Bu kitap kendiliğinden oluştu.

—Kitabınızın hazırlama süreci (deyimleri, atasözlerini derleme, toparlama, kayda geçirme) ne kadar bir zaman sürdü?

İlk not aldığımdan bu yana nerdeyse yirmi sene olmuş. Ama yirmi senenin tamamı bu kitapla geçmedi. Söz işittikçe derledim ve başlangıçta böyle bir kitap çalışması fikrim de olmadığı için bu kadar uzun sürdü. Kitaplaştırmaya karar verdikten sonra da yaklaşık altı ay gibi süre üzerinde çalıştım. Tabi ki her günüm aynı yoğunlukta geçmedi. Ama Süreç olarak oldukça uzun sürdü diyebilir. Hatta bu kadar süre içinde bu kadar küçük bir kitapçık mı gibi bir soru bile sorulabilir ama gerçek bu.

-Bu süre zarfında ne kadar atasözü ve deyim derleyebildiniz?

Beş yüze yakındı. Bunların arasından herkes tarafından bilinenleri çıkardım. Geriye kalanları da Ömer Asım Aksoy’un Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü (Ankara: TDK, 1984) ile karşılaştırdım. Orada bulunan ve açıklananları da ayıkladım. Geriye bayağı az bir söz kaldı. 148 atasözü ve 182 deyim kaldı geriye. Bunları da Bölge Ağızlarında Atasözleri ve Deyimler(Ankara: TDK, 1969-71) isimli kitapla karşılaştırdım. Bu kitabın özelliği atasözü ve deyimlerin nerelerden alındığını da yazması. Bu kitapla karşılaştırıp benzer ve aynı olanların bizden başka nerelerde kullanıldığını da ilave ettim. Böylece toplam 330 sözü derlemiş ve açıklamış oldum.

Bu karşılaştırma esnasında dikkatinizi çeken bir husus oldu mu?

Evet. İl olarak baktığımda en çok Malatya, Gaziantep ve Sivas’la benzerlik olduğunu gördüm. Sivas komşumuz. Etkilenme bir yere kadar anlaşılabilir. Ama Malatya ve Gaziantep beni şaşırttı. Müşterek sözlerin diğer illere göre fazla olmasının nedenlerinin neler olabileceğini merak ediyorum.

Başka dikkatinizi çeken bir husus oldu mu?

Bunun dışında köy olmasına rağmen oldukça farklı ve zengin bir atasözü ve deyim hazinesi bulunması dikkate değer doğrusu. Günlük konuşmalarında hemşehrilerim genellikle bu deyimleri sıkça ve doğru bir şekilde kullanıyorlar. Derlediğim kimselerin okula gitmediklerini de düşündüğüm zaman bana şaşırtıcı geliyor dili bu kadar güzel kullanmaları.

Sizce bunun sebebi ne olabilir?

Yaşantı şekli diyebilirim. Eskiden köy odaları vardı ve çocuklar oralara gider anlatılanları dinlerlerdi. Oralarda dini konuların yanında destan ve hikayeler de anlatılırdı. Sanırım bu dilin ve kullanma biçiminin gelişmesini ve çeşitlenmesinde çok katkısı olmuştur. Bir diğer husus insanların yaşamak için birbirlerine muhtaç olmaları ve devamlı beraber yaşamaları. Bizim köyde evler birbirinin adeta sırtındadır. İş güç bitince kimse evde yalnız oturmazmış. Ya birisine gider ya da birisi gelir. Ayrıca şimdi derlemediğin için hayıflandığım maniler, türküler ve masallar da var. Kadınlar da kendi aralarında birbirlerine hikaye anlatıp türkü söyleyerek vakit geçiriyorlarmış. Küçük çocuklar da onlarla beraber olduğu için mecburen dinliyorlar. Bence dili bu kadar inceliğiyle kullanmalarının nedeni bu. Şimdiki nesil dillerini o kadar güzel ve etkili kullanamıyorlar mesela. Televizyon o zenginliği ve tadı veremiyor galiba.

-Köyden oldukça sık bahsettik ama onun hakkında hiç konuşmadık. Bize kısaca köyünüzden ve onun kuruluş hikayesinden bahsedebilir misiniz?

Ben aslında Kadıköy’de (İstanbul) doğdum ve büyüdüm. Annemler yazları birkaç aylığına giderlerdi. Ben ancak 17 yaşında iken gitmeye başladım. Dolayısıyla ben de sonradan öğrendim köyümüzü. Köyümüz Giresun’un küçük ilçelerinden biri olan Çamoluk’un Alucra sınırına kurulmuş. Kurulması ve isimlendirilmesi ile ilgili de bir menkıbe veya hikaye anlatılır. Atalarımız nereden geldilerse bilmiyorum, bölgeye yerleşmeye karar vermişler. Yerleşme esnasında oradan geçmekte olan bir pir-i fani dinlenmek için mola vermiş köyde. Köylüler de ona bir şeyler ikram etmişler ve iyi ağırlamışlar. Bu yaşlı adam köyün adını sorunca daha yeni yerleştiklerini söylemiş. O da öyleyse köyünüz kutlu olsun, adı da Kutluca olsun demiş. Böylece adı Kutluca kalmış. O gün bugünden beri adı aynı. Hiç değişmedi. Civardaki köy adlarının bir kısmı değişti ama bizimki değişmedi.

-Çok iğneleyici ve sert duran sözler var ama özünde hep hakikat yüklü. Sizce bu, bizim insanımızın bizim bilmediğimiz ferasetinden ve irfan yüklü hayatlarından mı kaynaklanıyor, ne dersiniz?

Bunu ben de çok düşündüm. Şimdi biz çocuklarımızı sadece okullarda eğitiyoruz. O zamanlar ise toplum eğitiyordu. Beraber yaşamanın kurallarını ve büyük-küçük kavramlarını hayatın içinde öğreniyorlardı. Ayrıca yukarıda değindiğim köy odaları da birer okuldu. Buralarda dini ve tarihi olaylar anlatılır yorumlanırdı. Bundan dolayı köylünün standart bir seviyesi vardı. Neler bilmediğini bilirdiniz ama neler bildiğini de tahmin edebilirdiniz. O sözlü kültür ve beraber yaşama insanları olgunlaştırıyordu. İnsanca yaşamayı, paylaşmayı, yardımı ve saygıyı oralarda öğreniyorlardı. Çünkü o odalarda iyilik ve doğruluk kutsanıyordu ve insanlar da dinledikleri hikayelerin ve efsanelerin kahramanlarına benzemeye çalışıyorlardı. Bir de samimiyet ve bozulmamışlık da var tabi. Bence bunlar önemli etkenler. Sohbet medeniyetinde, irticalen nakledilen sözler uçup gitmemesi lazım ama bugün söz de sohbet de inkıtaya uğramış ki sözün de sohbetin de hayrı/bereketi yok… Sizce söz, sohbet hâlâ ümit vaat ediyor mu?

-Annelerimizin, babaannelerimizin ve dahi anneannelerimizin söylediklerini önemli kılan nedir sizce?

Yukarıda da açıklamaya çalıştım. Onları söyleyen bireyler değildi. Tamam, onların ağzından çıkıyor sözler ama onları söyleten yaşadıkları toplum ve ortamdı. O toplumun insanları öyle olurdu, öyle söylerdi. Bence en önemlisi bu.

-Modernleşme pek çok algımızı değiştirdiği gibi annelerimizden, toprağımızdan da uzaklaştırdı. Sizin çalışmanız bir borç ödeme tabiri yerindeyse… Peki köklerden ve toprağımızdan kopuşun sonu nereye varacak?

Aslında köklerden çok fazla kopmadık. Galiba kopmayacağız da. Ben bu konuda biraz iyimserim galiba. İnsan bir kere tatlının tadını aldı mı bir daha asla acı yemek istemez ve devamlı yediğini hatırlar. Şimdi biz de öyleyiz. Bir savrukluk içindeyiz, bu doğru. Çok büyük göçler oldu ve önemli gelişmeler oldu memleketimizde. Ama şunu unutmamalıyız; su yatağını bulur. Bize düşen onu kirletmemek.

Çok teşekkür ederim.

 (Kamil Büyüker, "Su Yatağını Bulur, Giresun Çamoluk deyimleri ve Atasözleri Kitaplaştı", Kitap Postası Aylık Kitap Dergisi, 20 (Kasım 2006), s. 20-21.)




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Zikrullah nedir, neden yapılır?

Zikrullah nedir? Zikir denildiğinde siz ne anlıyorsunuz?
Zikrullahın Kur’an ve sünnette bir temeli var mıdır?
Zikir ibadet midir yoksa hâl midir?
Zikirde telaffuz mu önemlidir niyet mi yoksa hal mi?
Toplu zikirde zikri yönetecek kişide birtakım şartlar aranmalı mıdır?
Tarikat ve zikir
Bir tarikatte zikir usulleri nasıl belirlenir, kim belirler?
Zikir sadece dergâhta mı yapılır, gündelik hayata nasıl taşınır?
Mürşid olmadan zikir mümkün müdür?
Osmanlı coğrafyasında zikir ayinleri ve İstanbul’un önemi (sistematik, asker toplum, ayinlerde kıyafet) tarikat ayinlerinde estetik boyut
Modern hayat zikrullahı etkiledi mi?
Günümüz insanının zikrullaha ihtiyacı var mı?
Beden hareketleri ile ne amaçlanır?
Derviş için önemi
Dervişe neler kazandırır?
Nefis terbiyesi için önemi nedir?

Bir şair niçin ve nasıl Mevlid yazar?

Bu şiir kitabına neden Mevlit adını verildi?
Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i ile benzer tarafları
Bir şair için Mevlit yazmak ne demektir?
İçindekilerim yedi bölümden oluşmasının anlamı
Kuran, Mevlid ve Hüsn ü Aşk’a yapılan telmihler
Bölümlere naat adı verilmesinin sebebi
Girişteki beyan bahsi
Bölümler miraç kademeleri mi süluk mertebeleri mi?
Aralardaki nesir bölümlerinin işlevi
Bu metni anlamak için sadece kelimelerin anlamlarını bilmek yetmez. Sanki daha fazlasını da bilmek gerekiyor. Daha fazlası nedir?
Üçüncü naatte şiirlerin başlıkları Gülşen-i Raz, Bustan, Füsûs iken dördüncüsü illiyyîn ve sonuncusu merhaba.
Dördüncü ef’âl, sıfat, zât ve zâtü’z-zât.
Beşinci terk-i dünya, terk-i ukba, terk-i hestî ve terk-i terk.
Altıncı bölüm regâip, miraç, berat, kadir adını taşıyor. Bununla nelere işaret edilir?
Yedinci hüve, sühan mülkü, hatm, zikreden Kuran adını taşıyor.

ismailgulec.net