Türkün Duyuşu, Türkün Deyişi

Yukarıdaki başlık, bundan 27 yıl önce, bir 30 Aralık günü sonsuzluk yurduna giden kervana katılan Ali İhsan Yurt Hoca'ya ait. Hoca'nın, yazmaya ömrünün vefâ etmediği kitabına koymayı düşündüğü isim imiş "Türkün Duyuşu, Türkün Deyişi".

Hikâyesini talebe-i hassı Prof. Dr. Mustafa Kaçalin'den dinlemiştim. Ali İhsan Yurt Hoca, Türk kültürüne ve diline düşkün idi. Türkçenin müşterek sözlü hazinelerini derleme niyetiyle rahmetli Amil Çelebioğlu Hoca'ya Türk Ninnileri Hazinesi, yine Amil Çelebioğlu ve Yusuf Ziya Öksüz'e Türk Bilmeceleri Hazinesi, hazırlatıp yayımlatmıştı. Ayrıca, Amil Çelebioğlu Hoca'ya Türk Manileri Hazinesi ile Türk Ağıtları isimli bir çalışma daha yaptırmayı düşünmüş ama tamamlamaya iki hocamızın da nefesi yetmemişti. Ali İhsan Yurt Hoca, Kaçalin Hoca'ya seriyi beş eserle tamamlayacağını söyler. Kaçalin Hoca "Beşincisi nedir?" diye sorunca Ali İhsan Yurt şöyle cevap verir:

- İlk dört eserin hulâsası mahiyetinde bir eser olacak. Adı da Türkün Duyuşu Türkün Deyişi.

Türk kimdir?

Ali İhsan Yurt Hoca, bir halkbilimci değildi, halk edebiyatçısı da değildi. Ancak o hamiyet-i diniye ve milliyesi yüksek bir insandı. Ona göre bir Türk evladı, dinini ve kültürünü çok iyi bilmeliydi. Çünkü dinini bilmeyen Türk, her an istikametini kaybedecek bir yolcuya, kültürünü bilmeyen Türk ise hiçbir zaman menziline varamayacak bir yolcuya benzerdi. Kızıl Elma'ya varmak ancak bu ikisi ile mümkündü.

Bir yayıncı olarak, Türkün kültürünü unutmaması için hazineler dizisini yayımlayan Ali İhsan Yurt Hoca, dinini bilmesi için de Ali Fikri Yavuz'un Kur'ân Meali'ni, Sülemî'nin Tefsîr'ini, Konyalı Mehmed Vehbi Efendi'nin Sahih-i Buhâri Muhtasarı'nı, Ahmed Davudoğlu'nun Sahih-i Buhârî Tercümesi ve Şerhi'ni, Veli Ertan'ın Ailenin Din Bilgisi Kitabı'nı, İmam Rabbanî'nin Mektubât'ını, Gümüşhanevî'nin Necâtü'l-Gâfilîn'ini, Nahîfî'nin Manzum Mesnevî Tercümesi'ni yayımlamış idi. Ayrıca, İbrahim Hilmi Soykut'un Unutulmaz Mısralar isimli eseri ile neredeyse yüzlerce yıllık Türk şiirinin en güzel örneklerini bir araya getirmişti.

Sadece onun yayımlanmasına vesile olduğu ve teşvik ettiği şu kitaplara bakarak Ali İhsan Yurt'un ne yapmaya çalıştığını tahmin edebiliriz. Nakşibendiyenin Hâlidiye kolunun kurucusu Hâlide'l-Bağdâdî'nin şeyhi Abdullah Dihlevi, "Benim başucumda her zaman bulundurduğum üç kitap var. Kur'ân-ı Kerîm, Sahih-i Buhârî ve Mesnevî'dir" der. Yukarıda sadece bir kısmını verdiğim Ali İhsan Yurt'un yayımladığı kitaplara baktığımızda bu üç kitabın daha iyi anlaşılmasını sağladığını görürüz.

Türkün Müslüman olduğu tarihten itibaren devamlı okuduğu bu üç kitap, ninnilerle büyüyen, mânilerle gülen, bilmecelerle eğlenen ve ağıtlarla ağlayan Türkün kültürünü medeniyet ile taçlandırdı. Ali İhsan Yurt'un anlattıklarından benim anladığım kadarı ile Türkün tarifi şöyle: Türk, örfüne, diline ve kültürüne sahip çıkıp onu İslâm ile süsleyen ve zenginleştiren kişidir.

Bulgur pilavını da bilirdi, Mesnevî'yi de

Böyle bir mefkûre sahibi Ali İhsan Yurt Hoca, Ödemiş'in bir köyünde, yörük bir ailenin evladı olarak dünyaya gelmiş katıksız bir Türk çocuğu idi. Türk örfünü ve kültürünü ailesinden, İslâm ahlâkını da babasından ve hocasından almış idi. Bir yörük olarak hem bulgur pilavının tadını bilir, hem de Mesnevî'nin tadını bilirdi.

Bulgur pilavı onda atasözü, mâni, ninni, bilmece idi ve zihninin kültür tarafını doyurmuştu. Kur'ân ve Hadis'in hulâsası olan Mesnevî de zihnini ve aklını doyurmuş idi. Bu iki gıda ile beslenen dimağ, bizce dünyanın en sağlıklı kişisidir. Ve eğitimin amacı da gençleri bu iki gıda ile beslemektir.

Ali İhsan Yurt Hoca'nın Asım'ı, Fatih Sultan Mehmet'tir. Akşemsettin'de önemli ve değerli bulduğu şey, babasının ve dedelerinin yapamadığını 21 yaşında yapmaya muvaffak olan bu padişahı yetiştirmesidir. Fatih'i fethe zihnen hazırlayan, önce kafasında İstanbul'u aldıran bu kutlu hocayı merak eder ve yıllarca Akşemseddin'i ve eserlerini araştırır. Mustafa Kaçalin'in himmetiyle de yayımlanır.

Onun, Akşemsettin'de değerli bulduğu şey, Fatih gibi bir padişahı yetiştirmesidir. Yoksa bir âlim veya sûfi olarak devrindeki âlim ve sûfilerden pek farkı yoktur. Bir öğretmeni de farklı kılan özellik, bildiklerini öğretmesi yanında öğrencisine umut ve hayallerini gerçekleştireceğine inandırmasıdır.

Ali İhsan Yurt Hoca'mızın isteyip de yayımlayamadığı kitapların büyük kısmı daha sonraki yıllarda yayımlandı. Mâniler ve ağıtlara dair güzel çalışmalar yapıldı. Ama beşinci kitabı kimse yazamadı, hâlâ bekliyor. Kanaatimce bu kitabı Mustafa Kaçalin'den başka kimse yazamayacak. Bu da hayrü'l-halef Kaçalin Hoca'nın bu millete ve Ali İhsan Yurt'a borcu olsun.

Ali İhsan Yurt'u rahmetle yâd ediyorum.




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Akademi

Akademik çalışma, tez, makale ve sunumlarımı görebileceğiniz sayfadır...

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Mesnevi Dersleri 4. Beyit: Her kesî kû dûr mând ez asl-i hîş

Bu beyit de neyi ve neyin derdini anlatıyor. "Dinle neyden" demişti ya Mevlana, o anlatmaya biz de dinlemeye devam ediyoruz. Neyin ağzından neyin hâlini dinliyoruz.

Önce beyitte dikkatimizi çeken iki kavramın üzerinde duralım. Asıl ve rüzgâr. Onları açıklayalım, sonra beytin tamamına bakarız.

Asıl: Neyin aslı sazlık, insanın aslı ehadiyyet mertebesidir. Daha önce anlatmıştık. Asil ve asalet de aslı belli olan kimse için söylenir. Bizim toplumda asalet denilince kişinin aslı gelir akla. Asıl azmaz, azsa da tezmez sözü de bunu söyler. Anası, babası belli ise, sülalesinde hırsız, arsız uğursuz kimselerin sayısı çok az veya hiç yoksa o aileye asil aile denir.

Rüzgâr: Zaman manasınadır. Araplara göre zaman, atlas feleğinin hareketi ile güneş ve ayın dönmesi ile ortaya çıkan gece ve gündüzden ibarettir.

Zamanın hakikati tüm zamanlar ve devirlere yayılan taksim edilmesi mümkün olmayan andır.

Mesnevi Dersleri 3. Beyit: Sine hahem şarha şarha ez firak

İştiyak derdinin ne olduğunu ve başımdan neler geçtiğini anlatmak için ayrılık acısı ve elemleriyle parça parça ve delik deşik olmuş, aşk ve şevk arzusuyla dolmuş bir sine ve gönül isterim. Çünkü benim derdimi ancak böyle bir sine ve gönül sahibi anlayabilir. Bunların dışındakiler benim için yabancıdırlar.

Bu sözler hemdert olmayana hali anlatmak abes ve sırları açıklamak haram olduğuna işâret etmektedir. Özetle, âşinaların hallerini yabancılara anlatmak yasaktır.

Âlem-i ervâhdan ayrıldığını bilen ve onun derdiyle münşerih olmuş kimsedir sinesi şerha şerha olmuş kişi.

Sırları paylaşabilmek için yâr-ı hakikiden ayrılıktan dolayı sînesi pârelenmiş bir kimse arıyor Mevlana hazretleri.

ismailgulec.net