Birkaç sene önceydi. Kâmil bir mürşidin sohbet meclisinde idik. O günkü sohbetin konusu, bir arkadaşımızın başından geçen olayları anlatmasıyla Hızır’ın gemiyi delmesi üzerine oldu. Önce Kehf suresinde anlatılan Hz. Musa ile sâlih kul arasında geçen kıssayı anlattı. Unutanlara hatırlatmak için kıssayı kısaca özetleyeyim.
Hz. Musa, İsrailoğullarına insanların en büyük âliminin kim olduğunu sordu ve sorduğu soruya kendi cevap verdi. En büyük âlimin kendisinin olduğunu söyledi. Bu sözler üzerine Allah, iki denizin birleştiği yerde bulunan bir kulunun kendisinden daha bilgili olduğunu söyledi. Musa “Allah’ım o kulunu nasıl bulurum?” diye sorunca “Sepetine bir balık koy, balığı kaybettiğin yerde onu bulacaksın.” cevabı üzerine yanına aldığı bir genç ile yola çıktı.
Hz. Musa yanındaki genç ile iki denizin birleştiği yeri ararlar. Bir deniz kıyısına vardıklarında genç, yanlarına azık olarak aldıkları içinde kurutulmuş bir balığın olduğu sepeti yere bırakır. Balık canlanıp denize atlar. Hz. Musa bundan habersiz yoluna devam eder. Yoruldukları esnada gençten getirdikleri azığı isteyince genç balığın canlanıp denize atladığını söyler. Hz. Musa aradıkları yerin orası olduğunu anlar ve hemen geri dönerler. Döndüklerinde ise Allah’ın kendisine rahmet ve ilim vermiş olduğu sâlih kul ile karşılaşırlar. Kuran’da sâlih kul olarak zikredilen bu zâtın Hızır olduğuna inanılır.
Efsanelerin işlevi
Efsaneleri, şehrin “gayriresmî tarihi” olarak okumak mümkün müdür?
Efsaneler tarihsel hakikati çarpıtır mı, yoksa başka bir tür hakikati mi dile getirir?
Bizans döneminden Osmanlı’ya devrolan efsaneler var mı? Bunlar nasıl dönüşmüştür?
Osmanlı şehir kültüründe efsanelerin yayılma mecraları (tekke, çarşı, saray, mahalle vb.)
Bir “efsane aktarıcısı” olarak Evliya Çelebi
İstanbul’un fethinin efsaneler üzerinden anlatılması bize ne söyler?
İstanbul’da neden özellikle bazı mekânlar efsane üretir?
Kız Kulesi, Ayasofya ve Galata Kulesi gibi yerlerin sürekli efsaneleştirilmesini nasıl açıklarsınız?
Yeraltı mekânları (sarnıçlar, tüneller) neden korku ve gizem efsanelerinin merkezindedir?
Bir mekânın “kutsal” ya da “uğursuz” olarak algılanması zamanla değişebilir mi?
İstanbul efsanelerinde dinî motifler mi, yoksa halk inançları mı daha baskındır?
Cin, tılsım, lanet gibi temalar şehir hayatında nasıl bir işleve sahiptir?
Efsaneler insanları korkutmak için mi, korumak için mi anlatılır?
Bu anlatılar mahalle kültürünü ve toplumsal denetimi nasıl etkiler?
Günümüzde İstanbul efsaneleri hâlâ üretiliyor mu, yoksa sadece tüketiliyor mu?
Bizde Üniversite Böyle Olur Çelebi (Üniversiteye İçeriden Eleştirel Bir Bakış)
Efsanelerin işlevi
Efsaneleri, şehrin “gayriresmî tarihi” olarak okumak mümkün müdür?
Efsaneler tarihsel hakikati çarpıtır mı, yoksa başka bir tür hakikati mi dile getirir?
Bizans döneminden Osmanlı’ya devrolan efsaneler var mı? Bunlar nasıl dönüşmüştür?
Osmanlı şehir kültüründe efsanelerin yayılma mecraları (tekke, çarşı, saray, mahalle vb.)
Bir “efsane aktarıcısı” olarak Evliya Çelebi
İstanbul’un fethinin efsaneler üzerinden anlatılması bize ne söyler?
İstanbul’da neden özellikle bazı mekânlar efsane üretir?
Kız Kulesi, Ayasofya ve Galata Kulesi gibi yerlerin sürekli efsaneleştirilmesini nasıl açıklarsınız?
Yeraltı mekânları (sarnıçlar, tüneller) neden korku ve gizem efsanelerinin merkezindedir?
Bir mekânın “kutsal” ya da “uğursuz” olarak algılanması zamanla değişebilir mi?
İstanbul efsanelerinde dinî motifler mi, yoksa halk inançları mı daha baskındır?
Cin, tılsım, lanet gibi temalar şehir hayatında nasıl bir işleve sahiptir?
Efsaneler insanları korkutmak için mi, korumak için mi anlatılır?
Bu anlatılar mahalle kültürünü ve toplumsal denetimi nasıl etkiler?
Günümüzde İstanbul efsaneleri hâlâ üretiliyor mu, yoksa sadece tüketiliyor mu?
Avrupa’da Endülüs Bilim Mirası
Endülüs’ten önce İspanya nasıl idi? Endülüs fethedildikten sonra İber yarımadasında ne değişti?
Endülüs medeniyetine bilim nereden geldi ve nasıl gelişti?
Endülüslü alimlerin hepsi burada mı yetişti yoksa başka bölgelerden gelenler de var mıydı?
Müslümanları ve İslam’ı anlatan eserlerden bahsediyorsunuz. Bunların Batı’da İslam ve Müslüman algısına ne tür bir etkisi oldu?
Mozaraplar kimlerdir?
Avrupa’da Endülüs’teki İslam bilimlerine yönelik ilgi ne zaman, nerede ve nasıl başladı?
Toledo Tercümanlar Okulu’nun katkısı ve işlevi neydi?
Arapçadan tercüme edilen eserlerin tercüme süreçleri
Tercümeler hangi konularda ve hangi amaçlarla yapıldı?
Kastilya-Leon Kralı X. Alfonso kimdir ve neden bu kadar çok İslam kültürü ve medeniyeti ile ilgilendi?
Üniversitelerin kurulmaya başladığı döneme denk geliyor. Üniversitelere etkisine dair bir şeyler söylemek mümkün müdür?
Birkaç sene önceydi. Kâmil bir mürşidin sohbet meclisinde idik. O günkü sohbetin konusu, bir arkadaşımızın başından geçen olayları anlatmasıyla Hızır’ın gemiyi delmesi üzerine oldu. Önce Kehf suresinde anlatılan Hz. Musa ile sâlih kul arasında geçen kıssayı anlattı. Unutanlara hatırlatmak için kıssayı kısaca özetleyeyim.
Hz. Musa, İsrailoğullarına insanların en büyük âliminin kim olduğunu sordu ve sorduğu soruya kendi cevap verdi. En büyük âlimin kendisinin olduğunu söyledi. Bu sözler üzerine Allah, iki denizin birleştiği yerde bulunan bir kulunun kendisinden daha bilgili olduğunu söyledi. Musa “Allah’ım o kulunu nasıl bulurum?” diye sorunca “Sepetine bir balık koy, balığı kaybettiğin yerde onu bulacaksın.” cevabı üzerine yanına aldığı bir genç ile yola çıktı.
Hz. Musa yanındaki genç ile iki denizin birleştiği yeri ararlar. Bir deniz kıyısına vardıklarında genç, yanlarına azık olarak aldıkları içinde kurutulmuş bir balığın olduğu sepeti yere bırakır. Balık canlanıp denize atlar. Hz. Musa bundan habersiz yoluna devam eder. Yoruldukları esnada gençten getirdikleri azığı isteyince genç balığın canlanıp denize atladığını söyler. Hz. Musa aradıkları yerin orası olduğunu anlar ve hemen geri dönerler. Döndüklerinde ise Allah’ın kendisine rahmet ve ilim vermiş olduğu sâlih kul ile karşılaşırlar. Kuran’da sâlih kul olarak zikredilen bu zâtın Hızır olduğuna inanılır.
Âşık Yunus’a ait olduğu söylenen dinlerken kendimden geçtiğim bir nutk-ı şerifi var:
Erenlerin kılıcı.
Arşa çıkar bir ucu
Ne de güzel kesici
La ilahe illallah.
Erenlerin kılıcının ne olduğu anladığım kadarı ile anlatmaya çalışayım.
Özellikle Bektaşî ve Alevî ozanlar şiirlerinde bir tahta kılıçtan bahsederler. Yedi ulu ozandan biri kabul edilen Şah Hatayî’nin şu dörtlüğünde Öğürcük Veli olarak nitelediği Seyyid Ali Sultan’ın tahta kılıcına bir telmihte bulunulur. Doğan Kaya’dan alıntılıyorum: