Neşet Ertaş bir ozandır ve şiir yazar, okur

Böyle bir soru olur mu, dediğinizi duyar gibiyim. Sorunun biraz anlamsız olduğunun ben de farkındayım. Ancak sosyal medyada süregelen bir tartışmadan haberdar olunca bir şeyler yazmak istedim ve dikkatinizi çekmek için de yazıya böyle bir soru ile başladım.

Şair kimdir?

Şair, kısaca "şiir söyleyen kişi", biraz daha genişçe ise "Yaratılışında güzellikleri görme, sırlı mânâlara erme ve geniş hayal kurma yeteneği olan kimse" şeklinde tarif edilir. Bizde şairlik ölçüsü, kime ait olduğunu bilmediğimiz şu mısrada da ifade edildiği gibi;

Bilirler şâirin bir mısra-ı bercesteden kadrin

sayfalar dolusu şiir yazmak değildir. Hoş bir dize veya beyit, şairin kıymetini ölçmek için yeterlidir. Şair olabilmek için sayfalar dolusu şiir yazmaya gerek olmadığına göre biz de Neşet Ertaş'ın şairliğini bir şiiri üzerinden arayalım.

Eğer bu konuda hemfikir isek ikinci adıma geçebiliriz.

Şiir nedir?

Eskilerin tabiri ile şiir, "mevzun, mukaffa ve muhayyel söz"dür. Güncel sözlüklerde ise; "Duygu ve heyecanları, güzellikleri, seslerin uyumundan ve âhenginden faydalanarak etkili bir şekilde anlatma sanatı ve bu sanat yoluyla verilen edebî eser" şeklinde tarif edilir. Bu durumda bir şiirde;

1. Duygu ve heyecan, yani hisler olacak,

2. Uyumlu ve ölçülü olacak yani vezin ve kafiye olacak. Vezin ve kafiye farklı şekillerde olabilir, konumuz olmadığı için o bahse girmiyorum.

3. Hoş olacak, okuyanlar tarafından beğenilecek.

Şiirin özellikleri konusunda da anlaştıysak başlıktaki sorumuzun cevabını aramaya başlayabiliriz.

Neşet Ertaş'ın yazdıkları şiir kabul edilebilir mi?

Neşet Erteaş'ın, âşıkların tâbiri ile havalanmış, yani bestelenmiş bir şiirine göz atalım:

Şu garip hâlimden bilen şiveli nazlım
Göynüm hep seni arıyor neredesin sen
Tatlı dillim güler yüzlüm ey ceylan gözlüm
Göynüm hep seni arıyor neredesin sen

Ben ağlarısam ağlayıp gülersem gülen
Bütün dertlerim anlayıp göynümü bilen
Sanki kalbimi bilerek yüzüme gülen
Göynüm hep seni arıyor neredesin sen

Sînemde gizli yaramı kimse bilmiyor
Hiçbir tabip bu yarama merhem olmuyor
Boynu bükük bir garibim yüzüm gülmüyor
Göynüm hep seni arıyor neredesin sen

Önce biçim

Tarifte de geçtiği üzere, önce bu sözlerin şiir sayılıp sayılmayacağına bakalım. Metin, 8+5=13'lü hece ölçüsüyle yazılmış dört dizelik üç bentten oluşuyor. Kafiye düzeni, abab/cccb/dddb yani düz, çeşidi ise tam kafiye. Temel kafiyesi ve bağlama mısraı nakarattan oluşturduğundan, nazım biçimi şarkı-koşma, nazım türü ise güzelleme. Şair, mahlasını, mahlası Garip'tir, son dörtlüğün üçüncü dizesinde tevriyeli bir şekilde kullanmış. Dolayısıyla âşık edebiyatının koşma nazım biçiminin tüm özelliklerini taşıyor. Dolayısıyla biçim bakımından şiir olduğunu söyleyebiliriz.

Sonra içerik

Şair, şiirde bir soru soru sormakta. Ancak bu soruyu cevabını öğrenmek için değil yıllardan beri içinde taşıdığı özlemi dile getirmek, acısını paylaşmak için sormakta. Soru soruyormuş gibi yapıp bir diğer deyişle bilmiyormuş gibi görünerek içindekileri dökmekte, dertlerini paylaşmakta.

Şiirde başarının ölçütlerinden biri, duyguyu okurlara aktarabilmektir. Neşet Ertaş'ın bu türküsü milyonlarca kez dinlenmiş, altına binlerce yorum yazılmış ve çok sayıda sanatçı tarafından da okunmuş. Sözleri beğenilmese ve birilerine dokunmuş olmasa bu kadar dinlenir miydi?

Duygu aktarması ve bulaşımı bakımından da başarılı.

Neredesin?

Neşet Ertaş'ın bu şiiri, Ahmet Kutsi Tecer'in çok bilinen ve sevilen "Neredesin?" başlıklı şiirini hatırlatıyor. Tecer de çok beğenilen şiirinde aynı soruyu sorar:

Geceleyin bir ses böler uykumu,
İçim ürpermeyle dolar: -Nerdesin?

Ancak iki şiir arasında bir fark vardır. İlkinde neredesin sorusunu şair sorar, ikincisinde ise soru şaire sorulur.

Tecer'in hanımı ile gerçekleştirilen bir söyleşiden öğrendiğimize göre, Tecerler Paris'te iken Anadolu'da bir ortaokul öğrencisinden bir mektup alırlar. Öğrenci, Tecer'e söz konusu şiirinde kimi beklediğini sorar. Tecer'in verdiği cevap şudur:

Bu herkesin anlayacağı anlamda, bir sevgilinin sevgilisini; kendini sevse de sevmese de gel demesini beklemesini anlatan bir şiir ama bir kumandan da zaferi bekler, zaferi çağırır. Birçok borçtan yıkılan insan her gece dua eder, Borçlarından kurtulmayı ister. Herkesin bir sıkıntısı, bir devâ çağırıcısını bekler durumu vardır. Bu şiir, onu anlatıyor. Ama sevgi, insan sevgisi. Sevgi her şeyin üstünde olduğu için ön plana o çıkıyor.

Ben de çevremdekilere "Bu şiirde sorunun muhatabı kim, şair kimi arıyor?" diye sordum. Gelen cevaplar hep aynı idi: Sevgilisini. Evet, biliyorum, şair bu şiiri annesi için yazmış, ama okurun zihninde ilk akla gelen ile şairin kastettiğinin aynı olmaması şiirlerde aranan bir diğer özellik.

Biz şiiri okumaya devam edelim.

Ertaş, şiirine önce kendini, sonra muhatabını tarif ederek başlar:

Şu garip halimden bilen şiveli nazlım
Göynüm hep seni arıyor neredesin sen
Tatlı dillim güler yüzlüm ey ceylan gözlüm
Göynüm hep seni arıyor neredesin sen

Garip şairimizin gönlünün aradığı kişi şiveli, nazlı, tatlı dilli, güler yüzlü, ceylan gözlü bir güzeldir. Aradığına göre ya kaybetmiş ya da bulamamış olmalı. Ama "gönlüm hep seni arıyor" demesinden kaybetmiş olma ihtimalinin daha yüksek olduğunu anlıyoruz.

Sorumuz şu idi: Âşığımızın aradığı güzel kim? Ertaş'ın hayatından bahseden kitaplarda bu şiirde özlemi çekilen kişinin şairin doyamadığı annesi olduğu yazılıdır.

Bu arada, ilk dizede geçen şive-işve üzerine yapılan tartışmalara da kısaca değineyim. Nedense Ertaş'ın annesi için yazdığı bu şiirinde işveli sıfatının uygun olmayacağı düşünülerek şiveli olması gerektiğine dair görüşler ileri sürülür. Bence bu tür tartışma gereksiz ve iki şekilde de olabilir. Şive Farsça, işve ise Arapça ve ikisinin de anlamı aynı: Güzellerin insana hoş gelen ve gönül fetheden tavrı, naz, edâ. Ancak Neşet Ertaş türküsünü şivelim şeklinde okuduğundan, bu hali tercih edilmelidir. Bu kısa açıklamadan sonra biz yine konumuza dönelim.

İkinci dörtlük âdeta bir anneyi tarif eder:

Ben ağlarsam ağlayıp gülersem gülen
Bütün dertlerimi anlayıp göynümü bilen
Sanki kalbimi bilerek yüzüme gülen
Göynüm hep seni arıyor neredesin sen

Sevgili de bir yiğidi sevdi mi biraz annesi gibi sever. Onun kılına zarar gelmesini istemez, üzülürse kendi dertlerini unutur, sevdiğinin derdine yanar, gülerse gözlerinin içi güler. Sevincini de üzüntüsünü de derinden hisseder, yaşar. Bu karşılıksız sevginin ölçüsüdür ve en kâmili anne sevgisinde tezâhür eder. Yârin sevgisi, anne sevgisine yaklaştıkça büyür, kutsallaşır, melekleşir. Leylâ ile Mecnun, Kerem ile Aslı olur.

Üçüncü ve son dörtlük ise hem sevgili, hem de anne için yazılmış sanki. Şairin, küçük bir çocukken sevmelere, sevilmelere doyamadan kaybettiği garip anasının ardından duyduğu özlemi sessizce haykırır.

Sînemde gizli yaramı kimse bilmiyor
Hiçbir tabip yarama merhem olmuyor
Boynu bükük bir garibim yüzüm gülmüyor
Göynüm hep seni arıyor neredesin sen

Şairin muhatabı her ne kadar annesi olsa da okur, özlemini duyduğu muhayyel bir güzel olarak alımlayabilir. Bir başka okur, buradaki sevgilinin Allah, peygamber, mürşid gibi manevi bir varlık olduğunu düşünebilir. Bir diğeri ise çok özlenilen ve ayrılık acısıyla yanıp yakılan evlat, kardeş veya sevilen bir arkadaşı hatırlayabilir. Kısaca "neredesin sen" sorusunun cevabı kişiden kişiye değişir ve kim neyi seviyor ve bekliyor ise odur.

"Neredesin?" diye sorulan kişi kim olursa olsun değişmeyen tek şey şair ile arasındaki güçlü sevgi bağıdır. Bu bağ, aşktır ve hangi dilde söylenirse söylensin şiirin değişmeyen konusudur. Aşkın, şairin her zerresine nüfûz etmiş olduğunu, sorunun derinliğinden, yakıcılığından ve vuruculuğundan anlıyoruz. Soruyu bu kadar müessir yapan ise şairinin duyduğu özlemin büyüklüğü ve şiddeti. Buna bir de şairin sorduğu sorunun cevabını biliyor olması eklenince, yani aradığı ve beklediği kişinin gelmeyeceğinin farkında olması onu çaresizliğe itmekte ve bu çaresizlik, şiirin yakıcılığını ve kapsayıcılığını artırmakta.

Sözü daha uzatmayalım ve hem biçim, hem de içerik olarak oldukça başarılı bulduğumuz bu şiiri yazanın şair olup olmadığı kararını Koca Râgıp Paşa'ya bırakalım:

Eger maksûd eserse mısra-ı berceste kâfidir!




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Akademi

Akademik çalışma, tez, makale ve sunumlarımı görebileceğiniz sayfadır...

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Hiç değil feryâdıma sırrım uzak,
Nerde bir göz, nerde bir candan kulak!

Sır Hz. Mevlana’nın latif ruhları, nale ve feryad İlahî sırlar ve Rabbanî hakikatlere dair sözler. Göz ve kulak bedenimizdeki göz ve kulaktır.

Mevlana hazretleri “benim sırrım, benim feryad u figanımdan ayrı değildir. Ancak onu duyacak kulak görecek göz yok” buyuruyor. Demek ki gözümüzün önünde cereyan ettiği halde göremediğimiz bazı hakikatler var.

Ney nasıl neyzenin ağzından çıkan nefesi sese dönüştürüyor ise sırrım da feryad ve figana dönüştürüyor. Neyzenin nefesi nasıl sesin içinde ise benim sırrım da feryadımda saklı.

Mesnevi Dersleri 5 ve 6. Beyitler

Men be-her cem’iyyetî nâlân şodem
Coft bed-hâlân u hûş-hâlân şodem

Ağladım her yerde hep ah eyledim.
Gördüğüm her kul için ‘dostum’ dedim.

İkinci mısra ilk mısrayı açıklamaktadır. Bed-hâl şehvet ve hevesine düşkün olanlar, hoş-hâl ise zühd ve takva ehlidir. Bed-hâl olanlar çok olduğu için önce söylendi.

Beytin manası şöyledir: Ben her cemiyette, şehvet ve nefsine düşkün olanların da, zühd ve takva sahibi olanların da meclisinde ağladım, inledim. Yani onlarla oturup kalktım. Bu oturup kalkma onlarla birlikte onların yaptıkları işi yaptım olarak da anlaşılır, onlarla birlikte oturdum, bana geldiler şeklinde de anlaşılabilir.

ismailgulec.net