Kimlerin kurbanı makbul olur?

Bir bayrama daha kavuşuyoruz, kavuştuk. Kavuşturana hamd olsun.

Hali vakti yerinde olanlarımızı kurban heyecanı sardı. Kimi hayvan pazarlarını geziyor, en besili, en güzel ve en ucuz hayvanı arıyor. Varsa ortaklarıyla birlikte kesecekler, paylaşacaklar. Allah kestikleri kurbanı, akıttıkları kanı kabul etsin.

Bir kısmımız, çevremde kurban eti verebileceğim fakir kimse yok, diye bir kısmımız da kurban kesmek ile uğraşmamak için veya kesecek imkanları olmadığı için STK'lara bağışlayacak. İnternet üzerinde hangi kuruluş nerelerde ve kaç paraya kestiğini araştıracak. Allah onların da yaptıkları yardımı ve adlarına kesilen kurbanı kabul etsin.

Bir kısmımız da ki bu kısmımız çok az ve her geçen yıl daha da azalıyor maalesef, kurbanlarını kesecekler ve etlerini çevresinde olsun veya olmasın arayıp Arif Sağlam'ın Cam Çocuk isimli biyografik romanında anlattığı gibi ihtiyaç sahipleri aileleri bulup dağıtacaklar. O aile nasıl mı? O halde merakınızı zail etmek için adı geçen kitaptan ilgili bölümü aktarayım.

Kurban bayramlarında doyasıya et yiyebilirdik. Hele de bayramın ikinci veya üçüncü günü kahvaltı şahane olurdu. Müthiş yoğun bir et kokusuyla uyanırdık. Annem pay olarak getirilmiş etlerin en güzel yerlerini kızartmış olurdu çünkü. Hiç nazlanmadan yataktan kalkar, yüzümüzü bile yıkamadan sofraya geçerdik Mehmet'le. Löp et parçalarını mideye indirirken çıkardığımız tek ses çayın höpürtüsü olurdu. Soluksuz yerdik yani. Ekmeği ise sadece tavada kalan yağı sünnetlemek için kullanırdık. Güzelce tavanın içinde gezdirir, cila niyetine mideye indirirdik onu da. Konuşma faslı ise bundan sonra başlardı. Anlayacağınız bayram, hele de kurban hakikaten bayramdı bize.

Elbette eti sadece kurbanlarda yemiyorduk. Normal zamanlarda da hanemizde tüketiliyordu. Ama sadece tüketiliyordu. Alınması gereken bir proteindi yani, hepsi bu. Çünkü normal zamanlarda eve gelen eser miktardaki et kıyma formuna bürünüp küçük porsiyonlarla yemeklere serpiştirildiğinden tadına ancak varabiliyorduk. Çok az hissediyorduk onu. O yüzden suyuna banıyorduk biz de. Emiyorduk eti yani. Ha ara sıra minik kıyma topları düşmüyor değildi nasibimize. Mesela sulu köfte oluyordu bazen ya da analı kızlı çorbası. O vakitler etle aramızdaki mesafe nipeten kısalıyordu. Vuslata yaklaşıyorduk. Ancak bu hal yetmiyordu bize, Mehmet'e ve bana. Zor uğraşlarla bulduğu altın parçasını kaybetmemek için olanca dikkatiyle hareket eden bir maden işçisi gibi davranmak istemiyorduk çünkü. Ağzımızdaki minik kıyma topunu özenle ezmek değildi hayalini kurduğumuz. Dişlemeyi arzuluyorduk biz. Türk filmlerinde Erol Taş'ın kuzu budunu hunharca yemesi gibi eti parçalamak, ağzımızın içinde gezdirmekti hayalimizi süsleyen. Hissetmek sevdasına düşmüştük Bitmesin istiyorduk bir de. Minik kıyma topunun sindirim sisteminin diğer azalarına gönderilmesiyle bu faslın kapanması ağırımıza gidiyordu. Suya talim nereye kadardı ya Rabbi.

Kurban eti ihtiyaç sahiplerinin kursaklarına ulaştığında da kurban sahibi Allah'a yaklaşmış olacak. Ama böyle kurban kesmek için de Habil gibi samimi olmak lazım, aşk u şevk ile yapmak lazım.

Habil ile Kabil'in kurban hikayesini bilirsiniz. Ben yine de hatırlatayım. Habil ve Kabil'e Allah'a bir hediye, bir çeşit kurban sunmaları istenir. En güzel hediyeyi kim verecek yarışması bir nevi. Kabil bahçe işleriyle uğraşmaktadır, Habil hayvanlarla. Habil sürüsünden en güzel kuzuyu seçer, süsler temizler ve kendisine söylenilen yere bırakır. Kabil ise yerlere dökülen ezik ve çürük meyveleri toplar ve bir sepetin içine koyar, denilen yere bırakır. Ertesi gün gittiklerinde Kabil'in sepeti yerinde dururken kuzunun yerinde olmadığı görülür. Allah Habil'in hediyesini kabul etmiş, Kabil'in hediyesini kabul etmemiştir. Çünkü Habil, sahip olduklarının en güzelini seçmiş ve can u gönülden vermiştir. Hediyesi kabul edilmekle de sevdiğine yaklaşmıştır.

İşin fıkhi tarafını hocalara bırakalım, kurban kimlere farz, hangi hayvanlar kurban olur sorularını cevaplayacak hocalarımız var çok şükür. Ama her ibadet gibi kurbanın da ahlaki ve irfani bir tarafı olduğunu unutmayalım.

Kurbanı kendisi için kesenlerin, sadece parasını verip yükümlülüklerden kurtulanların da kurbanları makbuldür elbet. Ama, hiçbir şekilde yüksünmeden, büyük bir sevinç ve arzu ile kurbanını kesip kaşığına kıyma topu geldiğinde bayram eden çocukları olan aileleri bulup etleri ulaştıranların bayramları en güzel bayram, kurbanlarının de en makbul kurban olduğunu söyleyebilirim.

Unutmayın, çocukların sevinmediği bayramlar bayram değildir.

Kestiğiniz kurbanlar sevdiğinize olan kurbunuzu artırsın duasıyla bayramınız mübarek olsun.





Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

İstanbul Efsaneleri

Her döneme ait bir İstanbul efsanelesi var.

Efsanelerin işlevi
Efsaneleri, şehrin “gayriresmî tarihi” olarak okumak mümkün müdür?
Efsaneler tarihsel hakikati çarpıtır mı, yoksa başka bir tür hakikati mi dile getirir?
Bizans döneminden Osmanlı’ya devrolan efsaneler var mı? Bunlar nasıl dönüşmüştür?
Osmanlı şehir kültüründe efsanelerin yayılma mecraları (tekke, çarşı, saray, mahalle vb.)
Bir “efsane aktarıcısı” olarak Evliya Çelebi
İstanbul’un fethinin efsaneler üzerinden anlatılması bize ne söyler?
İstanbul’da neden özellikle bazı mekânlar efsane üretir?
Kız Kulesi, Ayasofya ve Galata Kulesi gibi yerlerin sürekli efsaneleştirilmesini nasıl açıklarsınız?
Yeraltı mekânları (sarnıçlar, tüneller) neden korku ve gizem efsanelerinin merkezindedir?
Bir mekânın “kutsal” ya da “uğursuz” olarak algılanması zamanla değişebilir mi?
İstanbul efsanelerinde dinî motifler mi, yoksa halk inançları mı daha baskındır?
Cin, tılsım, lanet gibi temalar şehir hayatında nasıl bir işleve sahiptir?
Efsaneler insanları korkutmak için mi, korumak için mi anlatılır?
Bu anlatılar mahalle kültürünü ve toplumsal denetimi nasıl etkiler?
Günümüzde İstanbul efsaneleri hâlâ üretiliyor mu, yoksa sadece tüketiliyor mu?

Avrupa’da Endülüs Bilim Mirası

Endülüs’ten önce İspanya nasıl idi? Endülüs fethedildikten sonra İber yarımadasında ne değişti?
Endülüs medeniyetine bilim nereden geldi ve nasıl gelişti?
Endülüslü alimlerin hepsi burada mı yetişti yoksa başka bölgelerden gelenler de var mıydı?
Müslümanları ve İslam’ı anlatan eserlerden bahsediyorsunuz. Bunların Batı’da İslam ve Müslüman algısına ne tür bir etkisi oldu?
Mozaraplar kimlerdir?
Avrupa’da Endülüs’teki İslam bilimlerine yönelik ilgi ne zaman, nerede ve nasıl başladı?
Toledo Tercümanlar Okulu’nun katkısı ve işlevi neydi?
Arapçadan tercüme edilen eserlerin tercüme süreçleri
Tercümeler hangi konularda ve hangi amaçlarla yapıldı? Kastilya-Leon Kralı X. Alfonso kimdir ve neden bu kadar çok İslam kültürü ve medeniyeti ile ilgilendi? Üniversitelerin kurulmaya başladığı döneme denk geliyor. Üniversitelere etkisine dair bir şeyler söylemek mümkün müdür?

ismailgulec.net