Mâni sadece eğlendirmez, öğretir de

Ramazan ayındayız. Ramazan'la ilgili her şeyi konuşuyoruz, yazıyoruz. İbâdet hayatının yanı sıra günlük hayattaki değişiklikler, eğlenceler, bekçi fasılları, davulcu mânileri, meddah ve Karagöz oyunları, zengin iftar sofraları, Bektâşî fıkraları, Ramazan'ı konu edinen şiirler ve öykülerin yanı sıra halk arasında söylenilen Ramazan mânileri de var.

Ramazan mânilerini sadece bir eğlence aracı olarak görürsek, yanılırız. Mâniler, halkın din ve ahlâk eğitiminin bir parçasıdır. Aynı zamanda, tarih bilgisinin de kaynağıdır. Henüz küçük bir çocuk iken çocukta Allah ve peygamber sevgisinin, ibâdetlerin, güzel ahlâkın öğretilmesinde ve gönüllere yerleşmesinde mühim bir vazîfe îfâ ederler.

İbâdet ve ahlâk eğitimi, sadece mânilerle olmuyor elbette. Eğitimin parçası, ilk eşiği. Dine ait duyguların çocukların gönlüne işlenildiği bu ilk evrede, tam olarak anlamını bilmediği birtakım kavramlar, zihne mâniler yoluyla işlenir.

Bu dediklerimi biraz daha somutlaştırarak anlatayım. Mesela şu mâni:

Bu ayın kadri yüce,
Hizmet et gündüz gece,
Orucu tutmalıyız,
Hepimiz ailece.

Mânileri söyleyenler, evin büyüğü hanımlar, neneler, anneanneler, büyükanneler. Dinleyen de çocuklar ve gençler. Ramazan geldiğinde söylenilen bu mâninin ilk dizesinde daha sonra söylenilecekleri dikkatlice dinlesinler ve uygulasınlar diye bir hatırlatma ile başlıyor. Ramazan ayının kadri yücedir, yani bu ayda yapılan ibâdetlerin değeri yüksektir ve kıymetlidir. Bu aya mahsus olan ibâdetin oruç olduğunu düşündüğümüzde orucun kıymetli olduğunu söylediğini ve tutmak için sağlam bir gerekçe olduğunu düşünebiliriz.

Kadri ve kıymeti yüce olan bu ayda ne yapılması gerektiği ikinci dizede hatırlatılıyor. İkinci dizedeki gündüzle oruç, gece ile de namaza işaret etmekte. Mânilerin ilk dizesi genellikle konuya giriş için söylenir. Her ne kadar doldurma olarak niteleyenler olsa da biraz düşünüldüğünde bunların konuya hazırlamak için söylenildiği hemen fark edilir.

Üçüncü dize mânideki ana fikrin söylenildiği kısımdır. Kadri yüce olan bu ayda gece gündüz hizmet etmesi söylenilen muhatabın dikkati yeterince çekilmiştir ve asıl maksadı söylemenin zamanı gelmiştir: Ailece oruç tutmalıyız. Ailece denilmesi, işin içine çocukları da katmakta, çocukların da oruç tutması hatırlatılmaktadır.

Ramazan ayının geldiğini haber veren mânilerden sonra sıra uyaran mânilerde:

Aldanma sağa sola,
Gel gidelim hak yola,
Güzel oruç tutanın,
Âkıbeti hayrola.

Oruç tutan çocukların zorlanacağını bilen büyükler onları tatlı tatlı uyarır. "Sağa sola aldanma" ile oruç tutarken zorlanacaksın, çevrende orucunu bozmana teşvik edecek şeyler olabilir, aman dikkat et, diye uyarılmakta. Peşinden gelen dizede ise hak yola gitmek, yani doğru yoldan çıkmamak için şeytanın iğvâsına kapılınmaması gerektiği söylenilir. Dikkatinizi çekmek istediğim bir husus var burada. İlk dizede "Sağa sola aldanma" derken muhataba seslenilirken, ikinci dizede "Gel gidelim" denilerek işin içine söyleyen kendini de katıyor. Böyle söylenmesinde iki önemli nükte var. İlki muhatabı incitmemek, ikincisi de söylenilenlerin büyük-küçük herkes için olduğuna dikkat çekerek söylenilen ile söyleyen arasında sorumluluk açısından bir fark olmadığını göstermek.

Uyarı tek başına yeterli olmaz. Her uyarıdan sonra ümit de vermek lazım. Sadece korkutarak uyarmak, hem muhatabın ruh hâlini bozar, hem de yapılan işlerin zevkle yapılmasına mâni olur. O yüzden, sağa sola aldanmadan hak yolda devam eden kişinin âkıbetinin hayırlı olacağı söylenilerek kişiler ümitlendirilmekte. Sıradan bir mâninin, psikologların tavsiyesine uygun olmasına ayrıca dikkatinizi çekerim.

Çocuklar meraklıdır. Âkıbetinin hayırlı olduğu söylenilince bunun ne olacağını merak ettikleri düşünülmüş olacak ki âdeta cevap olarak şu mâni söylenilmiş:

Akşam göründü hilâl,
Kazançlar olsun helâl,
Orucun sevabını,
Çok verecek Zü'l-celâl!

Bu mâni, bir hadîs-i şerîfin açıklamasından başka bir şey değil. Hz. Peygamberimiz;

"Aziz ve yüce olan Allah, âdemoğlunun bir iyiliğine on mislinden yedi yüz misline kadar karşılık verir, ancak oruç hariç." Allah Teâlâ buyurur ki: "Oruç, benim içindir; onun mükâfatını ben veririm."

İşte bu mânide orucun sevâbını celâl sahibi olan Allah'ın vereceğinin söylenilmesi bu hadîsin meâlen iktibâs edilmesidir.

Eskiler, mürüvvete endâze olmaz, derler. Allah'tan ne isteyeceksek bol bol istenilmesi gerektiği, onun kerem ve ihsânına pâyân olmadığı düşünülerek Allah'tan istenilmesi gerektiğini söyler.

Sanırım, merâmımı ifâde için bu kadar örnek kâfî... Şöyle yap, böyle yapma, diyerek uyarmak mı daha çok tesir eder, yoksa mânilerle, Karagöz oyunlarıyla, fıkralarla uyarmak, hatırlatmak mı?

Tekrar başa dönüp soralım: Sizce çocuklara söylenen mâniler, onların eğitiminin bir parçası değil midir?




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Akademi

Akademik çalışma, tez, makale ve sunumlarımı görebileceğiniz sayfadır...

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Hiç değil feryâdıma sırrım uzak,
Nerde bir göz, nerde bir candan kulak!

Sır Hz. Mevlana’nın latif ruhları, nale ve feryad İlahî sırlar ve Rabbanî hakikatlere dair sözler. Göz ve kulak bedenimizdeki göz ve kulaktır.

Mevlana hazretleri “benim sırrım, benim feryad u figanımdan ayrı değildir. Ancak onu duyacak kulak görecek göz yok” buyuruyor. Demek ki gözümüzün önünde cereyan ettiği halde göremediğimiz bazı hakikatler var.

Ney nasıl neyzenin ağzından çıkan nefesi sese dönüştürüyor ise sırrım da feryad ve figana dönüştürüyor. Neyzenin nefesi nasıl sesin içinde ise benim sırrım da feryadımda saklı.

Mesnevi Dersleri 5 ve 6. Beyitler

Men be-her cem’iyyetî nâlân şodem
Coft bed-hâlân u hûş-hâlân şodem

Ağladım her yerde hep ah eyledim.
Gördüğüm her kul için ‘dostum’ dedim.

İkinci mısra ilk mısrayı açıklamaktadır. Bed-hâl şehvet ve hevesine düşkün olanlar, hoş-hâl ise zühd ve takva ehlidir. Bed-hâl olanlar çok olduğu için önce söylendi.

Beytin manası şöyledir: Ben her cemiyette, şehvet ve nefsine düşkün olanların da, zühd ve takva sahibi olanların da meclisinde ağladım, inledim. Yani onlarla oturup kalktım. Bu oturup kalkma onlarla birlikte onların yaptıkları işi yaptım olarak da anlaşılır, onlarla birlikte oturdum, bana geldiler şeklinde de anlaşılabilir.

ismailgulec.net