Sabahattin Ali’de ne bulurum?

Malum, birkaç gün önce Sabahattin Ali’nin (2 Nisan 1948) ölüm yıldönümü idi. Zaman zaman Sabahattin Ali’den bahsedince arkadaşlarım bana Sabahattin Ali’de ne bulduğumu sorarlar. Bu soruş, onu beğenmeyeceğim düşünülerek sorulmuş bir soru değil, bir eski edebiyatçının bir hikâyecide ne bulduğu merak edilerek sorulmuş bir sorudur.

Böyle bir girişten sonra siz doğal olarak bu yazıda bu soruya cevap vermemi beklersiniz. Ben de bu beklentinizi boşa çıkaracak değilim. Dilim döndüğünce izaha gayret edeyim.

Konu ile ne alakası var, demeyeceğinizi düşünerek önce Mesnevî’den bir beyti hatırlatmak istiyorum.

Her ki o ez hem-zebânî şod cüdâ
Bî-nevâ şod gerçi dâred sad nevâ

Konuştuğu dili anlayan kimseden ayrılan yüzlerce lisan ve nağme bilse de yine susar.

Bursevî bu beyti şöyle tercüme eder:

Bir sırdaşından ve çok yakın arkadaşında ayrılıp ve uzak düşen kişi, söz meclislerinde ne kadar hikâye anlatılırsa anlatılsın, yüzbinlerce gönlü kendine bağlayan birileri ile birlikte olsa da yine suskun ve kederli ve üzüntülüdür.

Ez cümle Mevlâna Hazretleri buyuruyor ki, bir kişi derdini anlayacak, gönlünden geçenleri paylaşacak bir muhatap bulamaz ise susar, sustuğu gibi konuşma arzusu da kaybolur.

İkinci olarak 17. asrın önemli şairlerinden Şeyhülislam Yahyâ Efendi’den bir beyti hatırlatmak isterim.

Bilmeziz bir dil ki tûtî gibi güftâr eyleye
Söyledir mi yok cihânda bilmeziz söyler mi yok

Papağan gibi konuşan, şakıyan bir dilimiz yok. Acaba sebebi beni konuşturacak kimse mi yok yoksa konuşacak kimse mi?

Yahya Efendi bize dünyada söyleyen, konuşanların çok olduğunu söylüyor. Herkesin bir işi, ilgilendiği bir konu var ve hayat devam ettikçe de o konuları konuşmaya devam edecekler. Ancak şairimiz diğer insanlar gibi konuşamamaktadır. Bunun nedeni ise kendisini konuşturacak bir kimsenin olmaması veya kendisinin konuşacağı kimseyi bulamamasıdır. Şeyhülislam Yahya Efendi’nin bu sözleri derin bir yalnızlığın sitemkârâne ifadesidir.

Şimdi Sebahattin Ali’den bahsedeceğimi söylediğim bir yazıda Mesnevî ile Şeyhülislam Yahya Efendi’nin bu beyitlerinden neden bahsettiğimi merak ediyor olmalısınız. Merak buyurmayınız, şimdi sıra ona geldi.

Kürk Mantolu Madonna’yı duymayanımız, bilmeyenimiz hatta okumayanımız kalmamıştır herhalde. Okuyup da beğenmeyenimiz ve okuduktan sonra buruk bir hüzne kapılmayanımız ve hikâyenin kahramanı Raif’e acıyıp hak vermeyenimiz var mıdır?

İçine kapanık, kimseyle konuşmayan, sessiz, “benim bu dünyada ne işim var” der gibi duran, uğradığı haksızlıklar karşında bile sesini yükseltmeyen hatta cevap vermeyen, ezik ve pısırık olduğu düşünülen, yaşadığı süre içinde mutluluğu sadece kısa bir süreliğine yakalayan ve onu kaybettikten sonra bir daha gülmeyen ve konuşmayan, hatta bir manada yaşamayan, bedenini sürükleyen bir aşkzededir. Râif, bir galeride gördüğü bir kadının önce portresine âşık olur, sonra kendisine. Bizde çift kahramanlı aşk hikayelerinin kahramanlarının âşık olma yollarından biri de birbirlerinin resmini görmeleridir. Metin Erksan’ın Sevmek Zamanı isimli filminde de benzer bir konu işlenir. Yani Sabahattin Ali’nin Raif’i bizim geleneksel çift kahramanlı aşk hikayelerinin kahramanı gibidir. Babasının ölüm haberini alan Raif ülkesine döner ve sevdiğinden ayrılır. Bir müddet süren mektuplaşmalar da kesilince Raif, ümitsizlik içinde sevmediği bir kadınla evlenir. On sene sonra Ankara’da gördüğü Maria’nın bir akrabasından gerçekleri öğrenince dünyası yıkılır. Maria, Raif’in kızını doğururken ölmüştür ve yıllarca bu durumu bilmeden yaşamıştır. Bu haberi alan Raif artık yaşayan bir ölüdür. Kimse ile konuşmaz, derdini kimseye anlatmaz. İçini sadece günlüğüne döker. Raif’in konuştuğu dili bu dünyada sadece Maria Puder anlamıştır ve bundan sonra da anlayacak kimse yoktur. Mevlana’nın “Konuştuğu dili anlayan kimseden ayrılan yüzlerce lisan ve nağme bilse de yine susar.” sözleri Raif’in neden sustuğunu açıklamıyor mu sizce de?

Raif’in dili nasıl papağan gibi konuşup şakıyabilir ki! Çevresinde onu anlayıp konuşturacak ve dinleyecek biri mi var?

Şu hâlde Râif Efendi şu dünya bahçesinde onca yıl ağlayıp inledikten sonra eyvahlar olsun deyip susmasın da ne yapsın!

Hâlâ Sabahattin Ali’de ne bulduğumu merak ediyor musunuz?




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Taberî tefsiri neden önemlidir?

Taberî’yi özel kılan şey nedir?
Taberi dinî ilimler çalışanlar için neden önemli bir isimdir?
Taberî'nin yetiştiği ortam
Taberî’nin birçok hacimli eser hazırlamasının sebebi
Taberî Tefsirî neden önemli?
Onun tefsirini diğer tefsirlerden ayıran özelliği nedir?
“Bir de tarih kitabı var, Tarikh al-Rusul wa al-Muluk. Bu eser bize nasıl bir dünya sunuyor?
Taberi’nin görüşleri genel olarak kabulü mü yoksa eleştirildi mi?
Tabarî’yi yaşadığı dönemde nasıl karşılıyorlardı?
Bugün Taberi’nin eserleri hâlâ okunuyor mu? Kimler okuyor?
Tefsir okumak isteyen birinin Taberi’den başlaması doğru mudur?
Kimler tefsir okuyabilir? Tefsir okumaya nereden başlamak lazım?
Taberi hakkında yanlış bilinen şeyler var mı?
Bu alana ilgi duyan izleyicilere nereden başlamalarını önerirsiniz?

Öğretilmesi ihmal edilmemesi gereken konular

Çocuklara felsefe ve düşüncenin aktarılması neden önemli?
Bir çocuk kaç yaşında felsefe ile karşılaşmalı?
Çocuklara yönelik yazmak ile yetişkinlere yazmak arasındaki fark
Çocuklar için düşünce yolculukları fikri nasıl doğdu?
Çocuklara mahsus bir dil oluşturulmalı mı?
Felsefe ve düşünceyi çocuklara anlatmayı başarmak için nelere dikkat edilmeli?
Çocuklara felsefe anlatırken en çok zorlanılan konu
Yazar bir hikâye anlatıcısı mıdır, eğitici midir ya da rehber mi?
“Düşündürmek” ile “bilgi vermek” arasındaki denge
Bilgiyi hikâye etmenin zorlukları
Çocuklar en çok hangi düşünmeye ihtiyaç duydukları konular

ismailgulec.net