Lisans Eğitimini Üç Yıla Düşürmek Mümkün müdür?

Son birkaç aydan beri kamuoyunda lisans eğitiminin üç yıla indirilmesinden bahsediliyor. Sekiz yarı yılda alınması gereken 240 AKTS’nin üç yılda dokuz dönemde alınacak şekilde planlandığını yetkililerin açıklamalarından işitiyoruz.

Dünyaya daha doğrusu eğitim konusunda çok iyi olduğunu düşündüğümüz ve örnek aldığımız Batı Avrupa ülkelerine ve ABD’ye baktığımızda farklı uygulamalar olduğunu görüyoruz. ABD’de lisans eğitimi ağırlıklı olarak dört yıl iken İngiltere’de birçok bölüm üç yıl eğitim alıyor. Avrupa Birliği’ni oluşturan ülkelerin İspanya hariç neredeyse tümünde özellikle sosyal bilimler ve temel bilimlerin lisans eğitimi üç yıl sürmekte. Öğrenciler üç yılda 180 AKTS’yi tamamlıuyor ve mezun oluyorlar. Bu süre yüksek lisans ile birlikte beş yıl sürüyor ve bazı bölümlerde yüksek lisans yapmak neredeyse zorunlu. Fransa’da birçok üniversitede süre üç yıl iken gerçek üniversite diyebileceğimiz Grand Ecoles’lerde süre hazırlık ile beş yıla çıkıyor. Rusya, Çin, Japonya gibi ülkelerde ise sürenin dört yıl olduğunu belirtelim.

Batı Avrupa’da eğitim üç yıl olmakla birlikte kimileri öncesinde hazırlık ile kimileri de yüksek lisans ile bu süreyi dört-beş yıla çıkartıyor. Üç yıllık eğitimden sonra branşına göre değişmekle birlikte yüksek lisans yapmadan veya kimi sertifika programlarını takip etmeden mesleğe başlamak da mümkün değil. Kısaca her ülke kendi eğitim sistemi içinde üç yıllık eğitimin eksik bıraktığı alanları yüksek lisansı zorunlu kılarak ya da sertifika veya staj gibi eğitimlerle üç yıllık süreyi uzatarak tamamlıyor. Ayrıca bu ülkelerde üniversiteye gidecek öğrencilerin gittiği akademik liselerin süresi abitur hazırlıkla birlikte en az bir yıl daha fazladır. Bu öğrencinin üniversitede göreceği birkısım dersleri henüz lisedeyken aldığı anlamına geliyor. Dolayısıyla sadece eğitim sürelerine bakarak değerlendirmek bizim için yanıltıcı olabilir. Üniversitenin kaç yıl olması meselesi ilk okuldan doktoraya kadar geçen süre ile birlikte düşünülüp planlanacak bir konudur. Üniversitenin üç veya dört yıl olmasından daha önemlisi sistemin kendi içinde tutarlı ve destekleyici olmasıdır.

Dikkat etmemiz gereken husus diploma verebilmek için gerekli olan bilgi, beceri ve yetkinlikleri öğrenciye kazandırmaktır. Bunun da birçok yöntemi vardır. Üniversite eğitimi aynı zamanda öğrencilerin olgunlaşma sürecidir ve zamana ihtiyaç duyulur. Öğrencilerin farklı etkinliklere katılması onların eğitimlerinin bir parçasıdır. Dolayısıyla yapılması gereken ilk iş önce müfredatı daha basit hale getirmek, daha sonra zeki ve çalışkan öğrencilerin önünü açacak uygulamara ağırlık vermektir. Hıza değil hazmı öncelemek kalıcı öğrenme için daha önemli olacaktır.

Bugün ülkemizde geçerli yasa ve yönetmeliklere göre öğrencilerin lisans dönemini dört yıldan önce bitirmesi mümkündür. Bunun nasıl olduğunu birkaç örnek üzerinden göstermeye çalışayım.

Zeki öğrencilerin önünü açalım

Mehmet Genç’in üzerinde ısrarla durduğu konulardan biri Osmanlı idari yapısının zeki insanların yükselmesi üzerine kurulu olduğu idi. Zeki öğrencilerin medresede de önü açıktı. Bir öğrencinin ne kadar yıl okuduğunu söylemenin mümkün olmamasının nedeni zeki ve çalışkan öğrencilerin derslerini verdikleri takdirde arkadaşlarından birkaç yıl önce bitirebilmelerine imkân sağlayan bir sistemin uygulanması idi. Aşağı seviye medreselere sıbyan mektebini bitiren veya özel eğitim alarak o seviyeye gelen zeki öğrenciler kabul edilirdi. Bir öğrenci sırasıyla yirmilik, otuzluk, kırklık ve ellilik medreselerin ardından Sahn-ı Semân’a yahut Süleymaniye’ye gider, orayı bitirdikten sonra mülazemet için sıraya girerdi. Sistem ancak zeki, çalışkan ve ahlaklı öğrencileri Sahn-ı Semân medreselerine girmesine izin verecek şekilde kurgulanmıştı. Eğer okutulan kitabı daha önce okumuş ve öğrenmişse tekrar okumadan bir sonraki derse geçerdi ve buna da sadece dersi veren hoca karar verirdi. Dersi veremeyenlerin eğitim hayatı biterdi ve o anki seviyesine uygun bir göreve talip olurdu. Yeterince zeki ve çalışkan olmayan bir öğrencinin İstanbul’daki ihtisas medreselerine kabul edilmesi pek mümkün değildi. Dolayısıyla sistem yaş ve süre üzerine kurulu değildi, zekâ ve başarı üzerine kuruluydu.

Her ülkenin yaslandığı bir gelenek vardır. Bizim de üzerine yaslanacağımız bin yıllık bir tecrübe ve geleneğimiz olduğunu unutmayalım ve bugün bu gelenekten istifade etmemiz mümkündür. Çünkü bugünün gerçekleri ile örtüşmektedir.

Üniversitelerimizde yapılması gereken şeylerin başında ders sayılarını azaltmak gelmelidir. ABD’de bir lisans öğrencisi bir dönemde 4-5 ders alabilirken Batı Avrupa’da bu sayı 5-6’dır. Türkiye’de ise bu sayı 8-9’u bulmaktadır. Bir dönemde 14 ders alan öğrenciler gördüğümü söylersem meselenin vahameti daha iyi anlaşılacaktır. Dolayısıyla yapılması gereken ilk iş ders sayılarını 5-6 olarak güncellemektir. Bu da mevcut derslerin neredeyse üçte birinin kaldırılması ve öğrencilerin gereksiz yüklerden kurtulması anlamına gelmektedir.

Önceki öğrenmenin tanınması

Zeki ve çalışkan öğrencilerin önünü açacak ve öğrenim süresini kısaltacak uygulamalardan biri de önceki öğrenmenin tanınmasıdır (Recognition of Prior Learning –RPL). Maalesef ülkemizde üniversitelerimiz bu konuda çok tutucu davranmakta, bu imkândan sadece yatay geçişlerde yararlanmaktadır.

Önceki öğrenmenin tanınması, öğrencilerin okul dışında ve daha önce örgün, yaygın veya informal eğitimle kazandığı bilgi, beceri ve yetkinliklerin öğrencinin transkriptine işlenmesi ve ilgili ders veya derslerden muaf olmasıdır. Burada üzerinde durulması gereken husus nerede ve nasıl kazandığı değil kazanılıp kazanılmadığı, öğrenilip öğrenilmediğidir. Öğrencinin bildiği şeyleri tekrar dinlemek zorunda olmaması öğrenciye zaman ve iş yükü kazandıracağı için farklı kazanımlar ve yetkinlikler kazanmasına imkân sağlar ve okulu öngörülen süreden daha önce bitirmesine yardımcı olur. Maalesef üniversite yöneticilerinin uygulamanın istismar edilmesinden duydukları endişe bu imkândan öğrencilerin yeterince faydalanmasını engellemektedir.

Esnek öğrenme

Günümüzde eğitim-öğretim sınıf ve kampüs dışına çıkmış, çok farklı ortamlarda farklı eğitim yöntem ve araçları geliştirilmiştir. Eğitimin ne zaman, nerede ve nasıl gerçekleşeceğinin kontrolünü ve planlamasını öğrenciye bırakan bu sistem sadece zeki öğrenciler için değil çalışan veya başka bir engeli olan öğrenciler için de önemli bir fırsattır. Daha önce belirlenmiş bir zaman diliminde bir sınıfta anlatılan dersin, öğrencinin öğrenme hızına, ihtiyacına ve biçimine göre yeniden yapılandırıldığı bu sistem aynı zamanda öğrencilerin daha iyi öğrenmelerini sağlar. Yapay zekanın ve dijital imkanların bu kadar geliştiği çağımızda öğrencileri belli bir zaman diliminde, bir mekâna ve standart bir öğrenme biçimine ve değerlendirmeye tabi tutmak çağımızla da pek örtüşmemektedir.

Eğitimi tek tip olmaktan çıkaran esnek öğrenme öğrencilere farklı çalışma imkânı sunacağı için okul süresini doğrudan etkileyeceğini de unutmayalım.

Mikro-yeterlikler (micro-credentials)

Mikro yeterlikler, öğrenim süresi boyunca öğrencinin kazanması gereken bilgi, beceri ve yeterliklerin bir kısmını muhtelif kurs ve sertifikalarla kazanmasıdır. Kısa süreli olan bu eğitimlerin özelliği modüler olması, dolayısıyla biriktirilebilir öğrenme çıktısı olmasıdır. Kısa sürede kazanılan mikro-yeterlikte öğrenme çıktıları çok nettir. Çünkü öğrencinin yeterlik kazanıp kazanmadığı ölçülür ve AKTS’ye dönüştürülebilir.

Mikro yeterlikler esnek öğrenmenin bir uygulaması olup öğrencilerin küçük adımlarla bir mesafeyi kat etmelerinin yolunu açar. 14 haftalık bir ders olamayacak kadar küçük konuların ihmal edilmemesini sağlar. Öğrenciye eksiklerini tamamlama ve kendini daha iyi yetiştirme imkânı verir, dolayısıyla daha yetkin bir şekilde mezun olmasına katkıda bulunur. Modüler ve kişileştirilebilir olması ise çağın üniversitelerinin ruhu ile uygundur. Öğrencilerin mikro-yeterliklerle sağladığı AKTS, mezun olmak için almak zorunda olunan AKTS’lere de yardımcı olacaktır.

Yaz okulu

Özellikle devlet üniversitelerinde eskisi gibi pek açılmayan okulları öğrencilerin erken bitirebilmesi konusunda büyük imkân sağlayacaktır. İki yaz döneminde alınacak iki veya en fazla üç ders bir dönem kazandıracaktır. Önceki öğrenme ve mikroyeterlik ile toplayacağı AKTS’ler öğrencilerin okullarını bir yıl önce bitirmelerini kolaylaştıracaktır.

Derslerin yeniden yapılandırılması ve yapa zekâ uygulamaları

Tarih boyunca üniversiteleri etkileyen çok büyük gelişmeler oldu ancak hiçbiri günümüzdeki gibi değildi. Bugün üniversitelerin işlevi ve geleceği tartışılıyor. Yapılan araştırmalar ve istatistikler bize gençler üniversiteye gitme konusunda eskisi kadar arzulu olmadıklarını gösteriyor. Üniversiteye başvurmayan gençlerin sayısı her geçen yıl katlanarak artıyor ve kontenjanlar boş kalıyor.

Yapay zekâ ve dijitalleşme bizi kimsenin nasıl olacağını bilemediği bambaşka bir dünyaya hazırlıyor. Bu konuda birbirinin zıddı görüşler ve tahminler ileri sürülüyor. Dolayısıyla bir bilinmezlikle karşı karşıya olduğumuzu, dolayısıyla hazırlıklarımızı çok iyi yapmamız gerektiğini aklımızdan çıkarmamalıyız.

Hocalık da hiçbir devirde bu kadar zor olmamıştı. Her sene başı ders içeriklerinin yeniden tasarlaması gerekiyor. Çünkü bilgi hızla eskiyor veya bilmediğimiz yeni bir araç hayatımıza giriyor. 30 yıl aynı notlardan ders anlatmak devri biteli çok oldu. Özellikle teknik bölümlerde öğretilen bilgilerin ömrü kısaldı. Hatta dönem başı anlatılan ve öğretilen bilgi dönem sonunda eskimiş olabiliyor. Artık dört yılda öğrendiklerimizle emekli olamıyoruz, mutlaka her yıl kendimizi güncellememiz gerekiyor. Modüler sistem kaçınılmaz bir şekilde üniversite hayatı içine girdi veya girecek. Üniversitelerin ve öğrenmenin dört yıl değil, hayat boyu devam ettiği bir dünyada yaşamaya başladık.

Bugün dünyada yüksek öğretimin bireyselleştirilmesi ve öğrenciye özel tasarlanması tartışılıyor. Kitle eğitimi tarihe karıştı. Eğitim araçları çok çeşitlendi. Süre ve mekân eğitimin değil insan psikolojisinin ve sosyolojinin konusu haline geldi. Tüm bu gelişmeleri göz önünde bulundurmadan eğitim süresini tartışmak çok da anlamlı değil.

Üniversitelerin geleceğinin tartışıldığı bugünlerde tartışacağımız konu sekiz yarı yılda verilen 240 AKTS’yi nasıl üç yılda dokuz yarıyıla yayacağımız değildir.

Süreye değil, süreçlere ve araçlara odaklanalım.




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Avrupa’da Endülüs Bilim Mirası

Endülüs’ten önce İspanya nasıl idi? Endülüs fethedildikten sonra İber yarımadasında ne değişti?
Endülüs medeniyetine bilim nereden geldi ve nasıl gelişti?
Endülüslü alimlerin hepsi burada mı yetişti yoksa başka bölgelerden gelenler de var mıydı?
Müslümanları ve İslam’ı anlatan eserlerden bahsediyorsunuz. Bunların Batı’da İslam ve Müslüman algısına ne tür bir etkisi oldu?
Mozaraplar kimlerdir?
Avrupa’da Endülüs’teki İslam bilimlerine yönelik ilgi ne zaman, nerede ve nasıl başladı?
Toledo Tercümanlar Okulu’nun katkısı ve işlevi neydi?
Arapçadan tercüme edilen eserlerin tercüme süreçleri
Tercümeler hangi konularda ve hangi amaçlarla yapıldı? Kastilya-Leon Kralı X. Alfonso kimdir ve neden bu kadar çok İslam kültürü ve medeniyeti ile ilgilendi? Üniversitelerin kurulmaya başladığı döneme denk geliyor. Üniversitelere etkisine dair bir şeyler söylemek mümkün müdür?

Geometrik desenin nesi İslam ile ilgili? Desenin İslam ile nitelendirilmesini sağlayan özelliği nedir?
İslam geometrik desenlerinin özellikleri
Bu desenleribir yapının hangi unsurlarında görüyoruz?
Daire, kare ve yıldız biçimlerinin tercih edilmesinin özel bir nedeni var mı?
İslam sanatında geometrinin bu denli zengin bir içerikle yer alması sadece hayvan figürlerinin hoş görülmemesi ile açıklanabilir mi?
Geometrik desenlerin kökeninde bir felsefe var mı?
Geometrik desen pergel ve cetvelsiz olmaz. Mimarlar ve sanatkârlar pergel ve cetvel kullanmayı nerede ve nasıl öğreniyorlardı?
İslam geometrik desenleri kendisinden öncekilerden etkilendi mi?
İslam geometrik deseni diğer din ve milleri etkiledi mi?
En yoğun ve derin geometrik desenler hangi dönem ve devletlerin eserlerinde görüyoruz? Bunun medeniyet düzeyi ve eğitim sistemi ile ilgisi var mı?

ismailgulec.net