Cami Avlusu ile Katedral Meydanı
Uzun zamandan beri dikkatimi çeken ve beni düşündüren bir konu var. Avrupa’da şehirlerin en büyük kiliseleri olan katedrallerin kapısı şehrin meydanına açılırken bizim şehirlerin ulu camilerinin kapısı neden önce bir avluya çıkar?
Bu sorunun cevabının farklı iki medeniyetin kent planlama sistemi ve inanç hayatı ile ilgili olduğu açık. Meydan ve avlu iki medeniyet arasındaki farkı gösteren önemli bir sembol. Dolayısıyla katedral ve camiyi anlamak bir şehrin nasıl tasarlandığını anlamak demek.
Katedraller bir Orta Çağ Avrupası kurumu. 11. asırdan itibaren zenginleşmeye başlayan Batı Avrupa aynı zamanda şehirleşmeye başladı. Şehirler de kilise etrafında büyüdü. Büyüdükçe ve zenginleştikçe kiliseleri de büyüttüler ve katedraller ortaya çıktı.
Odysseus kimin kahramanı?
Birkaç haftadan beri Christopher Nolan’ın yönettiği Odyssey filmini tartışıyor, konuşuyoruz. Film üzerine yapılan tartışmalarda, yazılan yazılarda mutlaka değinilen konuların başında “Kahramanın Yolculuğu” kavramı geçiyor ve Homeros'un Odysseus'u, Campbell'in "monomit" teorisinin tarihsel kaynağı/prototipi olarak görülüyor. Campbell mitolojiyi (Odysseia dahil) ve masalları inceleyerek teorisini oluşturdu. Eleştirmenler de Nolan'ın filmini o teorinin ışığında (ve kaynağına dönerek) değerlendiriyor.
Eleştirmenlerin üzerinde durduğu "Kahramanın Yolculuğu" (The Hero's Journey / Monomyth) kavramı Joseph Campbell'ın 1949'da yayımladığı The Hero with a Thousand Faces (Bin Yüzlü Kahraman) kitabında ileri sürdüğü, dünyanın farklı kültürlerindeki mitleri, masalları ve destanları karşılaştırarak tespit ettiği ortak bir anlatı yapısıdır. Campbell bu kitabında dünyanın dört bir yanındaki kahramanlık hikayelerinin aslında tek bir evrensel kalıbı paylaştığını savunur.