İki hırkanın öyküsü

Hz. Peygamber'in veladetini tes'îd ettiğimiz şu günlerde size onun iki hırkasının, Hırka-ı Şerif ve Hırka-ı Saadet'in öyküsünü anlatmak isterim.

Hırka elbise üstüne giyilen, genellikle ceket boyunda, yün veya pamukludan yapılmış, önü açık, kollu, dışarıda veya soğuk havalarda evde de giyilen bir kıyafet. Peygamberimize hürmetlerinden dolayı dervişler de hırka giyerler.

Tarikatlarda hırka iki türlü giydirilir. İlki mürit tarikata intisap etmeye karar verdiğinde şeyh efendi tarafından giydirilen irade hırkasıdir. Diğeri ise henüz bir tarikata intisap etmemekle birlikte sufilerin hallerinden ve ahlakından nasiplenme ümidiyle giyilen muhip hırkasıdır. Teberrük hırkası da denilir. İyilerin giydiği hırkayı giyerek iyilerden olma ümid edilir.

Bunların yanı sıra tarikata girmeye niyetlenenlerin giydiği tövbe hırkası, seyrusülûkunu tamamlayan dervişlere giydirilen ve irşad hırkası, hilâfet hırkası, icâzet hırkası da denilen velayet hırkası, şeyhin tövbe hırkasından sonra ve irade hırkasından önce tâlibe uygun gördüğü tasarruf hırkası da vardır. Tarikatlara göre giyme zamanları ve biçimleri değişir.

Bir de sema hırkası vardır ki bu sema ve zikir meclislerinde giyilir. Vecde gelip yırtanlar da olur. Bu hırka bahsi başlı başına bir yazı konusu, inşallah diyelim ve konumuza devam edelim.

Hz. Peygamber'in hırkaları

Hz. Peygamber'in kaç hırkası olduğunu bilmiyoruz ama iki kişiye hırkasını çıkarıp verdiğini biliyoruz. Bunlardan birine bizzat kendisi giydirmiş iken diğerini kendisi giydirmemiş, giydirmek üzere kendisine göndermiştir.

Kendilerine Hz. Peygamber tarafından hediye edilen bu hırkalar, sahiplerinin vefatından az sonra anlatılacağı üzere bir şekilde İstanbul'da buluşmuşlar. Birbirleriyle karıştırılmasın diye de birine Hırka-ı Şerif, birine de Hırka-ı Saadet adı verilmiş. Hırka-ı Saadet Topkapı Sarayı'nda, biri Hırka-ı Şerif aynı isimle camide.

Hırka-ı Şerif

Hırka-ı Şerif Yemen'den sadece Hz. Peygamber'i görmek için Medine'ye gelip göremeden dönen Veysel Karani'ye Hz. Peygamber'imiz tarafından gönderilen hırkadır.

Veysel Karani'yi Veysel Karanî yapan ise annesinin sözünü dinlemesi ve ona sadık olmasıdır. Attar'ın anlattığına göre Veysel Karani deve çobanlığı yaparak ve hurma çekirdekleri toplayıp satarak geçimini sağlarmış. Yani devrinin garibanlarından. Hırkasının sarayda değil de bir camide saklanmasının hikmeti bu olsa gerek. Veysel Karani, Müslüman olduktan sonra hakkında çok şey dinlediği ve görmeden âşık olduğu Hz. Peygamber'i görmek için Medine'ye gitmek ister.

Ondaki Hz. Peygamber sevgisi çok az kimsede bulunur. Uhud Savaşında Resûlullah'ın bir dişinin kırıldığını öğrenince, Peygamber'in dişi kırıldıysa benim dişim de kırılmalı der ve hangi dişinin kırıldığını bilmediği için tüm dişlerini kıracak kadar sever.

Veysel Karani gitmek ister ama bakmak zorunda olduğu bakıma muhtaç yaşlı bir annesi vardır. Annesinin kendisini bırakmasına rızası yoktur ama Veysel Karani de Peygamber'i görmeyi çok istemektedir. Kapısına kadar gidip görüp hemen döneceğine söz verince anne yüreği bu, dayanır mı, peki oğlum der, madem çok istiyorsun git, ama sakın bekleme, gör ve çabucak dön, diye tembihleyerek izin verir.

Veysel Karani hemen yola çıkar ve Medine'ye gelir. Ancak Resûl-i Ekrem o gün evde değildir ve akşama kadar da gelmeyecektir. Veysel Karani de annesine söz vermiştir, bekleyemez ve Peygamberimizi göremeden Yemen'e döner.

Hz. Peygamber kapısına kadar gelip annesine söz verdiği için kendisini beklemeden dönen bu güzel insana verilmek üzere hırkasını Hz. Ömer ve Hz. Ali'ye verir. Hz. Ömer'in halifeliği döneminde Medine'ye gelen Veysel Karani çok hürmet görür ve Hz. Ömer kendisine emanet edilen hırkayı sahibine teslim eder.

İstanbul'a gelmesinin öyküsü

Veysel Karanî hiç evlenmemiş. Sıffîn'de Hz. Ali'nin saflarında savaşırken şehit olunca hırka kardeşine kalır. Üveys ailesi yıllarca hırkayı muhafaza eder. Ailenin Irak ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde ikamet ettiği dönemlerde karışıklık çıkması ve huzurun kaçması üzerine Kuşadası'na göç edip yerleşir. Aile aşiret halinde yaşamış ve ziraatla meşgul olmuş Hz. Peygamber'in hırkasına sahip oldukları için de bölgede aileye karşı daima saygı gösterilmiş.

Daha sonra I. Ahmed aileyi İstanbul'a davet eder ve Yavuzselim'de ikamet etmeleri için bir konak tahsis eder. İstanbul halkının merakı üzerine de Hırka-i Şerif'i ziyarete açarlar. Ziyaretler her yıl artar ve bu hali ev kaldıramaz olur. Bunun üzerine I. Abdülhamid aynı semtte tek odalık bir hırka-i şerif dairesi yaptırır, Sultan Abdülmecid de bir cami (Hırka-i Şerif Camii) inşa ettirir ve hırka-i şerif burada sakal-ı şerif ve Veysel Karanî'ye ait kemer ve takke ile birlikte bir mahfaza içerisinde özel bir dairede muhafaza edilmeye başlanır.

Günümüzde Ramazan ayının ilk haftasında ziyarete açılır ve arife gününe kadar kalır. Mevlit kandilleri haftasında da ziyarete açık olup olmadığını bilmiyorum. Eğer açık değilse ziyarete izin verilse ne iyi olur!

Veysel Karani'yi çok sevmişiz

Veysel Karani bu milletin müşterek değerlerinden biri ve biz Veysel Karani'yi çok sevmişiz. Menkıbesini asırlardan beri anlatmış durmuşuz. Sadece sohbetlerde değil, ilahiler ve türkülerle de söylemişiz.

Urumda Acemde aşık olduğum,
Yemen illerinde Veysel Karani

Allah'ın habibi dostum dediği
Yemen illerinde Veysel Karani

Sabah namazını kılıp giderdi
Gizlice Rabbine niyaz ederdi

Anın işi güçü deve güderdi
Yemen illerinde Veysel Karani

Bin deveyi bir akceye güderdi
Onun da nısfını zekat ederdi

Develer bileşince tevhid ederdi
Yemen illerinde Veysel Karani

Elinde asası hurma dalından
Eyninde hırkası deve yününden

Asla hata gelmez onun dilinden
Yemen illerinde Veysel Karani

Yastığı taş idi döşek postu
Cennetlik eylemek ümmeti kastı
Hakkın sevgilisi habibin dostu

Anasından destur aldı durmadı,
Kabe yollarını geçti boyladı
Geldi o Resul'u evde bulmadı
Yemen illerinde Veysel Karani

Peygamber mescidden evine geldi
Veyis'in nurunu kapıda gördü
Sordu Fatıma'ya eve kim geldi
Yemen ellerinde Veysel Karani

Yunus eydür gelin biz de varalım
Ayağın tozuna yüzler sürelim
Hak nasip eylesin komşu olalım
Yemen illerinde Veysel Karani.

Hal böyle olunca bu milletin çocuğu olup da Veysel Karani'yi bilmeyenimiz olur mu? Veysel Karani'yi bilmek ise anneyi ve Hz. Peygamber'i çok sevmek demek. Annesini ve Hz. Peygamber'i sevmeyen bizden değildir vesselam.

Diğer hırkanın, Hırka-ı Saadet'in hikayesi de bir sonraki yazıda. Madem Yemen geçti, o zaman yazıyı şu dua ile bitirelim.

Ya İlahi! Sevgili kulunun ve onu seven ve onun sevdiği Veysel Karani'in yüzü suyu hürmetine Yemen'e sulh ve selamet ihsan eyle. Amin.





Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Akademi

Akademik çalışma, tez, makale ve sunumlarımı görebileceğiniz sayfadır...

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Hiç değil feryâdıma sırrım uzak,
Nerde bir göz, nerde bir candan kulak!

Sır Hz. Mevlana’nın latif ruhları, nale ve feryad İlahî sırlar ve Rabbanî hakikatlere dair sözler. Göz ve kulak bedenimizdeki göz ve kulaktır.

Mevlana hazretleri “benim sırrım, benim feryad u figanımdan ayrı değildir. Ancak onu duyacak kulak görecek göz yok” buyuruyor. Demek ki gözümüzün önünde cereyan ettiği halde göremediğimiz bazı hakikatler var.

Ney nasıl neyzenin ağzından çıkan nefesi sese dönüştürüyor ise sırrım da feryad ve figana dönüştürüyor. Neyzenin nefesi nasıl sesin içinde ise benim sırrım da feryadımda saklı.

Mesnevi Dersleri 5 ve 6. Beyitler

Men be-her cem’iyyetî nâlân şodem
Coft bed-hâlân u hûş-hâlân şodem

Ağladım her yerde hep ah eyledim.
Gördüğüm her kul için ‘dostum’ dedim.

İkinci mısra ilk mısrayı açıklamaktadır. Bed-hâl şehvet ve hevesine düşkün olanlar, hoş-hâl ise zühd ve takva ehlidir. Bed-hâl olanlar çok olduğu için önce söylendi.

Beytin manası şöyledir: Ben her cemiyette, şehvet ve nefsine düşkün olanların da, zühd ve takva sahibi olanların da meclisinde ağladım, inledim. Yani onlarla oturup kalktım. Bu oturup kalkma onlarla birlikte onların yaptıkları işi yaptım olarak da anlaşılır, onlarla birlikte oturdum, bana geldiler şeklinde de anlaşılabilir.

ismailgulec.net