterinde Kadı tellâllarının, bir müflisi şehirde dolaştırarak halka bildirmeleri hikayesinde şöyle tefsir eder:

Güneşin ziyası duvara vurdu, duvar kendinden olmayan bir parlaklık, bir ziya elde etti. Ey temiz ve sâf kişi neden bir kerpice gönül veriyorsun? Asil ve ve daimi parlak bir hüsn ü cemali ara.

Ey kendi aklına âşık olan ve kendisine surette tapanlardan üstün gören! Sen de bilmiş ol ki senin hissine akseden de akl-ı küllün pertevidir. Bakır gibi olan hissiyatın üzerinde onu eğreti bir altın, muvakkat bir yaldız bil.

Beşeriyyetteki güzellik muvakkat bir yaldızdan ibarettir. Yoksa sevgilim dediğinin şahsın kocamış bir eşek gibi çirkinliğini görür mü idin? O sevgili bir vakit melek gibi güzelken şeytan gibi çirkinleşmiştir. Çünkü o güzellik onda eğreti bulunuyordu. Ondaki güzelliği azar azar alırlar. Nitekim bir fidan da yavaş yavaş kurur. Git de ve men muammirhu nünekkishu ayetini oku. Ey sûret âşıkı, gönül talebinde bulun, ete ve kemiğe gönül verme.

Burada güneş, hiç azalmayan ve bitmeyen güzelliktir. Güneşin ışıklarının yansıdığı duvar ise bu dünya hayatı. Güneşin ışığının vurup aydınlatması güzelliğinin bir yansımasıdır. Duvardaki nakışların güzelliği güneşten gelir. Şairin “Bakî kalmaz kimseye nakş ü nigâr elden gider” dediği gibi nakış değişir, bozulur ama o nakışı ortaya çıkan güneş ne bozulur ne değişir. Figânî’nin dile getirdiği hakikat tam da budur:

Âkil isen âlemin nakşın görüp meyl eyleme
Köhne bir virânedir bünyâdı âb üstündedir)

Ömrünü nefsine hizmet etmekle ve kendini akıllı sanarak geçiren insana seslenmeye devam eder Mevlana Hazretleri. Bilgisiyle övünüp inanmaya ihtiyaç duymayanlara da aynı şeyleri söyler. Senin o çok güvendiğin ve övündüğün aklın ve bilgin akl-ı küllün yansımasıdır, derken bilginlerin bilgisine çok güvenmemesini öğütler. O bilgi de yaldız gibidir ve zamanla unutulur. Bâkî’nin âkili tarifinde işaret edilen dünya metaı arasında bilgiye güvenmek de kastedilir:

Âkil oldur gelmeye dünyâ metâından gurûr
Müddet-i devr-i felek bir demdir âdem bir nefes

Mevlana Hazretleri, güzel olduğunu zannettiği kimselerin peşinde bir ömür harcayanları da uyarır. O güzel görünenlerin yaşlandıklarında gençliklerindeki güzelliklerinden eser kalmayacağını hatırlatır. Azar azar güzelliğini kaybettiğini söyledikten sonra da bize yazının başlığında zikrettiğimiz ayeti okumamız tavsiye eder. Zâtî’nin dediği gibi;

Bu hüsni kendüye bâkî kalur sanma ey dilber
Güzellik payidar olmaz geçer aheste âheste

Güzellik yavaş yavaş kaybolur.

Mevlana Hazretlerinin bize ‘oku’ dediği Yasin suresinin 68. ayetinde Cenab-ı Allah şöyle buyurur:

Biz bir insanın ömrünü uzatırsak, aynı zamanda onun güç ve yeteneklerinde (yaşlandıkça) bir azalma meydana getiririz.

Tefsirlerde üzerinde durulan konu insanın yaşladıkça ölüme yaklaşması, bunun belirtisi olarak insanın gücünün azalması, zayıflaması ve hastalıklarının artmasıdır. Bu durum hiç ölmeyeceğini zanneden insana bir uyarıdır ama gücüne, güzelliğine, bilgisine güvenen, hayatının hep böyle geçeceğini zannedenlere bir uyarıdır.

Mevlana Hazretleri bizi hem güzelliğin geçici olduğuna hem de günün birinde gücümüzü kaybedip yaşlanacağımızı ve öleceğimizi unutmamamızı hatırlatır. Dolayısıyla nefsimizin zebunu olmamamız gerektiğini konusunda bizi uyarır.

Nasreddin Hoca’nın âdetâ ayet-i kerimeyi tefsir eden şu fıkrası yaşlandıkça eksildiğimiz gerçeğini hiç unutamayacağımız şekilde bize öğretir.

Hoca’nın Eviyle Anlaşması

Nasreddin Hoca’nın bir evi varmış. Hoca bir gün evine demiş ki:

- Sen artık adamakıllı eskidin; neredeyse yıkılacaksın. Gel seninle bir anlaşma yapalım. Sen bana ne zaman yıkılacağını haber ver de ben senin altında kalmayayım.

Ev, “Peki” demiş. Aradan epey bir zaman geçmiş. Bir gün ev yıkılmış. Bereket versin ki, yıkıldığı zaman, Hoca evin içinde değilmiş. Akşam Hoca geliyor, bakıyor ki ev yıkılmış, ona:

- Hani sen bana ne zaman yıkılacağını haber verecektin,
diye sormuş. Ev de cevabı hemen vermiş:

- Ben sana çok söyledim ama sen anlamadın. Bir gün duvarım çatladı, bir gün sıvalarım döküldü, bir gün tuğlam düştü. Bunlar hep sana benim yıkılacağımı haber veriyordu. Bizim dilimiz böyledir.

Fıkrayı yorumlayalım. Ev, insanın bedenidir. Evin yıkılmaya yüz tutması ise yaşlandıkça bedende görülen hastalık ve zayıflıktır. Duvarın çatlaması, sıvaların dökülmesi, tuğlanın düşmesi hastalanmamız, saçlarımızın dökülmesi, dişlerimizin düşmesi, dizlerimizin ferinin kaçmasıdır. Ölüm zelzelesi geldiğinde ise zayıflayan insan bedeni yıkılacaktır.

Dili tatlı olanı seç

Duvara vuran güneşin ziyasına kapılmamızı ve peşinde koşmamızı açıklayan bir masalı müsaadenizle paylaşıyorum.

Evvel zaman içinde, çok ama uzak bir memlekette bir padişah varmış. Bu padişahın üç hanımı varmış. Fakat bu üç hanımın fazla olduğunu düşünür ve ikisini bırakmak istermiş. İstermiş istemesine de ama hangisini bırakacağına bir türlü karar veremezmiş. İşin içinden çıkamayınca aynı zamanda hocası da olan baş vezirine danışmaya karar vermiş. Hocası yanına gelince konuyu açmış. Hocası hanımlarının nasıl olduğunu sormuş. Padişah birinin çok hamarat, birinin çok güzel ve birinin de da tatlı dilli olduğunu söylemiş. Bunun üzerine padişahın hocası şunları söylemiş:

- Sultanım! Hamaratlık gençlik işidir. Gençlik geçince ne iş kalır ne hamaratlık. İnsanın canı yerinden bile kalkmak istemez. Güzellik ise bir sivilceye bakar. Bakmaya doyamadığın yüzde bir sivilce çıksa görmek istemezsin. Ayrıca yaşlandıkça yüz buruşmaya başlar ve güzellik elden gider. Dil tatlılığı ise böyle midir? Ne kadar yaşlanırsa yaşlansın tatlı dil yaşlanmaz ve her seferinde insanı diriltir. Sen, sen ol, dili tatlı olanını seç.

Masal, Mesnevî’den alıntıladığımız bölümde söylenen hakikatleri herkesin anlayabileceği şekilde açıklamış. Padişah, nefsimiz. Hanımlarımız ise bizim arzularımız, nefsimizin peşinde koştuğu dünyaya ait şeyler, güneşin duvarın üzerine vuran ışıkları. Vezir ise aklımız veya mürşid-i kâmil. Padişah yani nefsimiz, kamil bir mürşide veya aklımıza soruyor; nasıl olmalıyım, neyin peşinde koşmalıyım? Çalışkan mı, güzel mi, yoksa iyi mi?

Aslında padişah kendisine bu hayatın gayesinin ne olması gerektiğini sorar. Güzel olmak yani şöhret kazanmak, zevk u safa içinde yaşamak mı? Hamarat yani zengin olmak için çok çalışmak mı? Yoksa tatlı dilli ve güler yüzlü yani güzel ahlak sahibi ve hakikati bilen birisi olmak mı? Bir insan bir kere hakikate ulaştı mı yüzü güleç, dili tatlı olur.

Bu fıkra ve masalı okuduktan sonra Endülüs Mersiyesi’nin insanın dünya hayatının güzelliğine aldanmaması gerektiğini söyleyen matla beytini Sezai Karakoç tercümesiyle okumanın zamanı:

فَلا يُغَرُّ بِطِيبِ العَيْشِ إنسانُ لِكُلِّ شْئٍ إذا مَا تَمَّ نُقْصانُ

Çıkan iner, kalkan düşer, her yükselişin var bir sonu.

Niçin bunca gurur maldan, mülkten, addan sandan insanoğlu




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Taberî tefsiri neden önemlidir?

Taberî’yi özel kılan şey nedir?
Taberi dinî ilimler çalışanlar için neden önemli bir isimdir?
Taberî'nin yetiştiği ortam
Taberî’nin birçok hacimli eser hazırlamasının sebebi
Taberî Tefsirî neden önemli?
Onun tefsirini diğer tefsirlerden ayıran özelliği nedir?
“Bir de tarih kitabı var, Tarikh al-Rusul wa al-Muluk. Bu eser bize nasıl bir dünya sunuyor?
Taberi’nin görüşleri genel olarak kabulü mü yoksa eleştirildi mi?
Tabarî’yi yaşadığı dönemde nasıl karşılıyorlardı?
Bugün Taberi’nin eserleri hâlâ okunuyor mu? Kimler okuyor?
Tefsir okumak isteyen birinin Taberi’den başlaması doğru mudur?
Kimler tefsir okuyabilir? Tefsir okumaya nereden başlamak lazım?
Taberi hakkında yanlış bilinen şeyler var mı?
Bu alana ilgi duyan izleyicilere nereden başlamalarını önerirsiniz?

Öğretilmesi ihmal edilmemesi gereken konular

Çocuklara felsefe ve düşüncenin aktarılması neden önemli?
Bir çocuk kaç yaşında felsefe ile karşılaşmalı?
Çocuklara yönelik yazmak ile yetişkinlere yazmak arasındaki fark
Çocuklar için düşünce yolculukları fikri nasıl doğdu?
Çocuklara mahsus bir dil oluşturulmalı mı?
Felsefe ve düşünceyi çocuklara anlatmayı başarmak için nelere dikkat edilmeli?
Çocuklara felsefe anlatırken en çok zorlanılan konu
Yazar bir hikâye anlatıcısı mıdır, eğitici midir ya da rehber mi?
“Düşündürmek” ile “bilgi vermek” arasındaki denge
Bilgiyi hikâye etmenin zorlukları
Çocuklar en çok hangi düşünmeye ihtiyaç duydukları konular

ismailgulec.net