Şeyh Galip neden büyük şair?

Geçen sene vizyona giren Dilsiz filmi güzel bir şarkı ile sona ermişti. Şarkı dinleyicileri o kadar sarmıştı ki filmin bitiş jeneriği olmasına rağmen şarkı bitene kadar kimse dışarı çıkmamıştı. Aynı şarkının sözlerini Abdülhamit döneminin anlatıldığı dizide sultanın ağzından da dinlemiştik.

Dinleyicilerin büyük bir kısmının sözlerini anlamadığı halde hissederek dinlediği bu güzel şarkının sözleri Şeyh Galip'e ait bir murabba idi.

Kuğunun son şarkısı

Beşir Ayvazoğlu'nun bir kuğuya benzettiği klasik edebiyatımızı ve onun söylediği son şarkı olarak nitelediği Hüsn ü Aşk'ı kaleme alan Şeyh Galip'in, klasik edebiyatımızın son büyük şairi olduğu ve ondan sonra onun büyüklüğünde bir şairin gelmediği edebiyat tarihçilerinin üzerinde hem fikir olduğu bir hakikat.

Şeyh Galip'in dillerde pelesenk olmuş berceste beyitleri hâlâ kulakları şenlendirir. Onun meşhur

Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammedsin efendim
Hakdan bize sultân-ı mü'eyyedsin efendim

Beytinin tekrar edildiği müseddesi Türk edebiyatının en güzel naatlerinden biridir.

Efendimsin cihanda itibârım varsa sendendir
Miyân-ı âşıkanda iştiharım varsa sendendir

Matlalı gazeli ise onun Mevlana'ya ve Mevleviliğe olan bağını ve bağlılığını gösterir.

Aşk bir şem'-i ilâhîdir benim pervânesi
Şevk bir zencîrdir gönlüm anun dîvânesi

Beytiyle başlayan onun aşkı anlatan güzel gazellerinden biridir. Hele terci-bendinin rabıta beytinden;

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen

insan daha güzel nasıl tarif edebilir? Hangi hümanist insanı bu kadar yüceltebilir ve değer verebilir?

Bestelenmiş bir şiiri: Murabba

Böyle yüzlerce beyti olan şairin Sadettin Kaynak tarafından da bestelenen bir murabbaı var. Murabbaın ilk bendi şöyle:

Fâriğ olmam eylesen yüz bin cefâ sevdim seni
Böyle yazmış alnıma kilk-i kazâ sevdim seni
Ben bu sözden dönmezem devr eyledikçe nüh felek
Şâhid olsun aşkıma arz u semâ sevdim seni

Ey sevgili [Mevlana]! Bana yüz binlerce kez eziyet etsen de senden vazgeçmem, seni bırakmam. Çünkü ben seni çok sevdim. Kaza kalemi tarafından alnıma seni sevdiğim yazılmış, o yüzden seni seviyorum ve senden vazgeçmem. Göklerde dokuz felek döndükçe ben verdiğim sözden dönmem, seni sevmeye devam edeceğim. Ve benim sana olan sevgime yer ve gök şahit olsun.

Kabaca bu şekilde günümüz Türkçesine aktarabiliriz. Ama her şeyi söylemiş olur muyuz diye soracak olursanız size vereceğim cevap korkarım hayır olacaktır.

Neden mi? İzah edeyim efendim.

Şair burada ezelden ebediyete kadar sevmekten vazgeçmeyeceğini gayet veciz ve kuvvetli bir şekilde ifade ediyor. İlk mısradan başlayalım.

İlk mısraın anahtarı fariğ olmak kelimesi. Fariğ olmak basit bir vazgeçiş değil. Hak edilen, kazanılan bir şeyden vazgeçmek için kullanılır. Bir de gâile ve gürültüden uzak, rahat, âsûde olmak anlamı var. Bu anlamını âşık olmak demenin rahat olmaktan uzak olmak demek olduğunu düşündüğümüzde Şeyh Galip 'ben rahat olamam, kavga ve gürültüden uzak duramam' diyerek âşık olmaktan vazgeçmeyeceğini söylüyor ilk mısrada.

Şair, ilk mısrada sevmekten vazgeçmeyeceğini söyledikten sonra neden vazgeçemeyeceğini diğer mısralarda açıklar. İlk neden kaza kaleminin alnına, yani kader defterine sevmeyi yazmış olmasıdır.

İkinci mısrada anahtar kelime bir kaleme benzetilen kazadır. Kaza dediğimiz şey takdir-i İlâhî'nin zamanı geldiğinde gerçekleşmesidir. Takdir ise ezelde planlanan fiillerin zamanı gelince tahakkuk etmesi. Şair ezel bezminde yani ruhlar aleminde 'elestü birabbiküm' yani 'Ben sizim rabbiniz değil miyim?' sorusuna 'bela', yani evet denilmesine telmihte bulunmakta. Ben daha o zaman seni seveceğime söz verdim. Seni sevmek kaderime ta o zamanlar yazıldı. Dolayısıyla seni sevmekten vazgeçemem, diyerek adeta neden ferağat edemeyeceğini açıklamakta.

Üçüncü mısrada ise anahtar kelime dokuz kat feleğin dönmesi. Feleklerin dönmesi ile dünyada hayat başladı ve durmasıyla da dünya hayatı son bulacak. Ezel ile başlayan bent bu sefer hayat ile devam ediyor. En uzak mazi ile başladı ve en uzun hâl ile devam eden dönem boyunca seni sevmeye devam edeceğim, derken feleklerin dönmesi ile sözünden dönmemesi arasındaki iyham-ı tezata dikkatinizi çekerim. Eski inanışa göre kâinat dünyanın merkezinde olduğu dokuz kat felekten oluşur. Bu feleklerden ilk sekizi saat istikametinde dönerken dokuzuncusu olan felekü'l-eflak aksi istikamette döner. Bundan dolayı tıkırında giden işleri bozduğuna, insanın başına gelen kötü hallerin müsebbibi olduğunu inanılır ve bu yüzden şairler feleği kahpe ve dönek olarak niteler. Şeyh Galip de feleğin bu dönekliğine vurgu yapmakta, elinden geleni yapmasına rağmen aşkından, sevgisinden vazgeçmeyeceğini söylemekte. Feleklerin dönmesinin gece ve gündüze de işaret ettiğini düşündükçe feleklerin devrettikçe sözünden dünya döndükçe, yani kıyamete kadar sürecek olan bir sevgiden bahsettiğini de anlarız. Ayrıca öldükten sonra beden toprak altında kaybolsa da ruhun yaşadığına dair olan inançla birlikte düşündüğümüzde yaşarken ve öldükten sonra da sevmeye devam edeceğini söylemiş olur. Bu, divan şairlerinin sıkça terennüm ettikleri bir düşüncedir.

Şair bendin son mısraı ile de zaman döngüsünü tamamlıyor. Kâinatın yaratılmasından önce başlayan sevginin kâinatın yaratılmasından sonra da devam ettiğini söyledikten sonra son mısrada sevgisinin kâinatın yok olmasından, yani kıyametin kopmasından sonra da devam edeceğini söylemekte. Bu mısrada anahtar kelime ise şahit olmak. Biri bir şey iddia ettiğinde onu ispat etmek için doğru sözlü iki şahit gerekir. Evliliklerde de iki şahidin huzurunda karşılıklı beyan aranır. Dolayısıyla şair burada sevgisine şahit olarak yerleri ve gökleri göstermekte, yani dünya hayatında iken sevgisinden asla vazgeçmediğini güçlü bir şekilde ifade etmekte. Ayrıca şahitlerin bir mahkeme huzurunda arandığı düşünüldüğünde kıyamet günü kurulacak olan Mahkeme-i Kübrâ'da şahit olarak yer ve gök gösterilerek sevgisine ve aşkına sadık kaldığını ispat etmiş olmakta.

Böylece şair ezelden ebede kadar aşkını muhafaza ettiğini dolaylı yoldan söylemiş oluyor. Şeyh Galip'in bu şiirinden sevilenin kim olduğu sorusu akla gelebilir. Şeyh Galip bu şiiri şeyhi için söyler. Siz sevdiğiniz biri için de dinleyebilirsiniz. Ama sevmenin kulluk olduğunu düşünerek yaratıcı da sevgili olarak düşünülebilir.

Şimdi söyleyin lütfen, "Şeyh Galip, Klasik Edebiyatın son büyük şairidir", diyenler haksız mı?




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Akademi

Akademik çalışma, tez, makale ve sunumlarımı görebileceğiniz sayfadır...

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Hiç değil feryâdıma sırrım uzak,
Nerde bir göz, nerde bir candan kulak!

Sır Hz. Mevlana’nın latif ruhları, nale ve feryad İlahî sırlar ve Rabbanî hakikatlere dair sözler. Göz ve kulak bedenimizdeki göz ve kulaktır.

Mevlana hazretleri “benim sırrım, benim feryad u figanımdan ayrı değildir. Ancak onu duyacak kulak görecek göz yok” buyuruyor. Demek ki gözümüzün önünde cereyan ettiği halde göremediğimiz bazı hakikatler var.

Ney nasıl neyzenin ağzından çıkan nefesi sese dönüştürüyor ise sırrım da feryad ve figana dönüştürüyor. Neyzenin nefesi nasıl sesin içinde ise benim sırrım da feryadımda saklı.

Mesnevi Dersleri 5 ve 6. Beyitler

Men be-her cem’iyyetî nâlân şodem
Coft bed-hâlân u hûş-hâlân şodem

Ağladım her yerde hep ah eyledim.
Gördüğüm her kul için ‘dostum’ dedim.

İkinci mısra ilk mısrayı açıklamaktadır. Bed-hâl şehvet ve hevesine düşkün olanlar, hoş-hâl ise zühd ve takva ehlidir. Bed-hâl olanlar çok olduğu için önce söylendi.

Beytin manası şöyledir: Ben her cemiyette, şehvet ve nefsine düşkün olanların da, zühd ve takva sahibi olanların da meclisinde ağladım, inledim. Yani onlarla oturup kalktım. Bu oturup kalkma onlarla birlikte onların yaptıkları işi yaptım olarak da anlaşılır, onlarla birlikte oturdum, bana geldiler şeklinde de anlaşılabilir.

ismailgulec.net