Seyyid Osman Adapazarî ve bestelenmiş ilâhileri

Kültür hizmeti deyince akıllarına birkaç sanatçıya konser verdirmek gelen belediyelerin yanında, gerçekten kültür hizmeti yapan belediyelerin de olduğunu görmek, hayatımızı musilaj gibi saran kültürsüzlük ve kabalık arasında bize ilaç gibi geliyor.

İstanbul'da birkaç belediyenin özgün ve değerli birçok çalışmayı kaybolma girdabından kurtardığını sevinerek görüyor idik. Bu sefer böyle bir çalışmayı Sakarya'da, Serdivan Belediyesi'nin yaptığını görmek bizi ziyadesiyle sevindirdi ve ümitlendirdi.

Yapılan işin ne olduğunu anlatırsam sanırım sevinmekte ve ümitlenmekte haklı olup olmadığımı daha iyi anlayacaksınız.

Adapazarı, Sait Faik, Faik Baysal, Necati Mert gibi isimleri tüm Türkiye'de bilinen edebiyatçıların yetiştiği ve yaşadığı yer. Son dönem başarılı romancılardan Ayfer Tunç da Adapazarlı. 1290-1320 tarihleri arasında Osman Gazi ve Orhan Gazi ve arkadaşları tarafından fethedilen Sakarya ve civarı tarih boyunca yol üstünde olmasının verdiği avantajla birçok meşhura bazen uzun süreli bazen birkaç gün de olsa ev sahipliği yapmış. Gelip geçen zevât-ı muhteremin isimlerini sıralayacak olsam sayfalar sürebilir.

Adapazarı'na gelip yerleşen değerlerden biri de Adapazarî Seyyid Osman Efendi. 18. yüzyılı sonu ve 19. yüzyılın başlarında yaşayan Osman Efendi bir Eşrefî-Kadîrî şeyhi. Türbesinin bulunduğu Solaklar mahallesinde, hayatı boyunca Adapazarlıları irşât etmiş bir mutasavvıf. Adapazarlılar bu mürşidi unutmamış, vefatından sonra mezarını türbeye çevirmiş ve hâlâ ziyaret ediyorlar.

Adapazarî'nin bugün elimize ulaşan iki eseri var. Biri şiirlerini bir araya getirdiği Divân, diğeri ise Fevâidü'l-Fevâid fî Halli Müşkilâti'l-Akâid isimli akâide dâir bir eser.

Osman Efendi'nin Divân'ını Harun Çelebi yüksek lisans tezi olarak hazırlar. Bu tezi ele alan Musa Bâlâ ve Batuhan Öztürk, önce tezi gözden geçirirler. Bu konuda Doç. Dr. Türkan Alvan'dan da destek alırlar. Daha sonra Divan'dan seçtikleri ilâhileri bestelemeleri için birçok musiki adamına gönderirler. Bu işi de neyzen, bestekar ve musiki tarihi araştırmacısı Hakan Alvan'ın desteği ve yönlendirmesi ile yaparlar. Okurları bilgilendirmek amacı ile Osman Efendi'nin Eşrefî-Kadirî olduğu için de Mustafa Kara hocamızın konu ile ilgili bir yazısını alırlar. Kadîrilikte zikir usulüne dair yazıyı da yine bu konudaki araştırmaları ile bildiğimiz ülkemizin önde gelen tasavvuf kültürü araştırmacılarından Ömer Tuğrul İnançer kaleme alır. Dr. Muhammet Bedirhan'ın tasavvufa dair birkaç söz başlıklı yazısı, Mete Barut'un Kadirilikte taç ve gülü anlattığı yazısı ile konu tamamlanmış oluyor. Böylece okur, Seyyid Osman'ın mensubu olduğu tarikatı yakından tanımış olmakta.

Buraya kadar anlatılanları herkes yapabilir. Sıradan bir divan neşri diyebiliriz. Haklısınız. Projeyi değerli kılan bundan sonra yapılanlar.

Projenin özgün tarafı divandan seçilen 76 şiirin bestelenmiş, notaya dökülmüş ve icrâ edilmiş olmasıdır. 76 şiir ve ilâhi, Enes Ergür, Muaz Ceyhan, Müjdat Turna, Kemalcan Ergün, Mehmet Kemiksiz, Bora Uymaz, İhsan Özer, Abdullah Uysal, Osman Kırlıkçı, Şaban Keşkeş, İsmail Hakkı Fencioğlu, Hakan Alvan, Hayati Günyeli, Rıdvan Aydınlı, Serkan Kamacı, Süleyman Şahintürk, Oktay Özerden, Yunus Uray, Memduh Özyalvaç, Safa Botsalı, Levent Kaya, Enis Tombul, Osman Nuri Özpekel, Derya Türkan, Demet Tekin, Enes Durceyhan, Özata Ayan, Halil İbrahim Doğan Nuri Parmaksız, Haluk Öcal, Ahmet Musa Bala, Muhammet Feyzi İbrahimoğlu, Halil Çay, Hasan Kiriş ve Ahmed Şahin tarafından bestelenmiş. Bunlardan üçü kaside formunda olmak üzere 44'ü icra edilmiş. Kitabın sonunda bestelenen ilahilerin listesi var. Dinlemek isteyenler için karekod konularak akıllı telefonlarla hemen dinleyebilme imkanı sunulmuş.

İlahileri Ahmet Özhan, Ahmet Şahin, Doğan Dikmen, Mehmet Kemiksiz, İbrahim Suat Erbay, Levent Kaya, Adem Tay, Ahmet Musa Bala, Enes Üstün, Memduh Özyalvaç, Bora Uymaz, İsmail Hakkı Fencioğlu, Rıdvan Aydınlı, kasideleri Hafız Murad Taştekin, Rahmi Güler ve Yunus Balcıoğlu gibi sanat ve tasavvuf musikisinin önde gelen sanatçıları okumuş.

Şimdi sizi soruyorum. Sadece yörenin bildiği bir mutasavvıf şairin divanını ele alıp onu neşretmek, şiirlerinden bir kısmını besteletmek, bestelenen şiirlerin büyük bir kısmını da seslendirmek ve kayda almak, sonra bunları teknik imkanları da kullanarak isteyenlerin dinleyebilecekleri şekilde hazırlamak önemsiz bir iş midir?

Ben bu çalışmanın iyi bir örnek olduğunu ve özellikle bilinmeyen ama değerli şiirleri olan şairleri aynı şekilde tanıtan projeler yapılmasına öncülük edeceğini düşünüyorum.

Türkiye'nin çevre ve yapılanma bakımından en güzel birkaç ilçesinden biri olduğunu düşündüğüm Serdivan'ı gördüğünüzde böyle güzel bir çalışmanın yapılıyor olmasına şaşırmayacaksınız.

Dileğim ve arzum, ülkemizin şehircilik bakımından en iyi birkaç ilçesinden biri olan ve vahşi betonlaşmanın neredeyse hiç olmadığı Serdivan Belediye'sinin, özellikle göl havzasındaki köylerinde inşaatları denetleme konusunda daha hassas olması, kendisinden sonra yapılacaklara emsal teşkil ederek imar planlarının bozulmasına neden olacak yapılara izin vermemesi ve bu konudaki hassasiyetlerinin devam etmesi.

Seyyid Osman Adapazarî kitabının hazırlanmasına katkıda bulunan bestekarları ve solistlerimizi tebrik ediyorum. Özellikle Hakan Alvan, Ahmet Musa Bala ve Batuhan Bozkurt'u ve böylesine külfetli ve meşakkatli bir projeyi destekleyen başkan Yusuf Alemdar'ı tebrik ediyorum. Şiirleri hakkında bilgi vermesi için bir ilahisini paylaşıyorum.

Bu cihân pervanesinin şem'iyiz biz dâimâ
Tab'ımızdır yanmak ancak hep gören kalır tan'a

Âlemin pâzârı içre bir bedesten olmuşsuz
Seyr eder uşşâk u etfâl cümlesi hayrân bana

Bir nazarda sad-hezâr seyr eyleriz biz âlemi
Zâhidin ağladığı günler olur bayram bana

Zâhid anlamaz bizi bizler muammâ söyleriz
Nutk-ı muğlaktan okuruz veremez ma'nâ bana

Aşk evinin âteşiyiz âşık isen gir bize
Seyyidâ kal ol beyim lâyık ola damga sana





Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Akademi

Akademik çalışma, tez, makale ve sunumlarımı görebileceğiniz sayfadır...

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Mesnevi 15-16. Beyitler

Derdimizden gün zamansız dolmada,
Her yanış bir günle yoldaş olmada.

“Geçti gün!” der, etmeyiz yersiz keder;
Var ol ey sen tertemiz insan! yeter.

Mevlana hazretleri burada eskilerin üslûb-ı hakîm dedikler, başkasına söyleyeceği sözü ve edeceği şikayeti veya uyarıyı sanki kendine söylüyormuş gibi dile getiriyor. Bunu neden yaparlar? Muhatabını incitmemek için, kızdırmamak ve önyargısız bir şekilde dinlemesi için yapar. Aksi takdirde kızıp dinlemeyebilir. Ama bu uyarının ilk mertebesidir, baktın anlamıyor, biraz daha açık söylemek gerekebilir. Mevlana’nın burada yaptığı kendi durumundan örnek vererek dinleyenlere ve okuyanlara ümit vermekte, ben de sizin gibiyim, sizin başınıza gelenler normal demekte.

Gamımız derken kamillerin de nakısların da gamını kasteder ancak ikisi de farklıdır. Kamil için makam, şöhret, zenginlik gamdır, kederdir, sıkıntıdır. Nakıs için ise onlardan ayrı kalmak, onlara kavuşamamak.

Anlatır ney: Aşk-ı Mecnun’un nedir,
Kanlı bir yoldan haber vermektedir

Hadîs, sözlük anlamı haber ve söz, hadîsçilerin ıstılahında Hz. Peygamber’in sözü anlamındadır. Kur’ân yaratılmamış (kadîm), hadîs ise yaratılmıştır (hadîs). Sıhah isimli eser kadîmin hadîsin zıddı olduğunu söyler. Az da olsa çok da olsa kelâm kelâmdır.

Kanlı yol ile aşk yolu kastedilir. Bu tehlikeli yolda hep kanlar dökülmüştür. Bu ibarenin iki anlamı vardır. Biri ney diğeri aşık için. Ney kamışlıktan kesilmesi, bağrının delinmesi gibi eziyetlere katlanmıştır. Aşık için ise aşk yolunun her adımında bin türlü dert ve bela vardır. Âdem’in dünyaya indirilmesi sadece bu dert ve belalar ile terakki edebilir. Bela yükünün altına girmeden tenezzül bulan yoktur. Peygamberler ve evliya arasında türlü bela ve dertlere düşmeyen yoktur. Yakub (a.s.), Yûsuf (a.s.)’a yazdığı mektupta “Biz belalar evindeyiz.” dedi. Peygamberimiz Efendimiz de “Peygamberin çektiği sıkıntılar senin çektiğin sıkıntılar gibidir.” yani “Peygamberin saflığı (temizliği) senin saflığın gibidir.” şeklinde açıklamışlardır. Çünkü bela ve sıkıntı temizlenme ve saflaşma nedenidir. Saflaşma/arınma ise herkesin yeteneğine göredir. Peygamberimiz istidat ve kıymet bakımından yaratılmışların en üstünü idi. O yüzden hepsinden daha büyük sıkıntılara uğradı.

ismailgulec.net