Son Yazılar

Ziya Osman Saba'nın Sebil ve Güvercinler'i

Cumhuriyet döneminin mütevekkil derviş edasıyla şiirler yazan, hikemî şiiri çağımız dili ve hissiyatı ile terennüm eden Ziyâ Osman Saba için şiirlerinde insanî duyguları çocuk saflığıyla ifade eden ve insanın aslında ne kadar âciz olduğunu bize gösteren, yaşadığı devrin ermiş şairlerinden biridir, dersem sanırım abartmış olmam. Şiirlerinde hissiyatını bağırmadan, isyan etmeden, saldırmadan tevekkül içinde, mütevazi biçimde ve teslim olmuş mümin edasında tane tane anlatan bir ermiştir.

Şairin yayınlanmış ilk kitabının da adı olan şiiri Sebil ve Güvercinler insan hayatını ve hayatın gerçeklerini bir mümin ve derviş edasıyla anlattığı şiirlerinden biridir. Şairin sone biçiminde yazdığı şiir üzerinde konuşmaya başlamadan önce şiiri hatırlayalım.

Dersiâmların halka okuttukları üç kitap: Buharî-i Şerif, Şifâ-yı Şerif ve Mesnevî-yi Şerif

Ecdadımız halkın dini sağlam kaynaklardan ve doğru bir şekilde öğrenmesine çok önem vermişler, bu konuda kitaplar yazdırmışlar, müderrislere camilerde halka açık dersler verdirmişlerdi.

Osmanlılarda dersiâmlık müessesi halka dinini doğru bir şekilde öğretmek ve sapkın fikirlerin yayılmasını engellemek için kurulmuştu. Dersiâmlar camilerde halka açık ders verme yetkisine sahip müderrislere verilen bir unvan olup atanmalarına özel önem verilirdi.

Atâî’nin ulemâ biyografisi olan eseri Zeyl-i Şekāik’ında ve Şeyhî Mehmed Efendi’nin Vekāyiu’l-Fuzalâ’sında dersiâm unvanlı birçok âlimden bahsedilmesi XVI. asırdan itibaren dersiâmlık müessesinin yaygınlaştığını göstermekte.

Yazılarım

Mesnevî ve Hz. Mevlânâ Yazıları

Yangın Medine’de mi çıktı?

Mesnevî’nin ilk cildinin sonlarına doğru “Hz. Ömer zamanında şehirde yangın çıkması” (3707-3720. Beyitler) başlıklı bir hikâye yer alır. Hz. Pîr, Mektubât’ında bir cümlede aktardığı olayı burada geniş bir şekilde yorumlayarak anlatır. Her ikisinde de mesaj açıktır: Az sadaka çok bela def eder. Başımıza gelen belalardan sadaka vererek ve iyilik yaparak kurtulabiliriz. Fitne ateşini söndürecek su hayır işleridir.

Hz. Ömer’in hilafeti döneminde çıkan bir yangında yola çıkarak insanlara Allah rızası için yardım etmenin, sadaka vermenin ve cömertliğin faziletlerine vurgu yapılan hikâyeyi kısaca özetleyeyim.

Dostluğun dördüncü kısmı

Dönemin hekimi Calinus asistanlarından deliler için hazırlanmış ilaçtan ister. Öğrencisi neden içmek istediğini sorunca şöyle cevap verir:

- Bir deliye rastladım. Bir müddet yüzüme baktı. Gözünü kırpıp yakamı çekti. Bende kendinden bir şey görmeseydi, yüzünü çevirip bana bakmazdı. Cinsiyetimden şüphelenmeseydi o niçin kendi cinsinden olmayana baktı?

Mevlana, Mesnevî’de Calinus’un başından geçen bu olayı anlattıktan sonra konuyu şu hikmetli sözle özetler:

İki insan ülfet etse hiç şüphe etme, aralarında müşterek bir taraf vardır.

Mesnevî ve Hz. Mevlânâ yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Hikemî Yazıları

Kariye Cami Duvarlarındaki Hz. İsa Biyografisi

21 Ağustos 2020 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararı ile yeniden ibadethaneye çevrilen Kariye Cami dört yıl süren bir restorasyondan sonra 6 Mayıs 2024’te düzenlenen bir törenle ibadete açıldı. Kariye camii de İstanbul’un fethinden sonra Ayasofya, Küçük Ayasofya, Hırâmî Ahmed Paşa, Koca Mustafa Paşa, İmrahor İlyas Bey, Mesih Paşa, Atik Mustafa Paşa, Fenârî Îsâ, Vefa Molla Gürânî, Zeyrek, Eski İmaret vb. camiler gibi kiliseden çevrilenlerdendir.

Bir manastır için XII. yüzyılda inşa edilen ve XIV. yüzyılda genişletilerek mozaiklerle süslenen bir kilise olan ve sanat tarihçilerinin yoğun ilgisine mazhar olan Kariye Camiini diğerlerinden ayıran özelliği, iç duvarlarında ve kubbesinde bulunan sanat değeri çok yüksek mozaik ve fresklerdir. Dışarıdan bakıldığında taş ve tuğladan ibaret sade bir yapı olan kilisenin içi görenleri hayran bırakan resimlerle süslüdür.

Molla Kasımların Molla Kasım’ı: Bektaşi Babası

Bektaşi fıkralarını bilmeyenimiz, duymayanımız yoktur. Bazen gülmek bazen birilerine bir durumu izah etmek bazen de eleştirmek için aklımıza geldikçe bildiğimiz kadarı ile anlatırız. Ancak çoğu kere fıkranın bir hikmetinin olup olmadığını düşünmeden anlatır ve güleriz. Oysa fıkralar, ilk anlatıldığında fark edilmeyen ancak dikkat edilince görülen bir hikmet taşır.

Fıkralar, şairlerin rint rolüne bürünüp zahitleri eleştirdikleri gibi ham softaları, dini şekilden ve kuraldan ibaret sanıp neredeyse yaptıkları ibadetleri metre ile ölçüp günahlarını ve sevaplarını gram ile tartanları eleştirmek için anlatıldığını çoğu kere gözden kaçırır, dine karşı lakaytlığın temsilcisi olarak görürüz. Oysa onların kayıtsız kaldıkları din ve inanç değildir.

Hikemî yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Bektaşilik ve Alevilik Üzerine Yazıları

Kurretü'l ayn-i "Habîb-i Kibriyâ"sın yâ Huseyn

İslam tarihinde okudukça içimizin burkulduğu, ağlamamak için kendimizi zor tuttuğumuz olayların başında Kerbela gelir. Hz. Hüseyn ve ailesinin şehit edildiği bu elim olayı anlatan eserler müstakil bir tür oluşturacak kadar çoktur. Şairlerimiz maktel-i Hüseyin veya Kerbela mersiyesi adı verilen şiirleriyle bu acıyı terennüm ederek hüzünlerini kelimelere dökmüşlerdir. Hüznünü kelimelere döken şairlerden biri de Kethüdâzâde Ârif Efendi’dir.

Merhum hocamız Mehmet Arslan’ın verdiği bilgilere göre asıl adı Hacı Mehmed Ârif Efendi olan Kethüdazâde 1768 yılında İstanbul'da doğdu. Şiirlerinde Ârif mahlasını kullanan şairimiz daha çok babasının mesleğiyle anılır.

Özde ben Mevlevî oldum da geldim

İsmini sık duymadığımız ve bilmediğimiz irfan kaynaklarımız var. Bunlardan biri de Nimrî mahlasıyla meşhur Nimrî Dede. Ahmet Buran’ın hayatını ve şiirlerini hazırladığı kitabında Nimrî Dede’nin teferruatlı bilgi bulabilirsiniz. Ben onun şiirlerinden biri üzerinde duracağım. Ama önce Ahmet Buran’ın kitabından hayatı hakkında kısa bilgi vereyim.

Nimri, Elazığ’ın Keban ilçesine bağlı yeni adı Pınarlar olan köyün eski adı. Orada doğduğu için kendine mahlas olarak Nimrî’yi seçen âşığımızın adı ise İsmail Dehmen.

Bektaşilik ve Alevilik yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Dini Hayatımıza Dair Yazılar

Türkiye'de Hac Fonu olur mu?

Birkaç gün önce Dr. Alican Yenice’nin, Prof. Dr. Mahmut Bilen’in danışmanlığında hazırladığı, dünyadaki ilk ve en eski hac fonu olan Malezya Tabung Haji ve bu kurumun Türkiye’ye uyarlanabilmesinin mümkün olup olmadığını tartıştığı doktora tezini gördüm. Ehli için bilinen bir konu olmasına rağmen benim için oldukça yeni idi ve merakla öğrenmeye ve anlamaya çalıştım.

Malezya’da Hac fonunu yöneten ve organizasyonunu yapan Tabung Haji adında bir kurum var. Malezya’da hacı adayları başvuru sırasına göre belirleniyor ve sırası gelen hacca gidiyor. Hacı adayları sırayla belirlendiği için adaylar hangi yılda hacca gideceklerini de biliyor. Sırası geldiğinde hacı adayına fazladan mali bir yük binmemesi için çok önceden fonda açılan hesabına küçük miktarlarda para yatırmaya başlıyor. Fon, biriken paraları hacı adayı adına değerlendiriyor ve hacca gitme vakti geldiğinde de aday beş kuruş para ödemeden hacca gidiyor.

Din mealden değil, Hz. Peygamber’den öğrenilir

Birkaç gün önce bir arkadaşım aradı. Dini öğrenmek istediğini söyleyip benden kendisine bir meal tavsiye etmemi istedi. Arkadaşımın bu sorusu, uzunca bir süre zihnimde taşıdıktan sonra cevabını kendimce bulduğum bir soruyu hatırlattı. Din, Kuran okuyarak öğrenilir mi? Kuran’ı veya herhangi bir kutsal kitabı okuyan herkes onu anlayabilir mi? Son yıllarda neredeyse herkes Kuran’ın mealini okur oldu. Hadis kitapları başta olmak üzere Müslüman alimlerin asırlar boyunca biriktirdikleri muazzam bir külliyat görmezden gelindi, hatta yok ve değersiz sayılmaya başlandı. Sadece meal okuyarak dini öğrendiğini zannedenler maalesef dini öğretmeye de başladılar.

Dini hayatımıza dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Hz. Peygamber’e Dair Yazılar

Huzûr-ı Nebî’de can vermek

Bizim edebiyatımızda sevgilisi uğrunda can vermeyene, can vermeye hazır olmayana âşık denmez. Âşıklığın birinci şartı canı cânân için kurban edebilmektir. En büyük sevgili ise sebeb-i hilkat-i âlem ve mefhar-ı benî âdem olan efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem hazretleridir.

Âşığın sevgili yolunda can vermesini anlatan pek çok menkıbe vardır ama ben Mehmet Akif’in Necid Çöllerinden Medine’ye şiirinde anlattığı Sudanlıyı hiç unutmam. Şiiri bilirsiniz. Bilmeseniz de duymuşsunuzdur. O şiirde Mehmet Akif bir Sudanlı âşıktan bahseder. Âkif, şiire çölü tasvir ederek başlar. Ancak onun tarif ettiği çöl cahiliyye dönemi Arap şairlerinin tarif ettiği gibi değildir. Çöl yokluk, zayıflık ve ümitsizlik menbaı gibidir. Çölde ümitsiz bir haldeyken Âkif’in “Canân’ımın yeşil yurdu” dediği Hz. Peygamber’in türbesinin kubbesini, görünce bu sefer iklim değişir, bahar olur adeta. Karamsarlık ümide, keder neş’eye ve hüzün sevince dönüşür. Sevgilisini gören âşığın hâlini tasvir eder Âkif. Önce Hz. Peygamber’in huzurunda hissettiklerini anlatır, sonra İslam dünyasının perişan hâlini hatırlayıp bundan kurtulması için dua eder. Hz. Peygamber’in ravzasının önünde dua ederken bir ses duyar.

Hiç bu açıdan düşünmemiştim!

Siyer kitaplarını okumayı çok severim. Basılan her kitabı okudum demek çok iddialı olabilir ama ulaşabildiğim kadarı ile, büyük bir kısmını okuduğumu söyleyebilirim. Yayımlanan her kitabı görür görmez alır, okumak için can atarım. Büyük bir merak ve ilgi ile de okurum, daha öncekilerden farkını anlamaya çalışırım. Diğer siyer kitaplarında bulamadığım ve göremediğim şeyleri görünce de mutlu olurum.

Gerek Müslüman olsun, gerekse gayrımüslim olsun, yabancıların yazdığı kitaplar bizimkilerin yazdıklarından daha farklı olur. En büyük fark nedir diye soracak olursanız bizimkilerin Hz. Peygamber'in yanında, onun adamlarından biri imiş gibi yazması, diğerlerinin belirli bir mesafeden bakabilmeleridir, derim. Bu mesafe, onların biraz daha soğukkanlı olmasını ve meseleye daha dışarıdan bakmasını sağlıyor. Belki anlamak için buna ihtiyaç var ama o kitaplar bizimkilerin yazdığı gibi duygu ve heyecan veremiyor. Bir diğer farklı bulduğum husus, yazarların merak ve ilgilerinin farklı oluşu. Ne demek istediğimi bir kitap ve o kitapta anlatılan bir bölüm üzerinden izah etmeye çalışayım.

Hz. Peygamber’e Dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Kültür Yazıları

Fânî ömür biter, bir uzun sonbahar olur

Bu sene de sonbahar geldi ve geçiyor. Yavaş yavaş biz de ömrümüzün son baharına yaklaşıyoruz. Öğrencilik yıllarımdan kaç kez okuduğumu bilmediğim Yahya Kemal’in Kendi Gök Kubbemiz’de yer alan.

Fânî ömür biter, bir uzun sonbahar olur.
Yaprak, çiçek ve kuş dağılır, târümâr olur.

Beytiyle başlayan Sonbahar şiiri beni hiç bu seneki kadar derinden etkilememişti. Eski Şiirin Rüzgarıyla kitabında Hazan isimli bir gazeli daha var şairin. Ancak orada şair, sonbaharı uzaktan izleyerek anlatır. Kendi Gök Kubbemiz’deki şiirinde ise bu defa sonbahar şairin içindedir ve âdeta sonbahar şairi anlatır.

Mihrican mı değdi gülün mü soldu

Bugün 21 Eylül, yani sonbaharın nevruzu mihrican günü. 21 Mart yazın başlangıcı iken 21 Eylül de kışın başlangıcı kabul edilirdi.

İslam Ansiklopedisi’indeki Mihrican maddesinde verilen bilgilere göre mihrican İran güneş takviminin yedinci ayı olan Mihr’in 16. günü başlayıp 21’ine kadar devam eden süreye verilen isim. Malumunuz, İlkbahar ekinoksu (21 Mart) ve sonbahar ekinoksu (21 Eylül) olmak üzere senede iki defa geceyle gündüz eşit olur. Nevruz ilkbahar bayramı iken mihrican da sonbahar bayramıdır. Tarih boyunca toplumlar bu iki günü ya ayrı ayrı ya da ikisini de bayram olarak kutlarlar. Perslere has sonbahar bayramı Helenistik dönemde Batı’ya geçer ve Romalılar tarafından da kendi tanrılarına uyarlanarak kutlanmaya başlanır. Roma’nın Hristiyan olması ile de Hz. İsa’nın doğum günü bayramı olarak 25 Aralık’ta kutlanmaya başlar.

Kültür yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Tarih ve Geleneğe Dair Yazılar

Dersiâmların halka okuttukları üç kitap: Buharî-i Şerif, Şifâ-yı Şerif ve Mesnevî-yi Şerif

Ecdadımız halkın dini sağlam kaynaklardan ve doğru bir şekilde öğrenmesine çok önem vermişler, bu konuda kitaplar yazdırmışlar, müderrislere camilerde halka açık dersler verdirmişlerdi.

Osmanlılarda dersiâmlık müessesi halka dinini doğru bir şekilde öğretmek ve sapkın fikirlerin yayılmasını engellemek için kurulmuştu. Dersiâmlar camilerde halka açık ders verme yetkisine sahip müderrislere verilen bir unvan olup atanmalarına özel önem verilirdi.

Atâî’nin ulemâ biyografisi olan eseri Zeyl-i Şekāik’ında ve Şeyhî Mehmed Efendi’nin Vekāyiu’l-Fuzalâ’sında dersiâm unvanlı birçok âlimden bahsedilmesi XVI. asırdan itibaren dersiâmlık müessesinin yaygınlaştığını göstermekte.

Kariye Cami Duvarlarındaki Hz. İsa Biyografisi

21 Ağustos 2020 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararı ile yeniden ibadethaneye çevrilen Kariye Cami dört yıl süren bir restorasyondan sonra 6 Mayıs 2024’te düzenlenen bir törenle ibadete açıldı. Kariye camii de İstanbul’un fethinden sonra Ayasofya, Küçük Ayasofya, Hırâmî Ahmed Paşa, Koca Mustafa Paşa, İmrahor İlyas Bey, Mesih Paşa, Atik Mustafa Paşa, Fenârî Îsâ, Vefa Molla Gürânî, Zeyrek, Eski İmaret vb. camiler gibi kiliseden çevrilenlerdendir.

Bir manastır için XII. yüzyılda inşa edilen ve XIV. yüzyılda genişletilerek mozaiklerle süslenen bir kilise olan ve sanat tarihçilerinin yoğun ilgisine mazhar olan Kariye Camiini diğerlerinden ayıran özelliği, iç duvarlarında ve kubbesinde bulunan sanat değeri çok yüksek mozaik ve fresklerdir. Dışarıdan bakıldığında taş ve tuğladan ibaret sade bir yapı olan kilisenin içi görenleri hayran bırakan resimlerle süslüdür.

Tarih ve geleneğe dair yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Şehir ve Medeniyet Yazıları

İran’da kutsal bir şehir: Meşhed

Geçtiğimiz hafta bir kaza sonucu vefat eden İran Cumhurbaşkanı Reisî’nin cenazesi Meşhed’de İmam Rıza Türbesi içinde hazırlanan mezara defnedilmesi üzerine dikkatler Meşhed üzerine çekildi. Birkaç sene önce ziyaret etme fırsatı bulduğum şehirde gördüklerimi sizinle paylaşayım.

İran’ın Afganistan sınırındaki Horasan eyaletinde yer alan Meşhed, İran’ın ikinci ve en önemli büyük şehri. Onu önemli yapan şey ise on iki imamdan sekizincisi olan İmam Rıza’nın türbesine ev sahipliği yapıyor olması. İmam Rıza’nın defnedilmesiyle birlikte şehir gelişmiş, büyümüş. Meşhed-i Rızâ, el-Meşhedü’r-Razavî, Meşhed-i Tûs, Meşhed-i Mukaddes gibi isimlerle anılsa da bugün artık sadece Meşhed söyleniyor.

Kariye Cami Duvarlarındaki Hz. İsa Biyografisi

21 Ağustos 2020 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararı ile yeniden ibadethaneye çevrilen Kariye Cami dört yıl süren bir restorasyondan sonra 6 Mayıs 2024’te düzenlenen bir törenle ibadete açıldı. Kariye camii de İstanbul’un fethinden sonra Ayasofya, Küçük Ayasofya, Hırâmî Ahmed Paşa, Koca Mustafa Paşa, İmrahor İlyas Bey, Mesih Paşa, Atik Mustafa Paşa, Fenârî Îsâ, Vefa Molla Gürânî, Zeyrek, Eski İmaret vb. camiler gibi kiliseden çevrilenlerdendir.

Bir manastır için XII. yüzyılda inşa edilen ve XIV. yüzyılda genişletilerek mozaiklerle süslenen bir kilise olan ve sanat tarihçilerinin yoğun ilgisine mazhar olan Kariye Camiini diğerlerinden ayıran özelliği, iç duvarlarında ve kubbesinde bulunan sanat değeri çok yüksek mozaik ve fresklerdir. Dışarıdan bakıldığında taş ve tuğladan ibaret sade bir yapı olan kilisenin içi görenleri hayran bırakan resimlerle süslüdür.

Şehir ve Medeniyet yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Topluma Dair Yazıları

Atalarımız her işinde inşallah derken çocuklarımız neden demiyor?

“Allah dilerse olur, izin verirse olur” anlamındaki inşallah sözü atalarımızın dilinden düşmezdi. Ecdadımız, bu emri sıradan insanlara dillerinden düşürmeyecek şekilde nasıl öğretti? Anladığım kadarı ile izah etmeye çalışayım.

1. Kitaplardan öğrenmek

Ayet-i kerime

“Allah izin verirse” demeden hiçbir şey için, “Şu işi yarın yapacağım” deme! (el-Kehf 23-24).

Tefsiri:

Ashâb-ı Kehf kıssası Hz. Peygamber’e sorulduğunda “Allah izin verirse” demeden, “Yarın size cevap vereceğim” dedi. Bu sebeple bir süre vahiy kesildi. Bu bir uyarıydı. Nitekim on beş gün sonra vahiy geldiğinde yüce Allah Hz. Peygamber’i şöyle uyarıyordu: “Allah izin verirse demeden hiçbir şey için ‘Şu işi yarın yapacağım’ deme!” Hiç kimse yarın ne yapacağını bilemez (bk. Lokmân 31/34).

Yüz yıl öncesinden bir iftar manzarası

Ruşen Eşref Ünaydın’ın eski ramazanlar ve adetleri bize hatırlatan Ayrılıklar (İstanbul: İkbal Matbaası, 1923) isimli bir eseri olduğundan daha önce de bahsetmiştim. Ünaydın’ın İstanbul’un işgal olduğu dönemde kaleme aldığı yazılarda milletimizin asırlar içinde dini ve milli değerlerle zenginleştirerek kurduğu medeniyetin izlerini anlattığı yazılardan birinde mütâreke yıllarının İstanbul’unda geçen bir ramazanı anlatır.

Ünaydın’ın bu kitabını çok değerli ve anlamlı bulmamın nedeni , zamanın tahribatı ile giderek kaybolan millî ve tarihî değerlere karşı yazarın duygularını çok açık ve başarılı bir şekilde dile getirmesidir. Aziz milletimizin, örf ve adetlerini muhabbet ve hürmetin yanı sıra hayranlıkla dile getirir. Milletimizin bekâsı, asırlar içinde meydana getirilen geleneklerimizin zenginleştirerek geleceğe taşınmasındadır.

Topluma Dair yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Yönetim Yazıları

İyi, doğru ve güzel düşünmek sıradan eylem değildir

İbrahim Kalın, geçtiğimiz günlerde, müsebbibi olmadığı gereksiz bir tartışma ile kamuoyunda yer aldı. Tartışmaya girmeden ve uzatmadan, kendine yakışan bir üslûp ve vakar içinde, sözünü bilgece söyledi ve çekildi.

Oysa İbrahim Kalın, gözümüz gibi sakınmamız gereken değerlerimizden. Cumhurbaşkanlığı sözcülüğü gibi önemli bir görevi üstlenen Kalın, dünyanın en zor coğrafyasında bulunan ve dört bir yanı sorunlu ülkelerle çevrili ülkemizin en çok çalışan bürokratlarından biri. Bir başka ülkenin bir sene boyunca karşılaştığı sorunların daha büyükleri ile bir hafta içinde karşılaşan güzel ülkemiz için canla başla çalışan bir devlet görevlisi. Üstlendiği ağır sorumluluğun stresini ve yoğun çalışmanın yorgunluğunu, fırsat buldukça sesi ve sazı ile atıyor.

Bürokrat, diplomat ve sanatçı kişiliğinin yanında akademisyen kimliğini de muhafaza eden İbrahim Kalın, ne ara ve nasıl yazdığını bilemediğimiz kitapları ile de bizi, kendine hayran bırakıyor.

Başkan adayları için hikayeler

Malum mahalli yöneticilerimizi belirleyeceğimiz seçimlere kısa bir süre kaldı. Adaylar hummalı bir çalışma içinde, seçilmek için gayret ediyorlar. Peki hiç beş yıl boyunca yaşadığımız kasabayı yönetecek belediye başkanının nasıl olması gerektiğini düşündünüz mü?

Eskiler düşünmüşler ve düşündüklerini de kitaplaştırmışlar. Siyasetname türü böyle bir ihtiyaçtan doğmuş. Bir ülkeyi, bir şehri, bir beldeyi yönetmeye talip olanları uyaran kitaplar yazmışlar ve adına da siyasetname demişler.

Yönetime dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Eğitim Yazıları

Çocuklara tavsiye edecek kitap bulamıyor musunuz?

Yaz tatili yaklaşıyor. Birkaç hafta sonra okullar tatile girecek. Anne-babalar ve öğretmenler koca yaz boyunca çocuklara okutmak üzere kitap arayışına şimdiden başladılar. Bu konuda öğretmenlere ve anne-babalara yardımcı olacak güzel bir kitap gördüm. Mehmet Akif İnan Vakfı’nın geçen sene (30 Eylül 2023) düzenlediği çalıştayın tutanaklarından oluşan kitabın sonunda 3-13 yaş arasındaki çocuklara tavsiye edilen 500 kitap yer alıyor.

Bir grup çocuk edebiyatı yazarı, editörü, tasarımcısı, yayıncısı, öğretmen ve akademisyenin tavsiyelerinden yola çıkarak hazırlanan Listenin bizim için güzel tarafı hangi derste okutulacağının belirtilmesi ve konusunun dizin olarak verilmesi. Mesela 12 yaşında çocuğunuz var. Felsefe hakkında kitap okumasını istiyorsunuz. Listeye bakıyorsunuz, karşısında Küçük Prens’i görüyorsunuz.

Cemal Süreya'ya göre ders kitaplarında olması gereken metinler

Bir ders kitabında hangi metinler olmalı? Uzun zamandan kendime sorduğum bir soru bu. Okuduğum metinlere bu gözle de bakarım. Ders kitaplarında olması gerekir mi? Olması gerekirse kaçıncı sınıfta olmalı? Bu soruya Cemal Süreya’nın, “Yunus ki süt dişleriydi Türkçenin” dizesiyle başlayan şiiri de cevap veriyor.

Cemal Süreya bu şiirinde birçok şairden bahseder. Cemal Süreya’nın sıraladığı isimlerin hiçbirinin ders kitaplarında olmasına itiraz etmem. Etmediğim gibi büyük bir kısmının olmasını da isterim. Şiir uzun olduğu için tamamını aktaramayacağım ama Cemal Süreya’nın isimlerini zikrettiği şairleri sıraladığımda sizin de bana hak vereceğinizi düşünüyorum.

Eğitim yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Yükseköğretim Yazıları

Fen-Edebiyat Fakültelerinin ismi meselesi

Son birkaç yıldan beri Fen-Edebiyat Fakültelerinin isimleri İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi olarak değiştiriliyor. Daha önceki yıllarda da bir üniversite kurulması için mutlaka edebiyat fakültesi olması gerektiğine itiraz edilirdi. Hangi ihtiyaçtan dolayı isimlerin değiştirildiğini bilmiyorum. Ancak bildiğim kadarı ile edebiyat fakültesinin bir üniversite için ne anlam ifade ettiğini izah etmeye çalışayım.

İlk Üniversiteler: Paris ve Bologna

Üniversite, Orta Çağ Avrupa’sında kurulan ve gelişen bir kurum. XI. asrın sonlarında İtalya’da kurulan Bologna ilki, XII. asrın başlarında kurulan Paris de ikinci üniversite olarak kabul edilir. Bu iki üniversitenin ardından Avrupa’nın önemli başkentlerinde hızla kurulmaya başlar.

Yaz okulu neden bu kadar zorlaştırılır?

Kanaatimce üniversitelerimizin tartışması gereken konulardan biri de yaz okuludur. Maalesef üniversitelerimizde birtakım olumsuz uygulamaların neticesinde yaz okuluna karşı bir tepki oluştu. Bundan dolayı yaz okulu birçok bakımdan faydalı olduğu olmasına rağmen birçok üniversitemizde uygulanmıyor ve uygulanması konusunda mütereddit davranılıyor? Bir başka üniversiteden alınan derslerin kabul edilmesi için kazanılan seneki giriş puanlarına bakılması şartı bile getirildi. Acaba yaz okulu uygulamasına karşı bu tepki ve şüphe neden oldu?

Bu soruların cevabı var. Yıllar içinde yapılan istismarlar yaz okuluna olan güveni azalttı. Önemsizmiş ve gereksizmiş gibi değerlendirilmesine yol açtı. Biraz ciddiyet ve kontrol ile ortadan kaldırılacak bu istismarları burada sıralamayacağım. Onun yerine yaz okulunun neden önemli olduğunu ayrıntıya girmeden dilim döndüğünce aktarmaya çalışacağım.

Yükseköğretim yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Dile Dair Yazılar

Müjde mü’minler size ihsân-ı Rahmândır gelen

Allah’ımıza şükürler olsun, yine bir ramazana kavuştuk. Ramazan tüm ihtişamı ve ihsanlarıyla geliyor. Ramazanın gelişini türlü şekillerde kutluyoruz, sevincimizi farklı biçimlerde paylaşıyoruz.

Ramazanın gelişini anlatan ve niçin sevinmemiz gerektiğini açıklayan şiirler de bu bu biçimlerden biri. Aralarında Derviş Yunus, Üftâde, Aziz Mahmut Hüdâyî, Abdülehad Nurî, İsmail Hakkı Bursevî, Şeyh Ahmed Suzî, Ahmet Remzî Dede ve isimlerini sayamadığım mutasavvıf şairin ramazanı tebşîr eden şiirleri var. Bu ilahilerin büyük bir kısmı da bestelenmiş ve ramazan ilahileri olarak asırlardan beri icra edilmekte ve edilmeye de devam edecek.

Ramazaniye hakkında bir kanaat oluşması için Ahmet Remzi Dede’nin şiirini açıklamaya çalışalım. Ama öncesinde kısaca Dede’yi tanıtalım.

Gönül fırınında ateş yakmak

Edirne’nin manevi mimarlarından ve muhafızlarından Halvetî-Gülşenî meşayihinden Hasan Sezâî Efendi’nin (1669-1738) Bursalı Mehmet Tahir Efendi’nin nakline göre Niyazî-i Mısrî tarafından verilen mahlası Sezâî ile yazdığı şiirlerinden oluşan bir divanı var. Bu divanda ilk okunduğunda mersiye olduğu anlaşılmayan kızının vefatından sonra yazdığı rivayet edilen;

Tennûr-i dile od yakup âh-ı şererimden
Bir özge kebâb mâ-hazar etdim ciğerimden

beytiyle başlayan çok müessir bir gazeli var. Bu gazelin Ener Ergür’den dinlediğim güzel bir hikayesi var. O hikayeyi dinleyince gazeli daha iyi anlıyor, bir babanın yitirdiği kızının ardından nasıl sessizce feryad ederek ağladığını daha iyi görüyor ve anlıyoruz.

Dile dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Edebiyata Dair Yazılar

Müjde mü’minler size ihsân-ı Rahmândır gelen

Allah’ımıza şükürler olsun, yine bir ramazana kavuştuk. Ramazan tüm ihtişamı ve ihsanlarıyla geliyor. Ramazanın gelişini türlü şekillerde kutluyoruz, sevincimizi farklı biçimlerde paylaşıyoruz.

Ramazanın gelişini anlatan ve niçin sevinmemiz gerektiğini açıklayan şiirler de bu bu biçimlerden biri. Aralarında Derviş Yunus, Üftâde, Aziz Mahmut Hüdâyî, Abdülehad Nurî, İsmail Hakkı Bursevî, Şeyh Ahmed Suzî, Ahmet Remzî Dede ve isimlerini sayamadığım mutasavvıf şairin ramazanı tebşîr eden şiirleri var. Bu ilahilerin büyük bir kısmı da bestelenmiş ve ramazan ilahileri olarak asırlardan beri icra edilmekte ve edilmeye de devam edecek.

Ramazaniye hakkında bir kanaat oluşması için Ahmet Remzi Dede’nin şiirini açıklamaya çalışalım. Ama öncesinde kısaca Dede’yi tanıtalım.

Gönül fırınında ateş yakmak

Edirne’nin manevi mimarlarından ve muhafızlarından Halvetî-Gülşenî meşayihinden Hasan Sezâî Efendi’nin (1669-1738) Bursalı Mehmet Tahir Efendi’nin nakline göre Niyazî-i Mısrî tarafından verilen mahlası Sezâî ile yazdığı şiirlerinden oluşan bir divanı var. Bu divanda ilk okunduğunda mersiye olduğu anlaşılmayan kızının vefatından sonra yazdığı rivayet edilen;

Tennûr-i dile od yakup âh-ı şererimden
Bir özge kebâb mâ-hazar etdim ciğerimden

beytiyle başlayan çok müessir bir gazeli var. Bu gazelin Ener Ergür’den dinlediğim güzel bir hikayesi var. O hikayeyi dinleyince gazeli daha iyi anlıyor, bir babanın yitirdiği kızının ardından nasıl sessizce feryad ederek ağladığını daha iyi görüyor ve anlıyoruz.

Edebiyata dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Kitap Yazıları

Dersiâmların halka okuttukları üç kitap: Buharî-i Şerif, Şifâ-yı Şerif ve Mesnevî-yi Şerif

Ecdadımız halkın dini sağlam kaynaklardan ve doğru bir şekilde öğrenmesine çok önem vermişler, bu konuda kitaplar yazdırmışlar, müderrislere camilerde halka açık dersler verdirmişlerdi.

Osmanlılarda dersiâmlık müessesi halka dinini doğru bir şekilde öğretmek ve sapkın fikirlerin yayılmasını engellemek için kurulmuştu. Dersiâmlar camilerde halka açık ders verme yetkisine sahip müderrislere verilen bir unvan olup atanmalarına özel önem verilirdi.

Atâî’nin ulemâ biyografisi olan eseri Zeyl-i Şekāik’ında ve Şeyhî Mehmed Efendi’nin Vekāyiu’l-Fuzalâ’sında dersiâm unvanlı birçok âlimden bahsedilmesi XVI. asırdan itibaren dersiâmlık müessesinin yaygınlaştığını göstermekte.

Çocuklara tavsiye edecek kitap bulamıyor musunuz?

Yaz tatili yaklaşıyor. Birkaç hafta sonra okullar tatile girecek. Anne-babalar ve öğretmenler koca yaz boyunca çocuklara okutmak üzere kitap arayışına şimdiden başladılar. Bu konuda öğretmenlere ve anne-babalara yardımcı olacak güzel bir kitap gördüm. Mehmet Akif İnan Vakfı’nın geçen sene (30 Eylül 2023) düzenlediği çalıştayın tutanaklarından oluşan kitabın sonunda 3-13 yaş arasındaki çocuklara tavsiye edilen 500 kitap yer alıyor.

Bir grup çocuk edebiyatı yazarı, editörü, tasarımcısı, yayıncısı, öğretmen ve akademisyenin tavsiyelerinden yola çıkarak hazırlanan Listenin bizim için güzel tarafı hangi derste okutulacağının belirtilmesi ve konusunun dizin olarak verilmesi. Mesela 12 yaşında çocuğunuz var. Felsefe hakkında kitap okumasını istiyorsunuz. Listeye bakıyorsunuz, karşısında Küçük Prens’i görüyorsunuz.

Kitaplara dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Kişilere Dair Yazılar

Okyanusların taşmasına izin vermeyeceğiz

Eskiler,

Mevtin elinden ne civân-ı kavî kurtulur ne pîr-i zebûn
İnna lillahi ve inna ileyhi râciûn

Derlerdi. Kelimenin her iki manasıyla bir pîrimizi, bir büyük dava insanımızı kaybettik. Rıhlet kösü bu defa Alev Alatlı için çaldı ve o da ömür kafilesini toplayıp bir vatanından diğerine göçtü. Allah rıhletini âsân eylesin.

Alev Alatlı ismini ilk defa öğrencilik yıllarımda duymuştum. Onunla ilk tanışmam “Orda Kimse Var mı?” üst başlığı altında yayınladığı dört kitapla olmuştu. Son okuduğum kitapları ise Nasihatnâme adı altında yayınlananlar idi. Bunlar, bize endoktrine edilen Batı hayranlığının tesirini gidermek için Batı’nın ve kapitalizmin gerçek yüzünü anlatmaya hatta öğretmeye çalışan eserlerdi. O eserlerinde, önce Türkiye’yi gündemimize almaya ve meselemiz yapmaya çalıştı. Sonra da bizi o meselenin bir tarafından tutmaya ikna etmek için uğraştı. Başarılı oldu da.

Mehmet Akif ve Mevlana

17 Aralık Mevlana’nın, 27 Aralık da Mehmet Akif Ersoy’un ölüm yıldönümü olduğu için bu ayda bu iki büyük değerimizi muhtelif etkinliklerle anıyoruz.

Alim Kahraman Tutuşmuş Bir Yürek Adanmış Bir Hayat: Mehmet Akif Ersoy kitabında Mehmet Akif’in hayatında Mevlana’nın yerini çok güzel derleyip açıklar. Ben de kitaptan Eşrep Edip ve Mithat Cemal’den de yararlanarak maddeler halinde özetleyeyim.

Mehmet Akif, henüz dört-beş yaşlarında ilk mektep öğrencisi iken bir taraftan Farsça ve Arapça dersleri alırken diğer taraftan evinin yakında bulunan Fatih Camii’nde Hafız Divanı, Gülistan ve Mesnevî gibi eserler okutan Esad Dede’nin derslerine devam eder. Çocukken dinlediği Esad Dede, Ahmet Avni Konuk ve Tahirü’l-Mevlevî gibi Mesnevî şarihlerinin şeyhidir ve devrinin en önemli mesnevihanı olduğunu ilave edeyim.

Çocukluk yıllarında tanıştığı Mesnevi’yle ikinci kez buluşması için uzun süre bekleyecektir.

Kişilere Dair yazıların tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Gezi Yazıları

İran’da kutsal bir şehir: Meşhed

Geçtiğimiz hafta bir kaza sonucu vefat eden İran Cumhurbaşkanı Reisî’nin cenazesi Meşhed’de İmam Rıza Türbesi içinde hazırlanan mezara defnedilmesi üzerine dikkatler Meşhed üzerine çekildi. Birkaç sene önce ziyaret etme fırsatı bulduğum şehirde gördüklerimi sizinle paylaşayım.

İran’ın Afganistan sınırındaki Horasan eyaletinde yer alan Meşhed, İran’ın ikinci ve en önemli büyük şehri. Onu önemli yapan şey ise on iki imamdan sekizincisi olan İmam Rıza’nın türbesine ev sahipliği yapıyor olması. İmam Rıza’nın defnedilmesiyle birlikte şehir gelişmiş, büyümüş. Meşhed-i Rızâ, el-Meşhedü’r-Razavî, Meşhed-i Tûs, Meşhed-i Mukaddes gibi isimlerle anılsa da bugün artık sadece Meşhed söyleniyor.

Kıbrıs Camileri

Kıbrıs’ın görülmeye ve ziyaret edilmeye en çok değen yapılardan biri de camileridir. 1571’de ada Türkler tarafından fethedildikten sonra yapımına başlanan camilerin yapımına hâlen devam ediliyor.

Gezdiğim ve gördüğüm kadarı ile Kıbrıs’taki camileri yapılarına ve görünüşlerine göre dört farklı özellikle olduğunu söyleyebilirim. İlki ada fethedilince fetih hakkı olarak camiye çevrilen kiliseler. İkincisi fetihten sonra Osmanlı-Türk mimarisi tarzında yapılanlar. Üçüncüsü zaman içinde Kıbrıs’ın iklim şartlarına ve yerel dokusuna uygun yapılanlar ve sonuncusu İngiliz döneminde planı kiliseye benzeyenler. Bunları örnek vererek sırasıyla açıklamaya çalışayım.

Gezi yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Sinema Yazıları

Osmanlıca diye bir dil var mı?

Dijital eğlence, dizi ve film platformlarından birinde gündemi oldukça meşgul eden ve çok izlenen bir dizi yayınlandı. Çok konuşulması ve tavsiye edilmesi üzerine ben de işten güçten bunalıp yorulduğum bir vakitte oturup izledim. Kurgusu, senaryosu, kostüm, oyuncular fena değildi. Fevkalade bulmadım ama kötü de diyemem.

Bir otel odasından tarihe yapılan yolculuk ve tarihin seyrini değiştirecek olayları engellemek üzere kurulu film, ideolojik tarafı da olan tarihi polisiye. Bir dizinin ideolojik olmasında sıkıntı yok, her film veya dizi, apolitik olanlar bile, biraz ideolojik değil midir? Ancak ideolojik mesaj vereceğim diye hakikate muhalif olay ve sözler üzerine inşa edildiğinde iş film olmaktan çıkıp propaganda aracına dönüşüyor.

Hollywood'u göklere çıkarmak, genç nesli dolandırmaktır

Sinemayı seven biri olarak Alev Alatlı’nın Suç Ortağı Hollwood Kaan’ın Kitabı (Genişletilmiş 2. Baskı İstanbul: Turkuvaz Kitap, 2021) isimli kitabını görünce hemen edindim ve bir çırpıda okudum.

Alatlı’nın kitabı yazmaya başlaması, anlatılan ve öğretilen Amerikan tarihi ile filmlerde anlatılanların birbirinin zıttı olduğunu fark etmesi ile başlıyor. ABD’yi ve tarihini o kadar bilmesi yetmiyor böyle bir kitap yazabilmek için. Aynı zamanda o kültürün kör bir mümini ve tapacak kadar hayranı olmamak gerekiyor. Alev Alatlı bize bunu gösteriyor.

Kitabı okuyup da Alev Hanım’a hayran olmamak mümkün değil. Çünkü ancak Hollywood üzerine tez hazırlayan birinin bilebileceği kadar detay bilgileri, çok iyi bildiği Amerika tarihi ile harmanlayarak, birbirlerine gönderme yaparak o kadar açık bir şekilde anlatıyor ki okuyup da bana hak vermeyecek kimse, eğer özel bir düşmanlığı yok ise, yoktur. Ayrıca kitabı tam olarak anlayabilmek için iyi derecede İngilizcenin yanı sıra sinema ve Amerikan tarihi de bilmek gerektiğini ilave edeyim. Ya da neredeyse her paragrafta durup ansiklopediye bakacaksınız. O yüzden tek seferde okunacak bir kitaptan daha çok Amerika Tarihi adıyla bir seçmeli dersin kitabı olarak okunacak derinlikte ve genişlikte bir kitap.

Sinema yazılarının tümünü görmek için burayı tıklayınız...

Söyleşiler

Baba bu kitabı niye yazdın?

Şemseddin Sivasi'nin Nutk-ı Şerifi

Tasavvufi Halk Edebiyatı - Yunus Emre

ismailgulec.net