Kütüphane Medeniyeti

Osmanlılar için birçok şey söylenebilir ve söyleniyor. Osmanlı'nın bir kütüphane medeniyeti olduğunu, sadece memleketin her bir köşesinde amacına ve hedef kitlesine göre inşa edilmiş birbirinden güzel ve şirin kütüphane binaları ve o binaları dolduran her biri bir başka ustalık gerektiren baktıkça bakmaya doyulamayan ve dokunmaya kıyılamayan hat, tezhip, ebru ve cilt gibi kitap sanatları ile bezeli kitaplardan hareketle Osmanlı medeniyeti anlatılabilir dersem sanırım yanlış bir şey söylemiş olmam.

Geçen hafta açılışı yapılan hepimizi sevindiren ve gururlandıran Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Millet Kütüphanesi bana unutmaya yüz tuttuğumuz kitapları ve kütüphaneleri yeniden hatırlattı ve heyecanlandırdı. Yazılanlara göre kütüphane 125 bin metrekare kapalı alana sahip ve aynı anda 5 bin kişiye hizmet verebilecek büyüklükte. Kütüphanede 4 milyon basılı, 120 milyonun üzerinde elektronik yayın ile 550 bin e-kitap ve nadir eser bulunuyor. Bu sayının önümüzdeki yıllarda çok daha fazla artmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin hafızası olacağına hiç şüphemiz yok.

Ömrü kitaplar arasında geçen biri olarak bu haber karşısında heyecanlanmamam ve duygulanmamam mümkün mü?

Osmanlı Kütüphaneleri ve Prof. Dr. İsmail Erünsal

Bugün dünyada Osmanlı kütüphaneleri denildiğinde akla gelen ilk isim muhterem hocam Prof. Dr. İsmail Erünsal ve onun geçen hafta üçüncü baskısı yapılan Osmanlılarda Kütüphaneler ve Kütüphanecilik isimli başucu ve başvuru eseri olan şaheseri.

Osmanlıların İznik'i fethettiğinde yaptığı ilk işlerden biri de bir medrese kurmak ve başına da Davud-ı Kayserî'yi getirmek oldu. Böylece dolaylı yoldan da olsa ilk kütüphane kurulmuş oldu. O dönemde birkaç dolap olan kitaplıklar birkaç asır geçmeden müstakil binalara dönüşecekti. II. Murad'ın müftüsü ve ilk şeyhülislam olan Molla Fenarî'nın (ö. 1431) vefat ettiğinde ardında 10.000 cilt kitap bırakması kısa sürede gelinen noktayı göstermesi bakımından oldukça önemli.

Kuruluş yıllarında yeni inşa edilen camii ve medreselerde bulunan kütüphaneler zamanla ihtiyacın ve kitap sayısının artması ile müstakil binalara dönüşmeye başladı. Fatih dönemi ilk müstakil kütüphanelerin yapıldığı dönem oldu. Topkapı Sarayı inşa edilirken kütüphane binası da unutulmamıştı. Hatta devrin meşhur alimlerinden Molla Lütfi bu kütüphanede hafız-ı kütüp olarak da çalışmıştı.

Devrinin popüler isimlerinden Molla Lütfi ile Fatih arasında cereyan eden bir olay anlatılır kitaplarda.

Fatih bir gün kütüphaneye gelir ve Molla'dan bir kitap ister. Ancak Fatih'in istediği kitap birazcık yukarıdadır ve Molla'nın boyu kitabı almaya yetmez. Yerde gördüğü bir mermer parçasının üzerine basarak aldığı kitabı Fatih'e uzatır. Fatih bunun üzerine Molla'ya çıkışır:

- Sen ne yaptın? O taşın ne olduğunu biliyor musun? Bu taş Hz. İsa Efendimizin doğduğunda konulduğu taştır. Sen nasıl o taşa basarsın?

Molla Lütfi hiçbir şey demeden işine devam eder. Kütüphanede masaları ve kitapları sildiği her tarafı delik deşik kirli bir bezi getirip Fatih'in dizine koyar. Bunun üzerine Fatih rahatsız olup

- Ne idersin be adam?

Diye çıkışacak olur. Molla Lütfi'nin cevabı gecikmez:

- Devletli padişahım, niçün huzursuz olursunuz? Bu bez Hz. İsa Efendimizin beşiğinin bezidir.

Molla Lütfi hazır cevaplılığı ve çıkışlarıyla kendisine düşman biriktirme konusunda mahirdir ve onun bu mahareti idama götürecektir.

Fatih'ten sonra sultanlar kütüphaneyi büyütür, kitapların sayısını artırır.

Sadece padişahlar değil, paşalar da kütüphane inşa ederler sonraki asırlarda. Neredeyse kütüphanesi olmayan merkez kalmaz İmparatorluk sınırları içinde. II. Mahmud'un dört bir tarafta yaptırdığı kutu gibi kütüphaneler meşhurdur mesela.

İsmail Erünsal Hocamızın kitabının önemi şu: Siz dünyanın en güzel kütüphanelerini yapsanız bile birileri yazmazsa hiç olmamış gibi oluyor. Bugün Osmanlılarda olmadığı söylenen birçok şey hakkında yeterince araştırma yapılmadığı için yok veya az var diye biliyoruz. İsmail Erünsal'ın bu kitabı mezara konulmuş bir ölüyü adeta dirilttiği için önemli. Binalar kadar o binaları anlatan kitaplar da önemli.

Prof. Dr. İsmail Erünsal Hocamın muhteşem eserini okuduktan sonra akla gelecek;

"Osmanlılar kütüphane medeniyeti idi. Peki siz onların mirasçıları ve devamısınız. Sizin kütüphaneleriniz nerede?

Sorusuna verilecek en güzel cevaplardan biri Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Millet Kütüphanesi'dir.

Böyle büyük ve haşmetli bir yapının okurunun bol olacağına ve ülke ilim hayatına hizmet edeceğine kuşkumuz yok. Ümidim ve duam şudur ki kütüphanede ciltçilik, ebru, tezhip, hat gibi kurslar açılarak geleneksel ve modern kitap sanatlarının ihya edileceği atölyelerin kurulması.

İnşallah o da olur. Emeği geçen herkesi can u gönülden tebrik ediyorum.





Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Akademi

Akademik çalışma, tez, makale ve sunumlarımı görebileceğiniz sayfadır...

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Hiç değil feryâdıma sırrım uzak,
Nerde bir göz, nerde bir candan kulak!

Sır Hz. Mevlana’nın latif ruhları, nale ve feryad İlahî sırlar ve Rabbanî hakikatlere dair sözler. Göz ve kulak bedenimizdeki göz ve kulaktır.

Mevlana hazretleri “benim sırrım, benim feryad u figanımdan ayrı değildir. Ancak onu duyacak kulak görecek göz yok” buyuruyor. Demek ki gözümüzün önünde cereyan ettiği halde göremediğimiz bazı hakikatler var.

Ney nasıl neyzenin ağzından çıkan nefesi sese dönüştürüyor ise sırrım da feryad ve figana dönüştürüyor. Neyzenin nefesi nasıl sesin içinde ise benim sırrım da feryadımda saklı.

Mesnevi Dersleri 5 ve 6. Beyitler

Men be-her cem’iyyetî nâlân şodem
Coft bed-hâlân u hûş-hâlân şodem

Ağladım her yerde hep ah eyledim.
Gördüğüm her kul için ‘dostum’ dedim.

İkinci mısra ilk mısrayı açıklamaktadır. Bed-hâl şehvet ve hevesine düşkün olanlar, hoş-hâl ise zühd ve takva ehlidir. Bed-hâl olanlar çok olduğu için önce söylendi.

Beytin manası şöyledir: Ben her cemiyette, şehvet ve nefsine düşkün olanların da, zühd ve takva sahibi olanların da meclisinde ağladım, inledim. Yani onlarla oturup kalktım. Bu oturup kalkma onlarla birlikte onların yaptıkları işi yaptım olarak da anlaşılır, onlarla birlikte oturdum, bana geldiler şeklinde de anlaşılabilir.

ismailgulec.net