Oğlumu doyuramıyorum

- Evladım ne okuyorsun, diye sordum. İyiyim diye cevap verdin. Sorduğum soruya cevap vermeyince dikkatlice baktım. Yüzün de hafif beyaz geldi. Bu sefer hasta felan değilsin değil mi manasına iyisin değil mi, diye sordum. Sen yine çok şükür deyince senin bir rahatsızlığın olduğunu düşündüm.

 

- Çok özür dilerim. İlki dalgınlıktan, ikincisi yanlış anlamaktan. Ben gayet iyiyim efendim.

- Çok sevindim evladım iyi olmana. Okuduğun ne oğlum?

- Mesnevi teyze.

- Onda çok hikaye varmış.

- Var teyze.

- Her duruma uygun hikaye bulabilirmişsin.

- Her durumu bilmem ama birçok duruma uygun hikaye olduğunu biliyorum.

- Bizim gelin torundan şikayetçi. Onunla ilgili hikaye var mıdır?

- Bildiğim torun ve gelin hikayesi yok teyzeciğim.

- Allah Allah. Oysa bana var demişlerdir.

- Merak ettim, nesi var gelininiz ile torununuzun.

- Nesi olacak, burnunun direği düşesice gelinin huysuzluğu olmalı. Zaten oğlumu da mahvetti.

- Ne yaptı gelininiz torununuza.

- Ne yapmadı diyeceksin herhalde.

- Anlamadım.

- Yapamıyor. Bir oğlanı doyuramıyor mendebur karı. Bir de car car konuşur şöyle becerikliyim, böyle maharetliyim diye. Ben onun yaşındayken mahalleyi doyururdum. Hem de bu kadar bolluk yoktu. Marketler dolu, dolaplarda boş yer yok. Hâlâ ben ne yapayım diye soruyor cahil.

- Ben yine anlamadım gelininiz ne yaptı torununuza.

- Oğlum sen beni dinlemiyor musun? Karı beceriksiz, oğlunu doyuramıyor.

- Nasıl yani!

- Dün akşam onlardayım. O anlattı. Torun çok yemek yiyormuş ama her yemeği yemiyormuş. Mutlaka et, kızartma, pilav veya makarna olacakmış. Kocasını hiç düşünmüyormuş oğlunun ne yiyeceğini düşünmekten.

- Öyledir, çocukları oldu mu hanımlar beylerini unutur. Önce can sonra canan.

- Sen de savunma şu kadını.

- Yok niye savunayım. Tanımam bilmem.

- Tanımadığın insanları hiç savunma.

- Peki teyzeciğim savunmam. Gelininizin şikayeti ne?

- Akşam olup oğlunun karnını doyurunca ertesi gün bu çocuğa ne pişireceğim diye düşünmeye başlıyorum diye şikayet ediyor.

- Torun kaç yaşında?

- 15. Daha küçücük. O kadar çocuğu bile doyuramıyor. Oysa ben onun gibi beş tane büyüttüm ve hepsini doyurdum.

- Var.

- Ne var oğlum? İyi misin sen?

- Sormuştun ya bir hikaye var mı Mesnevi’de diye?

- Evet, senin torunla ilgili hikaye de var.

- Sahi mi? Neymiş?

- Okuyorum teyze. Dinleyin lütfen.

Çok ama çok uzaklarda yemyeşil bir ada varmış. Her tarafı otlaklarla, çayırlarla, çimenlerle dolu olan bu adada tek başına bir öküz yaşarmış. Öküz akşama kadar tüm adayı dolaşır, otlanır, irileşir ve semizleşirmiş. Gece olunca da, acaba yarın ne yiyeceğim, diye düşünür, üzüntüden zayıflarmış. Sabah olunca ada yeşillenir, otlar bellere kadar çıkarmış. Gece boyunca düşünceden ve endişeden iyice acıkan inek tekrar otlara saldırır, akşama kadar çatlayıncaya kadar yermiş.

Günleri hep böyle geçermiş. Ama hiç düşünmezmiş, yıllardan beri her sabah kalktığında adanın hep yemyeşil olduğunu ve bir gün olsun aç kalmadığını.

- Sen şimdi bizim torunu öküze mi benzettin? Hayvana benzeteceksen gelini benzetsene.

- Teyze hikaye bu. Torununuzun durumunu açıklayan bir hikaye.

- Yok oğlum, beni kandırmaya çalışma. Bizim gelinin benzediği bir hayvan yok mu şu Mesnevi’de?

- Yok teyze yok. Sizin gelinin benzediği hayvan hikayesi yok. Ama sizin benzediğiniz olabilir.

- Ne diyorsun sen bakim. Terbiyeli ol.

- Ben gayet terbiyeliyim. Zavallı gelin. O yaştaki erkek çocukları çok yemek yer ve anneleri de hep çocuklarının ne yiyeceğini düşünür. Bu gayet normal.

- Sen nerden bileceksin? Gelinin tarafını tutuyorsun zaten.

- Benim de o yaşta bir oğlum ve bizim hanım da aynı dertten muzdarip, ondan biliyorum.

- Kesin akrabasıdır bizim gelinin. Ah nerede bizim eski gelinler! Kıyamet kopar yakında. Suç sende, ne diye anlatırsın tanımadığın herife.

Kadın bir şeyler daha söyledi giderken ama anlamadım ne dediğini. Emin olduğum güzel bir şey söylemediği. Şimdi siz de merak edersiniz Mesnevi’de o kadınının durumunu anlatan hikaye gerçekten var mı, diye. Ne diyeyim şimdi? Var desem anlat dersiniz, yok dersem o zaman niye var dedin kadına, dersiniz. En iyisi susup cevap vermemek.

 

Sükut gibi saadet var mıdır dünyada!





Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Dijital Dünya, Çocuk ve Medyatik Hafıza

Prof. Şentürk’ün söylediği büyük tehlike çok küçük yaşlardan itibaren cep telefonu, televizyon ve sosyal medya gibi mecralarda korku ve şiddet barındıran çocuk anlatıları, sinema, animasyonlar, televizyon, oyunlar ve dijital kültürle karşı karşıya kalan çocukların hafızalarının yanı sıra gerçeklik algılarının, kimliklerinin ve toplumsal aidiyetlerinin olumsuz olarak etkilenmesidir. Prof. Şentürk, medyanın sunduğu kurgulanmış dünyaların, çocuğun içinde yetiştiği aile ve toplumun müşterek hafızası, gelenekleri ve değerleriyle kurduğu bağı zayıflatarak çocukların gerçeklik algısında, kimliklerinin ve psikolojilerinin gelişmesinde giderek daha belirleyici hale geldiğini üzerinde duruyor.

Müslüman Zihin Dünyasının Yeniden İnşâsı

Söz konusu sorunların hâlâ yoğun biçimde tartışılıyor olması ve her düzeyden insanın hâlâ ilgisini çekiyor olması, verilen cevapların ya isabetsiz olduğunu ya yetersiz kaldığını ya da üretilen çözümlerin istenen başarıya ulaşamadığını göstermektedir. O zaman sormak gerekiyor: Neden? Bu programda, “Neden?” sorusuna cevap olmak üzere Prof. Dr. Emin Köktaş, Osmanlı/Türkiye eksenli bir perspektiften hareketle Müslüman toplumların karşı karşıya oldukları sorunlara ilişkin fikirleri, siyasal arayışları ve uygulamaları tartışıyor.

ismailgulec.net