Selamet süslerden kurtulmakta

Sayın hocam,

Yazılarınızı dikkatlice takip ediyorum. Okumadığım yazınız yok diyebilirim. Ay çok sevindim. Hepsi olmasa da içinde başarılı bulduklarım yok değil. Biraz daha gayret ederseniz iyi bir yazar olabileceğinize inanıyorum. Vay alçak, madem o kadar kötü yazıyorum, neden okuyorsun? Bu mektubu son yazınızı okuduktan sonra yazdım. Kaybolur endişesi ile posta ile göndermek istemedim. Sizinle tanışmama vesile olur düşüncesiyle bizzat getirmeye karar verdim. İnsan yazılarını beğenmediği birisiyle neden tanışmak ister? Geldiğimde yerinizde yoktunuz, dışarı çıktığınızı söylediler. Sekreterinizin yerine bakan bir mendebur sizin çok meşgul olduğunuzu söyleyince kimmiş bu mendebur acaba ben de sizi beklemedim ve sekreterinizle birlikte odanıza girip özgeçmiş bırakma bahanesiyle bu mektubu da gizlice masanızın üzerine bıraktım. Neden böyle yaptığımı öğrenince sekreterinizin beni bağışlayacağını ümid ediyorum. Eder, eder, çok iyi niyetli bir kızdır.

Vaktinizi daha fazla almamak ve sabrınızı zorlamamak için konuya girmek isterim. Zorlamazsın. Zaten canım sıkılıyor, bunaldım çalışmaktan, okurum. Son iki yazınızda gelinlerinden biri şikayetçi biri memnun iki kaynana ile konuşmanızı nakletmiştiniz. Son yazınızın sonunda da bir gelin yolumu keserse şaşırmayacağım, demiştiniz. Evet demiştim ve kimi okurlarım da şimdiden sormaya başlamıştı yolunu kesen oldu mu diye. Ben de bir gelinim ve karşınıza çıkamadım ama derdimi bu mektupla anlatacağımı sanıyorum. Aaa, ilk defa başıma geliyor böyle bir şey! Şimdi de mektup mu, yakında e-mail de başlarsa şaşırmayacağım!

Hikayemi mümkün mertebe kısa anlatmaya çalışacağım. İyi olur, babaannenden başlamazsan sevinirim. Henüz yirmimde bile değildim. Gençtim, güzeldim ve iyi bir ailenin tek kızıydım. Hayallerim vardı ve yaşama sevinci ile doluydum. Babam beni kolejlerde okuttu ve üniversiteyi de ülkenin en prestijli üniversitesinde okuyordum. Annem de giyimime kuşamıma dikkat eder, bana güzel görünmek konusunda bildiklerini anlatırdı. Birlikte alışverişe gider, en moda elbiseleri alırdım. Alımlı idim, çalımlı idim. Yanından geçtiğim oğlanların aklını başından alırdım. O yaşlarda oğlanların başlarında akıl olur mu!

Bütün bunları hep sevinerek ve övünerek yapardım. Kız arkadaşlarım beni kıskanırlardı. Benim kadar güzel olanlar istediklerini alıp giyemezlerdi, istediklerini alıp giyenler de benim kadar güzel değildi. Başarılı ve gelecek vaadeden oğlu olanlar da beni annemden istemeye gelirlerdi ama ben hiç evlenecek havada değildim. Hayatımın hep böyle geçeceğini sanıyordum. Geçmedi mi yoksa? Eyvah kızcağızın başına bir şeyler gelmiş galiba.

Beni oğluna almak isteyen bir kadın başkaları istemesin diye hanımların katıldığı bir toplantıda benim hasta olduğumu ve ailemin bunu sakladığını söylemiş. Diğerleri de merak edip acaba hastalığı ne, diye sormuşlar birbirlerine. Biri sara demiş, diğeri hafif aklı kıt demiş. Diğeri aklı kıtsa o üniversiteye nasıl girdi, başka bir şey olmalı deyince bir başkası hak vermiş ve olsa olsa nöbeti olan bir hastalıktır, demiş. Bildikleri tüm hastalıkları saymaya başlamışlar. İşleri güçleri yok kokanaların dedikodu yapıyorlar. Yasaklamak lazım böyle toplantılarda başkalarının kızlarını konuşmayı.

Adım hasta kıza çıktı ve beni gizli gizli araştırmaya başlamışlar. Somut bir şey çıkmayınca bir oğlanı sevdiğimi ve ondan bir çocuk peydahladığımı söylemişler bu defa. Aradan zaman geçip karnım büyümeyince bu sefer kürtaj yaptığımı ortaya atmışlar. Diğerleri vazgeçsin diye oğluna beni almak için hasta olduğumu söyleyen kadın bile inanmaya başlamış. Bütün bunlardan benim de haberim yok, annemin de. Vah vah zavallı kız. Türk filmi gibi olmuş biraz. Hint mi yoksa veya Brezilya dizisi mi, bilemedim. Yarın dizi meraklısı Melahat Hanım’a sorarım, o bilir.

Bu arada babamın işleri rast gitmedi ve işlerini tasfiye etti. Masrafları azaltmak için daha mütevazi bir semte taşındık. Ben de eskisi gibi süslü püslü değildim. Babama daha fazla yük olmamak için okulu bir an önce bitirmeye çalışıyordum. Gözlerim dersten başkasını görmüyordu ama başka gözler de benden başkasını görmüyormuş, nereden bilebilirdim? Ben bunları gördükten sonra bu mütevazi mahallenin mütevazi bir ailesinin terbiyeli ve çalışkan bir oğluyla evlendim.. Çekemediler çocuğu, beni ona layık görmediler. Oysa ne kadar iyi bir çocuktu ve çok iyi bir ailesi vardı.

Evlendikten sonra başım beladan kurtulmadı. Eski mahallenin dedikoduları yeni mahallemizde de peşimizi bırakmadı. Adım kötüye çıktı, başıma gelmeyen kalmadı. Benimle evlenmek isteyenlerin iftiralarından, tacizlerinden kurtulamadım ve kocamla aramı açacak her türlü kötülüğü yaptılar, muvaffak da oldular ama kayın validemin  basireti ve tecrübesi olmasa ne yapardım bilmiyorum. Görmüş geçirmiş bir kadın kayınvalidem. Hem çok iyi hem çok akıllı. Hep şaşırmışımdır okuma yazmayı kızından öğrenen bir kadın nasıl bu kadar bilgili ve görgülü olabilir diye. Bana çok güzel hikayeler anlatırdı. Hikayeleri o an anlamazdım ama daha sonra düşününce ihtiva ettiği hikmeti farkeder ve kalbimden teşekkür ederdim. Okullarda anlatılan türlerden değildi anlattıkları. Neden anlatmazlar okullarda böyle hikayeler? Anlatırlar da o okullarda değil, başka okullarda. Onlar da pek kalmadı maalesef.

Dayanamadım, birgün kayınvalideme bunların neden başıma geldiğini sordum. Bana Mesnevi’deki ‘Tüylerini Yolan Tavus Kuşu Hikayesi’ni anlattı. Meğer her şeyi biliyormuş, ama bilmiyormuş gibi davranıyormuş. Eminim o hikayeyi siz de bilirsiniz. Ben de o tavus gibi yaptım. Süslü ve çekici elbiseler giymeyi bıraktım, güzel görünmek için makyaj yapmaktan vazegeçtim. Kalabalıklara karıştım, kayboldum, farkedilmez oldum ve mutluluğu buldum. Bunu bana evlendikten sonra söyleseydi yapar mıydım, emin değilim. Ama inanarak ve isteyerek yaptım. Üstelik bana bunu hikaye anlatarak yaptırdı. O kadın veli, Allah dostu. Mürşit, senin haberin yok kızım.

Hikayem kısaca böyle. İyi ki kısa anlattım. Uzun anlatsan roman olurdu vallahi.

Bir gelin olarak isteğim ne yat, ne kat, ne araba, ne de dolgun maaşlı bir koca. Çocuklarımı birlikte büyüteceğim kocaman yürekli bir adam ve vücudunun her zerresi merhamet ve sevgi ile dolu bir kayın valide. Gerisi boş.

Hürmetlerimle...

Bir gelin.

Mektup burada bitiyor. Mektubu okur okumaz adı geçen hikayeyi buldum ve okudum. Sizin için aşağıda özetledim.

Kurtuluş süslerden kurtulmakta

Çok güzel ve rengarenk tüyleri olan bir tavus kuşu, kırda tüylerini yoluyordu. O esnada oradan geçmekte olan bir adam tavusu o halde görünce merak edip sordu:

- Ey tavus! Böyle güzel ve parlak tüylerini neden kökünden çekip yoluyorsun? Cânım tüylerini yolup çamurlara atmaya gönlün nasıl razı oluyor? Senin tüylerin o kadar değerli ki kitap okuyanlar onları kitaplarının arasına koyuyor. Birbirinden güzel hanımlar serinlemek için senin tüylerinden yelpaze yapıyorlar. Yoksa sen sana bu güzel tüyleri vereni de mi bilmiyorsun? Sen ise böyle değerli tüylerini yolup yerlere atıyorsun. Neden kendine zulmediyorsun? O kanatları yolma, onlar bir daha yerine yapışmaz. Güzel yüzünü yırtma.

Tavus bu sözleri işitince önce öğüt verenin yüzene baktı, sonra hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Soru soran kimse de sorduğu için pişman oldu, çok üzüldü. Keşke sormasaydım, dedi, onu boşboğazlığımla üzmeseydim. O üzüntülüydü ve ben sorumla onun kederini artırdım, diye hayıflandı.

Tavus ağlamasını tamamladıktan sonra adama dönerek şöyle dedi:

- Git başımdan be adam! Sen renge ve kokuya bağlanmışsın. Bu kanatlar yüzünden her taraftan bana belalar geldiğini görmüyor musun? Merhametsiz avcılar tüylerimden dolayı bana devamlı tuzak kuruyorlar. Okçular tüylerim için bana ok atıp avlamak istiyorlar. Benim ise onlarla baş edecek gücüm yok. Ne avcının tuzağına düşsem kurtulabilirim, ne de bir ok isabet etse çıkartabilirim. Benim için selamet ve kurtuluş, süslerimden kurtulmakta. Bu tüyler benim kendimi beğenme sebebim oldu. Kendini beğenme ise beğenene türlü belalar getirir.

Hikaye bu. Gelinin anlattıklarını okuyunca aklıma Attar’ın bir hikayesi geldi ama yazı daha fazla uzamasın diye onu anlatmayayım. Meraklısı bulsun, okusun.





Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Ezelden Ebede Kudüs: Hz. Peygamber'in Mirac ettiği Kudüs

Kudüs'ün İslam'daki yeri
15:29 Hz. Peygamberimiz (sav) Miraç Gecesi neler yaşadı?
22:10 Kudüs ve Mescid-i Aksa'nın önemi
33:08 Dinler tarihi açısından Kudüs
46:03 Mehmet Akif İnan - Mescid-i Aksa
48:28 Ezelden ebede kutsal şehir: Kudüs
54:15 Hz. Peygamberimizin (sav) Taif duası
1:10:19 Bakara Suresi son iki ayet - İsmail Coşar
1:17:23 Hz. Ömer zamanında Müslümanların Kudüs'ü fethi
1:25:24 Hz. Ömer'in Emannamesi
1:27:48 Osmanlı döneminde Kudüs'te neler yaşandı?

Kısa Kıbrıs Tarihi ve Rehberi

Kıbrıs, Türkiye’ye sadece yetmiş km uzaklıkta, Kuzey sahillerinden Toros dağlarının rahatlıkla görülebileceği kadar Anadolu yarımadasına yakın bir ada. Anadolu’dan kopan bir kara parçası olan Kıbrıs, adeta şehadet parmağıyla İskenderun körfezini işaret ederek “ben buranın bir parçasıyım” demekte.

Türkiye’nin güneyinde, Suriye ve Lübnan’ın batısında, İsrail ve Filistin’in kuzeybatısında, Mısır’ın güneyinde yer alan ve Sicilya ve Sardunya’dan sonra Akdeniz’in en büyük üçüncü adasına, bir zamanlar çok zengin bakır madenleri olduğu için bakırlık anlamında Kıbrıs denilmiş.

Kıbrıs’ta eskiden yalnız dağlar değil ovalar da sık ormanlarla kaplı imiş. Fakat bu ormanlar bir yandan bakır ve gümüş madenlerinin işletilmesi, bir yandan gemi yapımı ve Mısır gibi ağaçsız ülkelere kereste ihracatı yüzünden tahrip olmuş. Üstüne bir de yangınlar ve keçiler gelince ortada orman namına pek bir şey kalmamış.

ismailgulec.net