Osmanlıca diye bir dil var mı?

Dijital eğlence, dizi ve film platformlarından birinde gündemi oldukça meşgul eden ve çok izlenen bir dizi yayınlandı. Çok konuşulması ve tavsiye edilmesi üzerine ben de işten güçten bunalıp yorulduğum bir vakitte oturup izledim. Kurgusu, senaryosu, kostüm, oyuncular fena değildi. Fevkalade bulmadım ama kötü de diyemem.

Bir otel odasından tarihe yapılan yolculuk ve tarihin seyrini değiştirecek olayları engellemek üzere kurulu film, ideolojik tarafı da olan tarihi polisiye. Bir dizinin ideolojik olmasının mahzuru yok, her film veya dizi, apolitik olanlar bile, biraz ideolojik değil midir? Ancak ideolojik mesaj vereceğim diye hakikate muhalif olay ve sözler üzerine inşa edildiğinde iş film olmaktan çıkıp propaganda aracına dönüşüyor.

Dizide mesleğim gereği bildiğim ve izlerken rahatsız olduğum, tarihi hakikatin tahrif edildiği bir sahne var. Yazıyı okuyunca kurgudan farklı bir şeyi kastettiğimi, filmlerin tarihsel gerçekliğe uyup uymadığını tartışmadığımı fark edeceksiniz. İtiraz yanlış bilginin zihinlere aktarılmasına ve gerçekmiş gibi kabul edilmesine. Müsaadenizle ne demek istediğimi izah edeyim.

Dizinin kadın kahramanı, kendisine suikast edileceği haberini vermek üzere Gazi Mustafa Kemal’i ziyaret etmek ister. Ancak Gazi Paşa, İspanyol gribi olduğu için kendisini tecrid etmiştir ve kimseyle görüşmemektedir. Bunun üzerine günümüzden 1919’a giden kahramanımız yazdığı notu, Paşa’nın yaverinden kendisine iletmesini ister.

Yaver, Mustafa Kemal’in yanına gider ve ona olanları anlatır ve notu gösterir. Gazi, okumasını ister. Yaver ise “Latin harfleri ile yazılmış, lâkin hangi lisan ile olduğunu anlayamadım” diye cevap verir ve notu Gazi’ye uzatır.

Gazi, notu alır ve günün birinde değiştireceği alfabeyi önceden görmenin verdiği mutluluğu belli edercesine mütebessim bir çehre ile “Türkçe bu” der. Osmanlı ordusunda subay olan ve Latin harflerini okuyabilen yaverin anlayamadığı Türkçe notta şunlar yazılıdır:

Size karşı bir suikast hazırlığı içindeler. 3 gün içinde yapmayı planlıyorlar. Lütfen çok dikkat edin ve Pera Palas’tan uzak durun.

Konuşulanı anlayıp yazılanı Latin harflerini bildiği halde anlamamasındaki garabeti beni ilgilendiren konudan uzaklaşmamak için bir kenara bırakıyorum ve soruyorum. Bu sahneyi seyreden izleyici ne düşünür? Siz ne düşünürsünüz?

Çevremde diziyi izleyen birkaç kişiye bu sahneden ne anladıklarını sordum. Onlar da benim gibi anlamışlar. Arap harfleri ile yazılan metin Türkçe değil, başka bir lisanda yazılmış. Sanki o devirde insanlar başka bir dilde konuşuyorlardı ve Atatürk, yaptığı devrimle dilimizi de kurtardı ve artık Türkçe konuşuyoruz.

Gerçekten öyle mi idi? 1919 Türkiye’sinde Türkçe dışında bir dil mi konuşuyorduk?

Osmanlıca diye bir dil var mı?

Ülkemizde hâlâ, halkın anlamadığı, sadece sarayda konuşulan Osmanlıca diye bir dil olduğuna inananlar olduğunu da bir kez daha görmüş oluyoruz. Yüzlerce ilim adamı, yıllardan beri böyle bir şey olmadığını, alfabenin başka lisanın başka olduğunu, Yunus Emre, Nasreddin Hoca, Karagöz, Hacı Bektaş, Süleyman Çelebi ve daha ismini yazamadığım binlerce edip ve şairimizin eserlerinin hep Türkçe olduğunu, Atatürk’ün dili değil alfabeyi değiştirdiğini, Osmanlıca diye bir dil olmadığını söylemesine ve yazmasına rağmen neden hâlâ böyle söylendiğini ve iddia edildiğini anlayamıyorum.

Türkçenin tarihsel gelişimi

Elimizdeki en eski Türkçe metinler Göktürklere uzanıyor. Birinci Kağanlık dönemi mezar taşları ve daha sonra Orhun yazıtları ile başlayan yazılı Türkçe o tarihlerden bu yana onlarca alfabe ile ifade edildi. En yaygın kullandıklarımız Göktürk, Çin, Uygur, Arap, Kiril ve Latin alfabeleri oldu. Yeni bir medeniyet ve kültür dairesine girdikçe de o medeniyetin alfabesini kullandık. Batı Türkleri Latin harflerine geçerken Doğu ve Kuzey Türkleri, bugün Rus nüfuz etkisi altında olan Türk devletleri de Kiril alfabesi kullandılar. Kiril alfabesi ile yazılan da Türkçedir, Arap harfleri ile yazılan da. Harfler Arap düşmanlığı yapılırken hâlen Latin rakamlarının kullanışsız olduğu için tüm dünyanın Arap rakamları kullandıkları da görülmez ve hiç telaffuz edilmez. Sanki rakamlar da Latin harfleri imiş gibi anlatılır. Bu hakikati saklamak için de harfler için Latin denilirken rakamlar için Romen rakamları denir.

Yazı dili-Konuşma dili

Tüm dünyada diller yazılı ve sözlü olarak gelişir, ilerler. Dilin tarihsel gelişimi doğal olarak yazılı metinlerden takip edilir. Yine tüm dünyada olduğu gibi yazı dili ile konuşma dili arasında fark vardır ve insanlar yazarken daha dikkatli ve özenli bir dil kullanırlar. İşin içine bir de edebiyat girdi mi işini mahiyeti biraz daha değişir ve yazı dili ile konuşma dili arasındaki fark biraz daha açılır.

İşin bir diğer boyutu da şu. Dil canlı bir varlıktır ve tarih boyunca gelişerek ilerler veya ölür. Bir zamanlar konuşulup bugün konuşulmayan binlerce dilin olmasının nedeni de ölmeleri, yani kullananların olmamasıdır. Dil tarihsel süreç içinde din, kültür ve teknolojik gelişmeler yanında sosyal etkileşim yoluyla da değişir. 11 ve 12. asırda aynı dili konuşan Selçuklular ile Karahanlıların torunları 20. asra geldiğinde birbirini ya anlamaz ya da zar zor birkaç kelime ile anlaşabilir olmalarının sebebi budur. 13. Asır Türkiye Türkçesi ile 20. Asır Türkiye Türkçesi arasında da fark vardır ancak Yunus Emre ilahileri ve Mevlit gibi metinler sayesinde hâlâ anlaşılabilir durumda.

Suçlu kim?

Bu kadar yalın ve çıplak bir hakikati bile öğretememenin suçunu ben kendimizde buluyorum. Türkçe ve edebiyat öğretmenlerinin dersine giren hocalar olarak bu basit gerçeği öğretememiş olacağız ki onlar da öğrencilerine anlatamamışlar. Bu da meselenin bir başka üzücü tarafı. Ders kitaplarında bu konu doğru dürüst anlatılamaz mı? Çok mu zor Osmanlıca diye bir dil olmadığını söylemek, yazmak?

Sözün kısası Osmanlı diye bir millet ve Osmanlıca diye bir dil yoktur. Osmanlılar, Oğuzlar ve Selçuklular ile Türkiye arasında yaşamış tarihi dönemi ifade etmek için kullanılan bir ibaredir. Selçuklu, Karahanlı, Akkoyunlu, Safevi, Babürlü, Harezmli derken nasıl devlet adı aklmıza geliyorsa Osmanlı denilince de aklımıza bir Türk devleti gelmeli. Osmanlı diye bir etnik bir millet, bir ırk olmadığı gibi Osmanlıca diye de bir dil yoktur. Türkiye Selçuklularından sonra Anadolu’da Türkmenlerin kurdukları Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan Cumhuriyet’in ilânına kadar geçen süre zarfında kullanılan Türkçe yazı dilini belirtmek için kullandığımız bir isimlendirmedir ve doğrusu da Osmanlı Türkçesidir.

Türkiye Cumhuriyeti de gökten zembille inmemiştir, Göktürklerle başlayıp Oğuzlar, Büyük Selçuklu, Türkiye Selçukluları ve Osmanlılar ile devam eden silsilenin son halkasıdır ve bu halka, ismi ne olursa olsun kıyamet kopana kadar devam edecektir.




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

İstanbul Efsaneleri

Her döneme ait bir İstanbul efsanelesi var.

Efsanelerin işlevi
Efsaneleri, şehrin “gayriresmî tarihi” olarak okumak mümkün müdür?
Efsaneler tarihsel hakikati çarpıtır mı, yoksa başka bir tür hakikati mi dile getirir?
Bizans döneminden Osmanlı’ya devrolan efsaneler var mı? Bunlar nasıl dönüşmüştür?
Osmanlı şehir kültüründe efsanelerin yayılma mecraları (tekke, çarşı, saray, mahalle vb.)
Bir “efsane aktarıcısı” olarak Evliya Çelebi
İstanbul’un fethinin efsaneler üzerinden anlatılması bize ne söyler?
İstanbul’da neden özellikle bazı mekânlar efsane üretir?
Kız Kulesi, Ayasofya ve Galata Kulesi gibi yerlerin sürekli efsaneleştirilmesini nasıl açıklarsınız?
Yeraltı mekânları (sarnıçlar, tüneller) neden korku ve gizem efsanelerinin merkezindedir?
Bir mekânın “kutsal” ya da “uğursuz” olarak algılanması zamanla değişebilir mi?
İstanbul efsanelerinde dinî motifler mi, yoksa halk inançları mı daha baskındır?
Cin, tılsım, lanet gibi temalar şehir hayatında nasıl bir işleve sahiptir?
Efsaneler insanları korkutmak için mi, korumak için mi anlatılır?
Bu anlatılar mahalle kültürünü ve toplumsal denetimi nasıl etkiler?
Günümüzde İstanbul efsaneleri hâlâ üretiliyor mu, yoksa sadece tüketiliyor mu?

Avrupa’da Endülüs Bilim Mirası

Endülüs’ten önce İspanya nasıl idi? Endülüs fethedildikten sonra İber yarımadasında ne değişti?
Endülüs medeniyetine bilim nereden geldi ve nasıl gelişti?
Endülüslü alimlerin hepsi burada mı yetişti yoksa başka bölgelerden gelenler de var mıydı?
Müslümanları ve İslam’ı anlatan eserlerden bahsediyorsunuz. Bunların Batı’da İslam ve Müslüman algısına ne tür bir etkisi oldu?
Mozaraplar kimlerdir?
Avrupa’da Endülüs’teki İslam bilimlerine yönelik ilgi ne zaman, nerede ve nasıl başladı?
Toledo Tercümanlar Okulu’nun katkısı ve işlevi neydi?
Arapçadan tercüme edilen eserlerin tercüme süreçleri
Tercümeler hangi konularda ve hangi amaçlarla yapıldı? Kastilya-Leon Kralı X. Alfonso kimdir ve neden bu kadar çok İslam kültürü ve medeniyeti ile ilgilendi? Üniversitelerin kurulmaya başladığı döneme denk geliyor. Üniversitelere etkisine dair bir şeyler söylemek mümkün müdür?

ismailgulec.net