Gümülcine merkez türbe ve tekkeleri

Gazi Evrenos Bey fethettiği her yer gibi buraya da birçok eser kazandırır. Balkanlardaki en eski Türk eseri olan imaret ve Eskicami Gümülcine’de ve hâlâ ayakta. Eski camiin haziresinde Sultan Murad Hüdavendigar’ın bir kızının ve torununun defnedildiği yazılı kaynaklarda. Ekmekçizade Ahmet Paşa’nın (ö. 1618) yaptırdığı cami ise o dönemden kalan ve İznik çinisi olan tek cami. Bir de Sultan Abdülhamit tarafından yaptırılan saat kulesi var.

Gümülcine türbe ve tekkelerini de merkez ve köyleri olarak iki başlık altında inceleyelim.

Merkez türbe ve tekkeleri

Arşiv kayıtlarına bakılacak olursa Gümülcine merkezde birçok tekke ve zaviyenin olduğu görülür. Bugün bir zamanlar olduğu bilinip bugün yerinde olmayanların yanı sıra isminden başka bilinmeyen birçok tekke daha var. Ahi Ali Zaviyesi, Börekçiler Zaviyesi, Hacı Baba Tekkesi, Hacı Ömer Zaviyesi, Konukçu Şemseddin Zaviyesi, Musa Bey Zaviyesi arşiv kayıtlarında geçiyor ve bugün yerleri bile bilinmiyor. Yerlerini bildiklerimizi sırasıyla paylaşayım.

Fatma Hanım Türbesi

Abdülhamid tarafından yaptırılan saat kulesinin kuzey duvarı bitiğişiğinde, İznik çinileriyle meşhur Yeni Camiin haziresinde, hazirenin güneydoğu köşesinde, türbe olduğu söylenmediğinde anlaşılmayacak küçük bir yapı var. Burası Rusçuklu Sadrazam Şerif Hasan Paşa’nın karısı Fatma Hanım (ö. 1781) türbesi. Türbeye geçmeden camiin içinde, minber ve mihrap ile mihrabın iki yanındaki muhtelif renklerde çiçek motifli bitkisel desenli çinileri mutlaka görmelisiniz. Pencerelerin alınlıklarında dönen çini üzerine yazılı fatiha suresine de dikkat ediniz. Bir de kadınların namaz kıldığı bölümün tavanının süslemelerini mutlaka görün. Üç bölmeli bu tavan tahta kaplama ve kakma süsleme işinin en güzel örneklerinden biri. Tahtaya yapıştırılan ipek üzerine büyük bir hüner ile bitki desenleri ile süslenmiş bu tavanı Türkiye dışında başka bir yerde görür müsünüz, bilmem.

Biz yine türbeyi anlatmaya devam edelim. Bozuk bir sülüs hatla yazılı kitabesi gayet düzgün ve okunaklı ama beyaza boyanması okunmasını biraz zorlaştırmış.

Fi’l-asl Rusçuk sâkinelerinden olup vezir-i mükerrem Şerif Hasan Paşa hazretlerinin taht-ı nikâhlarında iken bi-takdiri’l-lahi Tealâ dâr-ı bekâya rohlet eden merhûme ve mağfûre Fâtma Hanım rûhi içün el-Fâtihâ sene 1195 (1781) yevmü’s-sebt.

Kare planlı kiremit çatılı türbenin yola bakan tarafındaki penceresi topuzlu demir parmaklıkla kapatılmış ve pencere boşluğu mumluk olarak kullanılmış.

Fatma Hanım’ın kocası Şerif Hasan Paşa peygamber torunu ve bedeni Bulgaristan Şumnu’da inşa ettirdiği Tombul Camii’nin avlusundaki hazirede, kesik başı ve mezar taşı ise İstanbul’da mensubu bulunduğu Aziz Mahmut Hüdayi haziresinde.

Post-bûs veya Postuboş (Postinpûş, Puşpuş, Poşpoş vs) Baba Tekkesi

İsmi konusunda birçok farklı söylenişi var ama ben Post-bûs’un doğru olduğunu ve diğer isimlerin de bundan bozularak söylendiğini düşünüyorum. İkinci olarak da Postuboş Baba anlamlı geliyor. Post-bûs Baba’nın da Evrenos Bey ile gelen gazilerden olduğu ve adının Ahmed Rıfaî olduğu kayıtlı bazı kaynaklarda. Bazılarında da Post-bûs Baba’nın Halveti olduğuna dair kayıtlar gördüm. Post-bûs Baba Evrenos Bey’in askeri ise Halveti olamaz, Halveti ise de Evrenos Bey’in askeri olamaz. Çünkü Halvetiliğin İstanbul’a gelmesi 16. asrın ilk yarısı.

1902 tarihli Edirne Salnamesi’nde verilen bilgiye göre Postbûs Baba’nın adı Ahmet Rıfai ve burası da bir Rıfai tekkesi. Rıfâiliğin Anadoluya gelmesi 13. Asrın ortaları olduğu için daha makul. Ayrıca Evrenos Bey ile gelenler arasında Rıfailerin de olduğu anlaşılıyor.

Bir diğer rivayete göre Post-bûs Baba Murad Hüdavendigâr döneminin önemli alimlerinden biri imiş. Ordu ile geldiğine göre ordu hocası olmalı. Burada bir tekkenin yanı sıra aşhane ve misafirhane de inşa etmiş.

Bir arşiv kaydına göre tekke, şeyhlerinden Mustafa Efendi’nin ölmesi ve çocuğunun olmamasından dolayı Nakşibendi tarikatindan Hacı İsmail Efendi’ye verilir. Arşiv kayıtlarından anlaşıldığı kadarı ile Halveti, Nakşi ve Rufai şeyhleri görev almış bu tekkede.

Bir arşiv belgesinden anlaşıldığı kadarı ile 19. Asrın ikinci yarısında Gümülcine’nin en meşhur caddesi üzerindeki türbe 1892’de de harap imiş ve yenilenmiş. 1900’lerin başında tekke faal imiş. Hatta 1950 yılına kadar burada gelene gidene yemek verilirmiş. II. Dünya Savaşı esnasında tahrip edilen tekkeyi Belediye 1989’da yıktırmış.

Gümülcine’den çıkıp Balkanlara giden yol üzerinde imiş bir zamanlar. Şehir büyüyünce şehrin bir parçası olmuş artık. Köylerden şehre gelenler önce buraya uğrarlar, soluklanırlarmış. Soluklanırken de bir şeyler atıştırırlarmış.

Gittiğimizde önünde bir inşaat vardı ve haziresi kötü durumdaydı. Haziresinde çok güzel mezar taşları var ve birçoğu kırılmış, harap olmuş vaziyette. Türbe de harap bir durum idi. İnşaat yerine önünü bahçe olarak bıraksalardı, türbe ve hazireyi düzenleselerdi daha doğru olurdu gibi geldi bana ama bir kere inşaata başlanmış. İnşallah güzel bir şekilde aslına ve amacına uygun bir şekilde hem türbeyi hem hazireyi yenilerler. Keşke önünde gelen gidenlerin eskisi gibi oturup bir şeyler yiyebilecekleri bir düzen kursalar. Nasip.

Süpüren Kasap veya Mahmut Dede Zaviyesi ve Türbesi

Arşiv kayıtlarında 1893’te tamir edildiği söylenen Süpüren Kasap veya Süpüren Mahmut Dede zaviye ve türbesi Yenice Mahallesinde Süpüren mescidi civarında ev ile mescit arasındaki boşlukta imiş ama şimdi yok maalesef.

Süpüren Dede Tekkesine ait çarşıda beş-altı dükkan ile iki kahve varmış. Buralardan gelen gelir ile tekke hizmetlerini sürdürürmüş. Vakfı ve geliri olduğuna göre devrinde önemli bir tekke olmalı.

Süpüren Dede’nin kim olduğunu bilmiyoruz. Ancak isminin Süpüren olmasından mutlaka süpürmekle ilgisi olduğunu düşünebiliriz. Adı Süpüren olan diğer türbeleri düşündüğümüzde bu ismin kendisine sokakları ve çevreyi süpürmesi, devamlı mescidde kalması ve mescidi süpürmesi, başı ağrıyanların başlarını süpürür gibi yaparak ağrıdan kurtarması gibi bir özelliğinden dolayı verildiğini söyleyebiliriz.

Kesikbaş Zaviyesi ve Türbesi

Hacıyavaş mahallesindeki Kesikbaş Camiinin yanında bir türbe varmış. Türbe aynı zamanda camii yaptıran zata ait imiş. Ama hakkında bilgimiz yok maalesef. Adının kesikbaş olmasından da anlaşılacağı gibi Gümülcine’nin fethi esnasında başı düşmesine rağmen kellesini koltuğuna alarak savaşan bir askere ait olduğu anlatılmakta. Gazi Evrenos Bey ile fethe katılan gazilerden birine ait olduğu söylenen türbeden bir iz yok bugün maalesef. Türbenin mum yakılan yerinin tam önünde Yunan Telekominakasyon şirketi bir trafo yerleştirmiş. Oradan bulabilirsiniz türbeyi.

Bir başka arşiv kaydından zaviyadarının Halveti İbrailli Şeyh Ahmet Efendi olduğunu öğreniyoruz. Ayrıca Geyikbaş Camii ibaresine de rastladım ama birine neden geyik başlı denilsin, pek anlam veremedim. Kesikbaş başka örnekleri de olduğu için daha makul geldi bana.

Camiin batısında Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneği’nin merkezi var.

Süleyman Efendi

Bir zamanlar olan ancak bugün sadece külahı şerefesine kadar yıkılmış bir minareden başka bir şeyi kalmayan Selvili Cami haziresinde Süleyman Efendi türbesi. Türbe hazirenin yola bakan tarafında demir şebeke ile çevrilmiş bir vaziyette. Kitabesinden anlaşıldığı kadarı ile Süleyman Efendi 1761’de vefat etmiş. Kendisi Kayseri’nin Gesi köylerinden gelmiş şeyh ve hacı. Hakkında bildiğimiz örfi destarlı mezar taşında yazılı bu bilgilerden ibaret. Bir de Kadiri meşayihından olduğu.

Şehit Mezarı

Adı Kara Mehmet Cami olduğu halde Kır Mahalle Camii olarak bilinen camiin bahçesinde kim olduğunu bilmediğimiz bir şehit türbesi var. Edirne Salnamesi’nde es-Seyyid el-Merhum eş-Şehîd olarak geçen türbe 581/1186 tarihli. Bir başka kayıtta ise es-Saîd olarak geçiyor.

Türbenin kime ait olduğu bilinmiyor ancak seyyid ise Hz. Peygamber soyundan gelen bir şehide ait olduğu. Tek bildiğimiz Türklerden çok önce böylege gelen Araplardan bir kumandana ait olduğu. Bir rivayete göre Gümülcine’nin 5 km kuzeyinde Yuvacılı köyünün yakınlarında yıkık minarenin bulunduğu köyden bir şeyh efendiye ait olduğu da söyleniyor.

Cami zamanla yıkılacak hale gelince mahalle sakinlerinin üstün gayreti ile yeniden inşa edilir. Bu inşa esnasında adı sanı bilinmeyen bu şehit türbesi de yenilenir. Ancak türbe mermer taş ile yapıldığı için bildiğimiz türbe havası vermemekte, söylenilmediği takdirde uzaktan anlaşılmayacak bir durumda. Keşke türbe formu verilse ve o haliyle camiin avlusunu süslese.

Debbağhane Tekkesi ve Koca Nasuh Efendi

Debbağhane yahut Tabakhane Tekkesi adından da anlaşılacağı üzere ahi tekkesi ve Gümülcine’nin en eski tekkelerden biri. Tabakhane mahallesinde camiin bitişiğindeki bu tekke de artık günümüzde yok.

Bir zamanlar ayakta olan Tabakhane camii avlusunda medfun Koca Nasuh Efendi’nin türbesi bir yatır olarak bilinirmiş. Bugün bir evin bahçesinde, duvarın dibinde. İnanışa göre bölgeye gelen ilk akıncı dervişlerdenmiş Koca Nasuh Efendi. Tabakhane Camii avlusunda olduğuna göre Gümülcine ahilerinin şeyhi olmalı. Ahi şeyhi olduğuna göre de mesleği debbağlık olmalı. Tabi bu söylediklerim gördüklerimden yola çıkarak düşündüklerim. Doğrusunu Allah bilir.

Nasuh Efendi halktan çok hürmet görür. Bunda türbenin olduğu yere birkaç kez ev yapılmak istenmesine rağmen bir kaza olup inşaata başlanmamasının büyük rolü var. Mahalle sakinlerinden birilerinin de rüyalarına girip türbesine sahip çıkılmasını istemesi bir zamanlar Nasuh Efendi türbesinin ziyaretçisinin olma nedenleri arasında.

Arifân Tekkesi

Gümülcine’de bilinen iki tekkeden biri Arifân tekkesi. Bulunduğu mahalle adını tekkeden almış ve tekkenin ismi iki farklı şekilde söyleniyor. Biri Arifhâne, diğeri Arifân. Ben anlam ve kullanım bakımından ikincisinin daha uygun olduğunu düşündüğüm için onu tercih ettim.

Kaynaklarda Arifan Mahallesinde bir Halveti tekkesi olduğu yazılı. Hatta imamı için vakfedilen paradan bahsedilmesinden yola çıkarak bir de mescidinin olduğunu söyleyebiliriz.

Arifân Tekkesi de bugün yerinde olmayan eserlerden. Gümülcine askeri binasının karşısındaki küçük parkın olduğu yerde imiş.

Sabuncu Ali Baba Türbesi

Sabuncu veya Sabunî Ali Baba’nın türbesi Serdar mahallesi camiin avlusunda imiş. Bundan dolayı Serdar Mahalle Camiine Sabunî Ali Cami de denilirmiş. Sadece camiye değil bir zamanlar mahalleye de Sabunî mahallesi denilirmiş. Mahalleye ve camie Serdar denilmesinden erken dönem kumandan gazilerinden birine ait bir türbe olduğu düşünülebilir.

Sabuncu Ali Baba’nın kim olduğunu bilmiyoruz. Sabuncu denildiğine göre esnaf olmalı. Esnaf olduğuna göre de ahi olması muhtemel. Muhtemelen çevresinde sevilen, hayırsever, herkese yardım eden ve insanların olağan üstü hallerine, kerametlerine şahir olduğu bir Allah dostu olmalı.

Türbe bugün yok. Yunan idareciler türbeyi ortadan kaldırmışlar.

Gümülcineli Halil Efendi ve Abdülkerim Efendi

Uşşaki şeyhlerinden Gümülcineli Halil Efendi’nin türbesi Mahmut Ağa Camii bitişiğinde. Mehmet Kâşânî’nin halifesi olan Halil Efendi, türbesinin bulunduğu camide irşat faaliyetlerini yürüttüğü ve camiin tekkenin mescidi olduğu söyleniyor.

Doğum tarihi bilinmeyen Halil Efendi 1679’te vefat ettiği ve irşat faaliyetlerini yürüttüğü Yenice mahallesindeki caminin haziresine defn edilir. Vefatından sonra yerine oğlu Abdülkerim Efendi geçer ve hizmetleri yürütür.

Tasavvufi mertebe ve makamları anlattığı Risale-i Etvâr-ı Seba isimli 125 beyitlik manzum bir eseri vardır.

Adını ve yeri dışında bir şey bilmediğimiz türbeler

Bir zamanlar olan ama günümüzde yeri boş, park veya bir ev olan türbeler de var.  Serdar mahallesinde Rıfai tarikatından Saçlı Ahmet Efendi, Yenice Mahallesinde Uşşaki Abdülhalim Efendi’nin, İğdelik Mahellesinde Civan Ali Baba’nın türbeleri varmış. Gazi Baba ve Aşçı Hasan Baba türbesinin yerinde bugün bir ev var. Yediçaplı türbenin yerinde ise Belediye Binası var. 





Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Edebiyatımızda Mitolojik Unsurlar

Mit: Milletlerin, özellikle Yunan ve Latinler’in eski çağlardaki tanrı, yarı tanrı ve kahramanlarının olağanüstü mâceralarını anlatan efsânelerin bütünü.

Mitoloji, mitler olarak adlandırılan kültürel ögeler arasındaki dini masalların ve bu tarz anlatıların incelenmesi ve yorumlanması şeklinde tarif edilir. Bu tür hikayeler insanlık durumunun çeşitli yönlerini ele alır. Mitler, belirli bir kültürün bu konularda sahip olduğu inanç ve değerleri ifade eder.

Bu videoda Dede Korkut hikayelerinden Basat’ın Depegöz’ü Öldürmesi Hikâyesini Yunan mitolojisi ile mukayeseli okumaya çalışıyoruz.

Metinlerle Eğitim Tarihi
Baba bu kitabı niye yazdın?

Metinlerle Eğitim Tarihi, 2012-2104 yılları arasında Sakarya Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Eğitim Programları Tezsiz Yüksek Lisans Programında verdiğim aynı adla verdiğim dersin notlarından oluşuyor.

Çin, Hind, Sümer, Mısır, Yahudilik, Yunan, Roma ve Hristiyanlıkla ilgili muhtelif metinlerde eğitim ile ilgili bölümlerinin özetlenmesinden ve kısa örneklerden oluşuyor.

ismailgulec.net