İpe un sermek belki o kadar da kötü değildir

Nasredin Hoca, büyük bilgelerimizden biridir. Birçok mutasavvıfın şiirle ifade etmeye çalıştığı, birçoğunun kitap yazarak sayfalarca anlattığı hakikatleri, o fıkralarının sonunda bir cümle ile adeta özetler. Merâmımı bir misâl ile ifadeye gayret edeyim.

Onun çok bilinen fıkralarından biri, dilimize deyim olarak da geçen, "İpe un sermek"tir. Meseleye girmeden önce fıkrayı hatırlatayım.

Bir gün, bir komşusu, Hoca'dan ip istemiş. Hoca, eve girip çıktıktan sonra komşusuna ipe un serildiğini söylemiş. Komşusu:

-Hoca, hiç ipe un serilir mi?

diye sorunca, Hoca cevabı yapıştırmış:

- Vermeye gönül olmayınca serilir.

Fıkra bu kadar. Verilmek istenilen mesaj da son cümlede. Gönlünüz olmazsa kimseye bir şey vermek istemezsiniz. Günümüzde bunu bazı bürokratlara uyarlayabilirsiniz. Bir şey istediğinizde size hemen yönetmelik, kanun, yönetim kuruluna getirelim, üstüme sorayım diyorsa bilin ki o işi yapmaya gönlü yoktur ve bu hocanın ipe un sermesinden farklı bir şey değildir.

Mesaj sadece bu mu?

Mutasavvıflar bu fıkradan daha farklı anlamlar çıkarır. Seyyid Burhaneddin Çelebi de farklı yorumlayanlardan.

Şeytan, hile ile ipe un serer, aldanmayın. Çünkü ömür ipi çürüktür. Bu dünya ve masivanın da ipe takacağı yoktur. Rızaya muvafık amelde bulunmazsanız bir şeye nail olmayıp dünyaya ve ahirete hasretli olarak gidersiniz.

Fıkra üzerinde düşünmeye devam edelim. Hoca, bazen bir hoca bazen de bir talebe gibi davranarak bize ders verir. Yapılmaması gerekeni yaparak bize doğrusunu gösterir. Bu da Hoca'nın bize hakikati tersten gösterdiği fıkralardan biri.

Fıkrada, Hoca derviş, komşusu ise mürşididir. Siz hoca-talebe olarak da okuyabilirsiniz. Ondan ipi, yani vaktini, gayretini ister. Hoca ise kâmil bir mürşidin dediklerini yapmaya hevesli olmadığından kendince mazeret ileri sürer. Bu mazeretinin geçerli olmadığını kendi de bilmektedir. Kişilerin gönlü yoksa ne kadar uğraşırsanız uğraşın, dervişlik yoluna çeviremezsiniz.

Yunus ne der?

Aynı hakikati, Yunus Emre bize bir ilâhisinde üstü kapalı bir şekilde ifade eder. Denize ip serseler mısraıyla başlayan şathiyesinin son dörtlüğünde fıkradaki mesajı şöyle açıklar.

Dervîş Yûnus söyler bunu
Sakın ipe serme unu
Yakındır dünyânın sonu
Bir gün çıkar gürültüsü

"İpe un serdim" diyen Hoca'ya, Yunus Emre, "Sakın ipe serme unu" diyerek uyarıyor. Yani, ömrünü boşa geçirme, bu dünyanın oyunlarına heves edip nefsinin peşinde koşma, diyor. Yakındır dünyânın sonu diyerek ölümü hatırlatıyor. Yakınlıkta iki anlam var. Biri ömrün kısa olması, diğeri her an ölebileceğimiz gerçeği. Gürültüsünün çıkacağı gün ise yine iki anlamda. İlki öldükten sonra yakınlarımızın ağlayıp inleyerek çıkardığı gürültü. Diğeri rûz-ı mahşerde mînan kurulduğunda çıkaracağımız gürültü.

Düşünmeye hâlâ devam ediyoruz. Bu sefer, Hoca'nın mürşid, komşusunun da müridi olmak isteyen bir nev-heves olsun. Hoca, kendine intisap etmek isteyen bir heveslinin ciddi olup olmadığını anlamak için onu imtihan etmekte, sıradan kişilere saçma ve anlamsız gelebilecek bir mazeret ileri sürmektedir. Onun bu mazeret karşısındaki tutumuna göre müridi olup olmamasına karar verecektir.

Eskiden çırakları da böyle seçerlerdi

Ebruzenlerimizden Mustafa Düzgünman'ın ebru öğrenme hikayesi mesela. Anlatıldığına göre, Mustafa Düzgünman ebru öğrenmek ister ve ustasına gider. Ustası, ondan ellerini uzatmasını ister ve "Bu parmaklarla ebru yapılmaz." diyerek başından savar. Aslında bu bir baştan savma değil, bir giriş sınavıdır. Adayın ebru öğrenmeyi gerçekten isteyip istemediğini anlamanın farklı bir yoludur sadece. Küçük Düzgünman, bütün gece uyuyamaz ve ertesi gün tekrar gider. Çok çalışacağını söyleyerek yapabileceğine söz verir ve yalvarır. Böylece ilk sınav başarılı bir şekilde geçilmiş olur.

Bir diğeri, bazı hocaların kendilerinden ilim veya başka bir şey öğrenmek isteyen öğrencileri birkaç hafta boyunca, verdiği randevuyu ertelemesidir. Bunların hepsi çırak ve talebenin geçici bir hevesle mi geldiğini anlamak ve vazgeçirmektir. Hoca da müridi olmak isteyen kişiye saçma gelebilecek bir gerekçe ile başından savmaktadır. Komşuya düşen, ertesi gün gelip ipi tekrar istemektir.

İpe un sermek bizim geleneksel imtihan yöntemimiz. Üzücü olan şey bizim bu tür imtihanları unutuyor oluşumuz.





Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Akademi

Akademik çalışma, tez, makale ve sunumlarımı görebileceğiniz sayfadır...

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Mesnevi neden dinle ile başlar?

Kuran “Oku” diye başladığı için Mesnevi de “dinle” diye başlar.
Neyi dinleyeceğimiz sorusunun cevabı ise Hz. Peygamber’e okuması söylenenleri.
Yani Mesnevi Kuran ve hadislerin yorumlarından başka bir şey değil.
Terbiyenin ilk şartı dinlemektir. Okullarda dinleme önemlidir.
Çocuk anne karnında iken dinlemeye başlar. Bebekken de dinlemeye devam eder. Ninniler dinler, masallar dinler.
Tasavvufta da ilk emir dinlemektir. Konuşmak kolay dinlemesini öğrenmek zordur.

Dinlemenin şartı konuşmamaktır. Konuşan biri dinleyemez. Arasında fark vardır.
Dinlemek ve duymak arasında da fark vardır. Dinlemek bilinçli yapılan duymaktır.

Osman Nevres Efendi: Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül

Aynı zamanda musikişinas olan şair Nevres’in, son derece güzel ve bir kısmı bestelenmiş şarkıları vardır. Bugün onun “Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül” nakaratlı şarkısını konuşacağız.

Senden bilirim yok bana bir fâide ey gül
Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül
Etsem de abestir sitem-i hâra tahammül
Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül

Ellerle o zevk etti ben ateşlere yandım
Çektim o kadar cevr ü cefâsın kim usandım
Derlerdi kabul etmez idim şimdi inandım
Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül

ismailgulec.net