Mesnevi neden ‘dinle’ ile başlar?

Bişnev kelimesini duymayanımız yoktur. Mesnevi'nin ilk beytinin, ilk mısraının ilk kelimesi. Bişnev ez ney çün hikayet mikoned diye başlayan mısraın ilk kelimesi. Mevlana bize ilk olarak dinle diyor. Peki neden dinle diyerek başlamış sözlerine Mevlana? Şarihler de bu soruyu sormuşlar kendilerine. Dinle diyerek ne demek istedi acaba Mevlana?

Cevap aramışlar bu soruya, bir kısmı da bulmuş, anladığı kadarı ile dinle diye başlamasının nedenini açıklamışlar. Müsaadenizle sıralayalım.

" Kuran 'oku' diye başladığı için. Madem Allah, habibine oku, çağır, anlat diye sesleniyor, sen hakikate talip olan derviş, hiçbir şey bilmeyen kimse, Allah'ın resülüne oku dediği şeyleri dinle. Kuran'ı dinle, habibinin sözlerini dinle, resulünün varislerinin sözlerini dinle.

" Tasavvuf dinlemek ile başlar: Ey hakikat yolunun yolcusu. Madem bu yola girmeye karar verdin, o zaman önce dinlemeyi bilmelisin. Dinle ki kulakların dolsun, kulaklarında kalmayıp gönlüne girsin işittiklerin. Derviş olmak demek başı öne eğip sessiz olmak demek. O zaman sen de dinle.

" Öğrenmek için dinle: Bir şeyi öğrenmek için can kulağıyla dinlemek lazım. Eğer kulak vermezsen hiçbir şeyi öğrenemezsin.

" Göz görmeden kulak aşık olur: Veysel Karani Hz. Peygamber'i görmeden aşık olmuştu, onu dünya gözüyle bir kez olsun görmeden sevmiş ve onun ümmeti olmuştu. Bizler de öyle değil miyiz? Bizler onu görmeden, sadece onun hakkında anlatılanları dinleyerek aşık olmadık mı? O yüzden, aşık olmak için, aşkını artırmak için dinle.

" İnsanın beş duyu organından ilk yaratılanı dinleme hassasıdır. Anne karnındaki cenin tüm bedeniyle kulaktır. Zaten o hali kulağa benzemez mi. İnsanın en kuvvetli öğrenme hassası kulaktır. O halde anne karnındaki bebek gibi hiçbir şey bilmeyen nevniyaz talib, sen de öğrenmeye dinleyerek başla.

" Anlattıklarımı dinle: Dinle çünkü sana çok şey anlatacağım. Sana o kadar önemli şeyler anlatacağım ki dikkatlice dinlersen öğrenirsin ancak.

" Sözlerimi dinle, uy: Bu kitapta anlatılanları iyi dinle, sadece işitmekle kalma, sana söylenenleri yap, uy. Dinleyip dinlemediğin söylenenleri yapıp yapmamanla anlaşılır. Ne kadar dinlediğini ne kadar yaptığın gösterir. Ona göre dinle.

" Konuşma, sus: Dinleyen konuşmaz, konuşan da dinleyemez. Bir şey öğrenmek istiyorsan önce susmalı, sonra dinlemelisin. Susmazsan dinleyemezsin. Konuşursan anlayamazsın. Şimdiye kadar konuştun da ne oldu, artık biraz sus, dinle. Dinle ki yükselesin.

Mevlana neredeyse tek kelime ile her şeyi özetlemiş. Bize de dinlemek düşüyor.





Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Ezelden Ebede Kudüs: Hz. Peygamber'in Mirac ettiği Kudüs

Kudüs'ün İslam'daki yeri
15:29 Hz. Peygamberimiz (sav) Miraç Gecesi neler yaşadı?
22:10 Kudüs ve Mescid-i Aksa'nın önemi
33:08 Dinler tarihi açısından Kudüs
46:03 Mehmet Akif İnan - Mescid-i Aksa
48:28 Ezelden ebede kutsal şehir: Kudüs
54:15 Hz. Peygamberimizin (sav) Taif duası
1:10:19 Bakara Suresi son iki ayet - İsmail Coşar
1:17:23 Hz. Ömer zamanında Müslümanların Kudüs'ü fethi
1:25:24 Hz. Ömer'in Emannamesi
1:27:48 Osmanlı döneminde Kudüs'te neler yaşandı?

Kısa Kıbrıs Tarihi ve Rehberi

Kıbrıs, Türkiye’ye sadece yetmiş km uzaklıkta, Kuzey sahillerinden Toros dağlarının rahatlıkla görülebileceği kadar Anadolu yarımadasına yakın bir ada. Anadolu’dan kopan bir kara parçası olan Kıbrıs, adeta şehadet parmağıyla İskenderun körfezini işaret ederek “ben buranın bir parçasıyım” demekte.

Türkiye’nin güneyinde, Suriye ve Lübnan’ın batısında, İsrail ve Filistin’in kuzeybatısında, Mısır’ın güneyinde yer alan ve Sicilya ve Sardunya’dan sonra Akdeniz’in en büyük üçüncü adasına, bir zamanlar çok zengin bakır madenleri olduğu için bakırlık anlamında Kıbrıs denilmiş.

Kıbrıs’ta eskiden yalnız dağlar değil ovalar da sık ormanlarla kaplı imiş. Fakat bu ormanlar bir yandan bakır ve gümüş madenlerinin işletilmesi, bir yandan gemi yapımı ve Mısır gibi ağaçsız ülkelere kereste ihracatı yüzünden tahrip olmuş. Üstüne bir de yangınlar ve keçiler gelince ortada orman namına pek bir şey kalmamış.

ismailgulec.net