Münzevi Bir Derviş: Bülent Akyürek

Yazdığı kitaplar yüzbinler satan Bülent Akyürek 8 Şubat 2026’da aramızdan sessizce ayrıldı. Onun farklı bir yazar olduğunu kitaplarına verdiği isimlerden anlamak mümkün. İçinizdeki Öküze Oha Deyin, Yılgın Türkler, İtin Biri, Öğle Namazına Nasıl Kalkılır, Güzel Susma Sanatı, Acil Felsefeden Çıkış, Boş Laflar Antolojisi gibi isimler tek başına bize yazarı hakkında bir şeyler söylüyor. Kitapları tanıtan yazılara kabaca göz attığımda ise ilk başta insanları eğlendirmek için yazıldığı zannedilen kitapların aslında yaşadığımız çağın insanını tehdit eden birtakım düşünce ve akımlara karşı savaş açan metinler olduğunu farkediyorum. Bu yönüyle de günümüzün Don Kişot’u olduğunu düşündüm.

Vefat ettikten sonra hakkında yazılanları okuyup söylenenleri dinleyince merak edip birkaç kitabını okudum. Özellikle denemelerinden oluşan Geriye Doğru İleri ile Satılık Adam romanını okudum. Gördüğüm ve tanıyabildiğim Bülent Akyürek’i size tanıtmaya çalışayım.

Her şeyden önce Bülent Akyürek yazdığı her cümleyi yaşamış, görmüş, tecrübe etmiş gibi anlatmış. Eskilerin aynelyakin dedikleri mertebeye erişmiş bir yazar. Duyduklarını, başkalarının sözlerini nakletmemiş, hep kendinden söylemiş, gönlünden doğanları aktarmış. Dolayısıyla eleştirileri ile samimiyet bir arada. Bir çocuk saflığında gördüğünü söylemekten çekinmemiş. Fincancı katırlarına ürkütmemeyi hiç düşünmemiş. Kendine ve inancına güveni tam.

Seyrüsüluk hikâyesi

Geriye Doğru İleri ve Satılık Adam kitaplarını okuduktan sonra aklıma gelen şey bir seyrüsüluk hikayesi oldu. Satılık Adam onun 25 yılda yazdığı romanı. Roman, düşüncelerini, tecrübelerini, içsel çatışmalarını, insanlığın acılarını, kavgalarını, hayat mücadelesini anlatıyor. Ben romanı bir insanın hakikati arama yolculuğu ve yolda çekilen sıkıntılar olarak okudum.

Modern dünyayı ve ritüellerini haklı olarak eleştirirken bize ayna tutuyor. Modern dünya ile hesaplaşırken aslında kendisiyle hesaplaşıyor. Biz okurlar da bu hesaplaşmadan, bize tutulan aynadan kendimizi görüyoruz, defolarımızın farkına varıyoruz. Bülent Akyürek’in acılarını ve sıkıntılarını değil, aynı zamanda kendi acılarımızı ve sıkıntılarımızı, bize dayatılan yaşam biçimi girdabında nasıl çaresizce savrulduğumuzu görüyoruz.

Satılık Adam bir erginleşme (bildungsroman/initiation) romanı veya bir seyrüsuluk hikayesi. Dolayısıyla Mantıku’t-Tayr, İlâhînâme, Hayy b. Yakzan, Salaman u Absal, Risaletü’t-Tayr’ın günümüz versiyonu. Roman olmasına rağmen üzerinde düşünülmeden, nereye ve kime telmihte bulunduğu bilinmeden tam olarak anlaşılması mümkün değil.

Muhtelif söyleşilerinde onun Batı edebiyatını da çok yakından takip ettiğini ve neredeyse tüm kitapları okuduğunu biliyoruz. Goetjhe’nin Wilhelm Meister'in Çıraklık Yılları, Stendhal’in The Red and The Black’i, Charles Dickens’in Great Expectations’ı da bireysel olgunlaşmayı anlatır. Onun romanını daha çok Herman Hesse’nin Demian ve Siddhartha’sı, James Joyce’un A Portrait of the Artist as a Young Man’ine, bizde biraz Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam’ı, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ı, nedense biraz da Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur’una benzettim. Bülent Akyürek’i Doğu ve Batı’daki erginleşme hikayelerini telif eder. Bu müstakil bir yazının konusu olabilecek uzunlukta olduğu için değinmekle yetiniyorum.

Akyürek, modernizm eleştirisini kendi hayatından örnekler vererek anlatmış. Derdini toplumun derdi, toplumun derdini de kendi derdi yaparak modernizme savaş açan çağdaş bir Don Kişot. Kafka, Orwell, Hesse, Camus ve Sartre’dan farkı modernizmin çaresinin geleneğimizde araması. Acaba önemli ve ciddi bir modernizm eleştirisi olan Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü ile mukayese edilerek okunsa nasıl olur, sorusunu şuraya bırakmış olayım.

Eleştiriler

Onun eserlerini ve görüşlerini beğenenler olduğu gibi eleştirenler de var. Eleştirileri iki noktada temerküz ediyor. Dili ve dile getirdiği düşüncelerin sığlığı ve tutarsızlığı. Oysa onun eleştirildiği bu iki nokta onun en güçlü olduğu tarafları. Bülent Akyürek’i Bülen Akyürek yapan özellikleri.

Hakkında yazılan eleştirileri okuduğumda dikkat çekmek için verdiği örneklerin abartılı olması, mecazdan istifade etmesi ve kinayeli konuşması söylemek istediklerini anlamayan kimselerin şiddetli eleştirilerine sebep olmuş.

Görüşlerini çok basit ve çarpıcı sözlerle ifade etmekle eleştirildiği gibi verdiği örneklerin bayağı olması da ciddi olmamakla itham ediliyor. Oysa bir hakikati basit ve sade söyleyebilmek, süslü kelimelerle ifade etmekten daha zordur. Birkaç sayfada ifade edilecek düşünceleri çarpıcı bir cümle ile dile getirmek ise dili kullanma becerisinin yanı sıra zeka ve düşünceyi tecrübe etmiş olmayı gerektirir. Dolayısıyla bu iki özellik onun kitaplarının en kuvvetli yönleri.

Ondan bir Ruşen Eşref, Hüseyin Rahmi, Rafik Halit, Ahmet Hamdi Türkçesi beklemek haksızlık olur. O, Türkçeyi kendine has kullanan bu devrin yazarıdır ve Türkçesi kendine hastır.

Aforizma ve ironi

Onun eserlerinde gördüğüm iki önemli özellik var. Aforizmalar ve ironi. Aforizmalarının da ironik ve sarkastik olması onun ciddi bir yazar ve düşünür olarak değerlendirilmesinin önünde engel gibi görünse de kanaatimce asıl ciddiliği onun ciddi görünmemesinde. Nasreddin Hoca ve Bektaşi Baba’sı gibi hakikati hicvin içine koyarak gösterenlerden. Ağırbaşlı cümleler kullanmadan hakikatin aktarılabileceğini göstermek hiç de kolay bir şey olmadığını kalem oynatan herkes bilir.

Üveysî bir münzevî

Bülent Akyürek’i tanımlayacak kavramlardan biri de kanaatimce münzevidir. Onun için derviş, filozof, sanatçı veya kaçak da denilebilir. Münzeviliği hiçbir yere sığamaması, sığmamak için kendince bahaneler bulmasında ve yalnızlığı tercih etmesinde. Ne bir cemaati olmuş ne de bir tarikati. Zaptedilmesi güç bir ruha ve yerinde duramayan bir zekaya sahip olan birinin bir cemaatin veya grubun içine girmesi de pek mümkün değildi.

Akyürek aynı zamanda Üveysi meşrep bir yazar. Bir ustadın dizinin dibinde yetişmemiş, hidayeti başkalarının elinde bulmamış. Her neyi öğrendiyse kendi çabalarıyla öğrenmiş, fark etmiş. Hazır bilgilere konmamış, birilerinin mirası üzerine oturmamış.

O hakikati bir âşık gibi rüyasında bulmuş. Kitaplarda aradığı hakikati ona rüyasında bir aksakallı göstermiş. Aksakallı bir dede, bir parşomen üzerinde yazılı Ankebut suresinin ilk 11 ayetini okur. Daha sonra parşomeni dürer ve dürülmüş parşomen bir sopaya dönüşür. Aksakallı dede o sopa ile Akyürek’i bir güzel döver. Ateist olarak yattığı yataktan bir mümin olarak kalkar.

Bülent Akyürek’i çok etkileyen ve kendisine okunan Ankebut suresinin ilk on bir ayetin sonuncusunu hatırlatmak isterim:

Muhakkak ki Allah, gerçekten iman edenleri de bilir, inanmış gibi görünenleri de bilir.

Bülent Akyürek için artık yapacağı şey belli olmuştur. Gerçekten iman etmiş olanlarla iman etmiş gibi görünenleri birbirinden ayırabilmemize yardımcı olmak. Bize gerçekten iman etmiş olmanın nasıl bir şey olacağını göstermek.

Bülent Akyürek çağımızın insanını insanlıktan çıkartan ve fıtratına ters düştüğüne inandığı düşünce ve davranış kalıplarına yönelttiği eleştirilerinin ölçüsü gerçek mümin olmaktır. İnsanın fıtratından savrulmamasını dert edinmiş, biriktirdiği dertlerini yazarak bizi irşat eden anti-modernist bir yazar olur.

Bülent Akyürek’i insan olmaklığımızı kaybetmememiz için çırpınan bir davetçi, unuttuklarımızı veya unutmak üzere olduklarımızı bize hatırlatmak üzere yel değirmenlerine karşı savaşan bir eren olarak görüyorum.

"Eğer insan, değerinin anlaşılmasını istiyorsa, hayatı boyunca en az bir kez ölmek zorundadır.” Demiş Bülent Akyürek. Onu bu dünyada iken ölmeden önce öldüğünde tanımamıştım maalesef. Âlem-i cemâle rıhletinden sonra tanımak nasip oldu. Allah’tan rahmet diliyorum.




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

İbn Meşiş ve Salâtu’l-Meşîşiyye’si

İbn Meşîş kimdir? Tasavvuf tarihindeki yeri nedir?
Kutbu’l-Mağrip olarak anılmasının sebebi nedir?
Salavat niçin önemlidir? Kimler, neden salavat getirmelidir?
Salâtü’l-Meşîşiyye nedir?
Diğer salavât metinlerinden hangi yönleriyle ayrılır?
Bu metnin ortaya çıktığı tarihsel ve kültürel bağlam
Bu salavâtın özellikle Kuzey Afrika ve tasavvuf geleneğindeki etkisi
Osmanlı coğrafyasında rağbet görmesinin sebebi
Kısa olmasına rağmen neden defalarca şerh edilmesinin sebebi

Ahmet Avni Konuk'un Mesnevi Şerhi

Ahmet Avni Konuk'u klasik Mesnevî şârihleri içinde özel kılan özelliği
Konuk’un Mesnevî Şerhi, şerh geleneğinde diğer şerhlerden farkı
Şerhi yayına hazırlarken izlenen yol ve yöntem
Konuk’un şerh yöntemi
Konuk’un yorumlarında metni genişleten yaklaşımlar
Şerhin öğretici ve inşa edici tarafı
Konuk’un şerhinde öne çıkan temel tasavvufî kavramlar
İbn Arabî etkisi
“Vahdet-i vücûd”, “insan-ı kâmil”, “hakikat-i Muhammediyye” gibi kavramlar
Konuk’un şerhi günümüz insanına hitap ediyor mu? Ediyorsa okurda bir nitelik arıyor mu?
Bu metin, günümüz insanın buhranlarına bir cevap sunabilir mi?
Şerh metni, okuyucunun Mesnevî ile ilişkisini nasıl değiştirir?

ismailgulec.net