Medrese Neden Üniversite Değildir?

Bizim toplumumuzda medreseler genellikle üniversiteler ile mukayese edilir ve bizim üniversitelerimiz olarak değerlendirilir. Her ne kadar ikisi de yükseköğretim kurumu olması bakımından ve üniversitenin de yükseköğretim kurumlarının genel adı olarak değerlendirildiğinde doğru kabul edeceğimiz bu genelleme üniversitelerin tarihine, yapısına ve işleyişine dikkatlice bakıldığında aynı olmadıkları hemen fark edilir.

12. Asırda ilk örneklerini Bologna ve Paris’te gördüğümüz üniversite bir Orta Çağ kurumudur. Aynı zaman diliminde İslam coğrafyasında ciddi eğitim verilen birbirinden farklı yükseköğretim kurumları bulunuyordu ve bunların hiçbiri üniversite değildi.

Saha üzerinde uzun süre çalışan araştırmacılar XII-XVIII. yüzyıllarda medreseler ile üniversitelerin arasında ciddi farklar olduğunu ve birbirinin mukabili ve muadili olmadığı hususunda hemfikirdirler. Bu farklılıklar aynı zamanda medreselerin neden üniversite gibi gelişemediği sorusunun da cevabıdır.

Osmanlı medreseleri ile Orta Çağ üniversitelerinin farklarının altında siyasi, dinî ve toplumsal nedenler yatmaktadır. Bu etkenler üniversitenin yapılanmasını ve muhtevasını etkilemiş, farklı şekilde gelişmesine neden olmuştur. İki farklı iklim ve havzada doğan ve gelişen iki kurumun yetiştiği iklim ve ortam arasındaki farklılıkları siyâsî, dinî, toplumsal ve eğitim olarak dört başlık altında sıralayabiliriz.

Farklılığın Siyasi Nedenleri

Osmanlılarda siyasi birlik varken Avrupa’da yaklaşık elli kadar krallık ve şehir devleti vardı. Siyasi durum doğal olarak kurumların yapısını ve gelişimini etkilemekteydi. Üniversiteler İtalya, Almanya, Fransa ve İngiltere ile diğer Avrupa ülkelerinde farklı gelişim gösterirken Osmanlılarda siyasî birlik ve merkezî yönetimden dolayı bir farklılık yoktu ve eğitim tek tipti ve aynı istikamette gelişti.

Osmanlılarda siyasi erk olarak sultan tek güç iken Batı’da imparator, krallar ve yerel yöneticiler ile birlikte onlardan daha da güçlü olan kilise vardı. Bu üç erk arasındaki ilişki ve rekabet üniversitelerin gelişmesi için itici bir kuvvet oldu. Osmanlılarda hâkim-i mutlak bir padişah ve merkez olduğu için benzer bir gerilim yaşanmadı.

Önemli bir diğer fark özellikle Türk devletlerinin medreseyi siyasi otoritenin kontrolünde ve denetiminde, belirli bir dini-siyasi doktrini topluma öğretmek etmek üzere kurup desteklemesidir. Devlet ve toplum aynı zamanda devletin karşısında bireysel veya tüzel sivil bir gücün teşekkül etmesine müsaade etmedi. Bizde durum böyle iken Batı’da mezhepler arası rekabet, yerel ve merkezi otorite arasındaki mücadele farklı tüzel kurumları ve güç merkezlerini ortaya çıkardı. Ticari hayatın şehirleşme ile birlikte büyümesi ve belirli bir finans gücünün ortaya çıkması, yeni kıtaların ve ülkelerin keşfi Batı’ya yeni ufuklar, vizyon ve yeni misyon kazandırırken öncekilerden çok farklı hamle yapmak için imkân ve fırsat doğurmuştu.

İslam dünyası ile Batı Avrupa arasındaki farklardan bir diğeri İslam dünyasında gayrımüslimler devlet kademelerinde önemli mevkilere gelebilirken Batı’da bırakın Müslümanlar ve Yahudileri, Katolik olmayanların bile hiçbir şekilde önemli bir pozisyona gelememesidir. Batı Avrupa’da Hristiyan olmayanlar bir tehdit unsuru olarak algılanıp dışlandı ve kovuldu. Bu durum İslam dünyasının hiçbir zaman bilmediği ve görmediği bir şeydi.

Batı Avrupalıların düşmanca tavrı sadece kendi dinlerinden olmayanlara karşı değil Hristiyanlara karşı da çok şiddetli idi. Katharlar üzerine Haçlı Seferi düzenleyip binlercesini şehir meydanında yakacak kadar gaddar ve acımasız olabiliyorlardı. 16. yüzyılda ortaya çıkan Protestanları bastırmak için yapılan katliamlar ve ardından başlayan mezhep savaşları 18. Yüzyılın başlarına kadar devam etti ve milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine sebep oldu.

Batı’daki memleketler asırlardan beri aynı topraklarda yaşarlarken Türkler devamlı yeni topraklara yerleşiyorlardı ve medrese yeni fethedilen topraklara yerleşmek ve Osmanlı sistemini kurmak için önemli bir vazife ifa ediyordu.

Osmanlılarda ulema aynı zamanda devlet teşkilatında yer alırken Batı Avrupa’da üniversite profesörlerinin böyle bir işlevi yoktu. Aynı zamanda devlet memuru olan ulemanın örgütlenmesini oluşturacak şartlar hiçbir zaman oluşmadı.

Farklılığın Dinî Nedenleri

Üzerinde durulması gereken bir diğer husus Hristiyanlık ile Müslümanlık arasındaki farktan kaynaklanan uygulamalar idi. Özellikle ruhban sınıfı ve ilk günah inanışı, Papa’nın din konusunda mutlak hakimiyeti ve bu hakimiyetini muhafaza arzusu bir baskı ve korku ortamı oluşturmuş, bu baskı ve korkuya gösterilen tepki üniversitenin gelişmesinde itici güç olmuştu. İslam dünyasında ise medreseler bu tür bir güdüleyici ortamdan mahrum idi.

Batı’da büyük mezhep farklılıkları ve savaşları, rönesans ve reformlar ile sekülerleşme hareketleri üniversitelerin şekillenmesinde etkili oldu. Benzer bir mücadele Osmanlı coğrafyasında olmadı. Osmanlı medreseleri Hanefi fıkhı üzerine kurulmuştu ve diğer mezhepler ile arasında Batı’dakine benzer bir çatışma hiçbir zaman olmadı. Batı’daki mezhep ile yeni bir din kastedildiğini, bu yönüyle de bizdeki mezhepten farklı olduğunu da aklımızda tutmamız gerekir.

Önemli sayılacak bir diğer fark Latince ile başlayan üniversite eğitiminin zaman içinde modern çağın başlaması ile birlikte Batı Avrupa prensliklerinin uluslaşma süreçlerini desteklemek için kutsal kitapların yerel dillere çevrilmesidir. Prenslikler yükseköğretimin kendi dillerinde yapılmasını teşvik ederken medreselerde kurulduğu tarihten itibaren hep Arapça kitaplar okutuldu ve bu dilin Sahra Altı Afrika’dan Volga kıyıları, Balkanlardan İç Asya’ya ve Hint Alt Kıtasına kadar uzanan geniş coğrafyada onlarca farklı dil konuşulmasına rağmen Arapça medresenin eğitim dili olarak devam etti. Medreselerde verilen eğitim XII. yüzyılda Bağdat, Mısır ve Şam’da yaşamış bir müderrisin XIX. yüzyılda Kuzey Afrika veya Maveraünnehir’de yeniden dünyaya gelse yabancılığını çekeceği pek bir değişiklik göremeyecek kadar aynıydı. Osmanlılarda metinler Arapça iken derslerin Türkçe müzakere edilmesi yerel dillere çevirme ihtiyacını hissettirmedi ve düşündürtmedi.

Farklılığın Toplumsal Nedenleri

Her şeyden önce ifade etmemiz gereken bir husus var. Batı ve İslam dünyasında tarih ve zaman aynı şekilde ilerleyip gelişmedi. Orta Çağ, Batı Avrupa tarihinin bir zaman dilimi olup kendi içinde dinamikleri olan bir dönemi işaret etmek için kullanılır. Bu süreç, İslam ve Türk tarihinde farklı dinamiklerin etkisiyle farklı şekilde gelişti. Dolayısıyla sağlıklı bir değerlendirme yüzyıllara göre değil, kurumların gelişim süreçlerine bakılarak yapılabilir.

VI-VII. yüzyılda Avrupa’da sadece din adamları Latince bilirken İslam dünyasında şiir yazmayan veya şiirden anlamayan halife yoktu. IX. ve X. yüzyıllarda kitap devrimi ile XII-XIII. yüzyıllarda okuma oranı Şam, Bağdad, Kahire gibi şehirlerde çift haneli sayılara ulaşırken Batı Avrupa için durum bu kadar parlak değildi.

Batı’da üniversite ile şehirlerin gelişmesi arasında doğrudan bir ilişki vardı. O dönemlerde Batı Avrupa’da İslam dünyasındaki şehirler ile mukayese edecek bir yer yoktu. Şehir ile birlikte gelişen hayat kültür ve ilim ortamını beslerken Batı Avrupa’da şehirlerin gelişmesi ve İslam dünyasının şehirlerine yaklaşması birkaç asır sürecekti. Bu gelişme de sekülerleşmiş bir modernite inşa sürecini doğuracak ve kiliseden bağımsızlaşarak gelişen bir sosyal yapı çıkaracaktı. Osmanlı toplumunda sekülerleşmeye neden olacak kilise olmadığı için böyle bir gelişme yaşanmadı.

Batı’da kentleşme ile birlikte yeni kurumlar ve sınıflar ortaya çıktı. Şehirlerin büyümesi ve zenginleşmesi burjuva sınıfını doğurdu. Burjuvanın oluşmasıyla sivil toplum örgütleri güçlendi ve yeni kurulan kent meclisleri şehir yönetiminde etkili olmaya başladı. Bu gelişmeler Batı’da tüzel kişilikleri oluştururken Osmanlılarda aristokrat ve burjuva gibi sınıflar olmadığı için benzer bir gelişme yaşanmadı.

Üniversitenin gelişmesi burjuvazinin ortaya çıkması ile yakından ilgilidir. Üniversiteler, burjuvanın aristokratmış gibi hissetmelerini sağladı. Ayrıca aynı zamanda esnaf ve tüccar olan burjuvanın ihtiyacı olan personeli üniversiteler yoluyla yetiştirmeye başladı. Böyle bir gelişme İslam dünyasında ve Osmanlılarda yaşanmadı.

Batı’da rönesans ile başlayan hareketler ve devrimler reformlarla devam etmiş, aydınlanma felsefesi, laiklik, Fransız devrimi, sanayi devrimi ve kapitalizmin doğuşu ile tarih akışını sürdürürken bu gelişmelerden üniversiteler etkilendi. Osmanlılarda ise tarih Batı’ya göre oldukça durağandır ve durağan olanın da tarihi çok hızlı gelişmez. Ancak Batı kadar olmasa da Osmanlıların da birtakım dinamikleri vardı.

Batı Avrupa’da şehir halkının üniversite öğrencilerini bir kazanç kapısı olarak görmesi ve öğrencilerin de bunlara karşı kendilerini savunması Osmanlı coğrafyasında görülecek olay değildi.

Eğitim Anlayışından Kaynaklanan Nedenler

İki kurumun gelişiminde etkili olan bir diğer unsur İslam dünyasında korunacak ve geliştirilecek bir antik çağ kültürünün olmaması idi. Müslüman âlimler ve filozoflar antik çağ filozoflarının eserlerine rahatça ulaşmış ve istediklerini seçerek almıştı. Bu metinler İslam felsefesinin teşekkülüne ve gelişmesine ciddi katkıda bulunmuştu.

Mesleki bilgilerin aktarıldığı ahilik teşkilatı ile bürokratların ilgili kalemde yetişmesi mesleki eğitim veren okullara hiçbir zaman ihtiyaç hissettirmedi.

Bir diğer etkili neden matbaanın icadı idi. Avrupa’ya çok hızlı yayılan matbaada basılan kitaplar, bilginin üretimi ve üretilen bilginin geniş bir coğrafyaya dağıtımında hayati bir rol üstlendi. Bilginin paylaşılması bir akademisyende bulunması gereken merak, şüphe ve rasyonaliteyi besliyordu.

Batıda, özellikle müzik ve resim gibi belirli sanatların eğitimi ve himayesinde kilise önemli bir rol üstlenirken, Osmanlı toplumunda bu görevi kısmen saray ve tekkeler üstlenmişti. Batı’dakine benzer eğitim veren kurumsallaşmış sanat eğitimi okulu yoktu.

Avrupa’da 17. yüzyılda doğa bilimlerinin ortaya çıkması, 18. asırda akıl çağı ve 19. asırda sosyal bilimler ortaya çıkarken Osmanlılarda bilim ve eğitim kendi seyrinde devam ediyordu. Batı’daki gelişmeleri takip etmeye ve aktarmaya çalışıyordu. Bunu yaparken medreseleri bir kenara bırakmışlar, yeni eğitim kurumları kurmaya başlamışlardı.

Batı’da üniversiteler kurulduğu tarihten 19. asra kadar neredeyse aynı ders ve içerikle devam ettiler. Orta Çağ üniversiteleri ile Humboldtyan üniversiteleri arasında büyük farklar olduğunu ve yeni bir kurum olduğunu hatırlatmak isterim. ABD’de gelişen üniversiteler ile Humboldt üniversiteleri arasında da fark var ancak diğeri kadar değildir. Bugün ikinci ve üçüncü nesil üniversiteler ile karşılaştırılmakla medreselere haksızlık yapılmaktadır.

Medrese ve üniversite birbirinden çok farklı iki yükseköğretim kurumudur ve aynı değildir. 18. asrın sonundan itibaren üniversiteler değişerek gelişirken medreseler bu değişime ayak uydurumamış ve tarihteki yerini almıştır. Batı Avrupa’dan tarihî, siyasî, felsefî, dinî, ekonomik ve kültürel bakımdan farklı olan Osmanlıların onlara yetişme gayret ve çabaları yeni yüksek öğretim kurumları kurmaya yöneltmiştir. Osmanlılar yeni eğitim kurumları kurmaya kalkışmadan önce medreseler ile ilgili birtakım faaliyetlerde bulunmuş, ancak yeterli olmayacağını düşünerek birkaç küçük düzenleme ile yetinerek yeni okullar açmayı tercih etmişlerdir.

Türk toplumu temellük ettiği inanca göre medrese konusunda birbirine zıt iki farklı görüşe sahip olmuş, bunun sonucu olarak medrese tecrübesinden yeterince istifade edilememiştir.

Bugün ülkemizde 200’ü aşkın üniversite bulunmaktadır. Ancak bunların büyük bir kısmının gerçek üniversitenin niteliklerine sahip olduğunu söylemek pek kolay olmasa gerektir. ABD ve Batı Avrupa üniversitelerini taklit ederek ve ülkemize olduğu gibi taşıyarak gelecekte var olamayacağımızı, medrese tecrübesinden de istifade ederek bize has bir model geliştirmemiz gerektiğini altını kalın çizgilerle çizerek ifade etmek isterim. Türk yükseköğretiminin bunu yapabilecek birikime ve tecrübeye sahip olduğuna inanıyorum.

Not: Bu yazı İsmail Güleç’in Medrese Üniversite midir? Karşılaştırmalı Bir Okuma (İstanbul: Vadi Yayınları, 2024) isimli çalışmasından yararlanılarak hazırlanmıştır.




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Geometrik desenin nesi İslam ile ilgili? Desenin İslam ile nitelendirilmesini sağlayan özelliği nedir?
İslam geometrik desenlerinin özellikleri
Bu desenleribir yapının hangi unsurlarında görüyoruz?
Daire, kare ve yıldız biçimlerinin tercih edilmesinin özel bir nedeni var mı?
İslam sanatında geometrinin bu denli zengin bir içerikle yer alması sadece hayvan figürlerinin hoş görülmemesi ile açıklanabilir mi?
Geometrik desenlerin kökeninde bir felsefe var mı?
Geometrik desen pergel ve cetvelsiz olmaz. Mimarlar ve sanatkârlar pergel ve cetvel kullanmayı nerede ve nasıl öğreniyorlardı?
İslam geometrik desenleri kendisinden öncekilerden etkilendi mi?
İslam geometrik deseni diğer din ve milleri etkiledi mi?
En yoğun ve derin geometrik desenler hangi dönem ve devletlerin eserlerinde görüyoruz? Bunun medeniyet düzeyi ve eğitim sistemi ile ilgisi var mı?

Farsça ve Türkçe Mesnevilerde Miraciye Bölümleri

Şu soruların cevabını merak ediyorsanız izlemenizi tavsiye ederim.
Hz. Peygamber’den önce miraç gerçekleşmiş miydi?
Şii kaynakları ile bizim kaynaklarda anlatılan miraç arasında fark var mı? Varsa neler?
Fars edebiyatında çok sayıda miraciye var. Bu miraciyelerin ortak özellikleri nedir?
Türk ve Fars edebiyatındaki miraciyeler daha çok mesnevilerin baş tarafında yer alıyor. Bunun sebebi nedir? Mesela bir aşk mesnevisinde miraciye neden yer alır?
Fars ve Türk edebiyatındaki miraciyeler arasında ne tür farklar var?
Tüm miraciyelerde gördüğümüz motif ve olay var mı?
Miraciye şairleri daha çok hangi noktalarda eserlerini diğerlerinden farklılaştırmaya çalışmış?
Burçlar neden miraciyelerde yer alıyor?
Miraciyelerde sidretü’l-münteha nasıl anlatılmış?
Refref nasıl tarif ediliyor?
Kâbe kavseyn ev ednâ nasıl tarif ediliyor?
Cennet ve cehennem tasvirleri var mı?

ismailgulec.net