Akademisyenlik ve yabancı dil meselesi

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, doçentlik müracaatında başvuru için istenilen dil puanının yükseltilmesi konusunda akademisyenlerden görüş almak üzere bir çalışma başlattıklarını duyurdu. Gerekçesini "Kurulumuza, doktora eğitimine başlamak için aranan asgari yabancı dil puan şartı 55 iken, doçentlik müracaatında da aynı puan şartının aranmasının nitelik bakımından zâfiyet oluşturduğu şeklinde görüşler gelmekte..." şeklinde açıklamıştı.

Birkaç yıl içinde puan düşürülmüştü. 70 olan dil puanı, önce 65'e, sonra da 55'e düşürüldü. KPDS sınavından alınması istenilen 70'ten YÖKDİL sınavında alınması istenilen 55'e düşürülmesi, dil barajını neredeyse ortadan kaldırmıştı. Bu durum, akademide ciddi rahatsızlık konusu olmaya başladı ve anladığım kadarı ile YÖK de harekete geçti.

Buraya kadar her şey olduğu veya olması gerektiği gibi. Bir karar alırsınız, faydasını görürseniz devam edersiniz, beklediğiniz fayda hâsıl olmaz ise kararı gözden geçirirsiniz. Bu işin bir yönü.

İşin bir diğer yönü ise bir akademisyenin niteliğinin ne olduğu konusudur. Bu konuda kimsenin itiraz etmeyeceği özelliklerden biri, akademisyenlerin çalıştıkları saha ile ilgili bir yabancı dilde yazılmış eseri okuyup anlaması ve istifade edebilmesi gerektiğidir. Dünyanın her tarafında ciddi üniversitelerde çalışan akademisyenler, en az iki dili bilir. Batı Avrupa'nın iyi üniversitelerinde bu sayı, dördün altına düşmez. Bir akademisyen için en az iki yabancı dili biliyor olmak, lisans diplomasına sahip olmak gibi sıradan bir şeydir ve yabancı dil konusu tartışılmaz bile. Dolayısıyla akademisyenlerin çalıştıkları alana bağlı olarak biri İngilizce olmak üzere en az iki dili, kitap ve makaleleri okuyup anlayacak kadar bilmesi gerektiği konusu, üzerinde hemfikir olunan nadir konulardandır.

Dolayısı ile YÖK'ün yapmaya çalıştığı iki bakımdan da normal, hatta geç kalınmış bir çalışmadır.

Sosyal medya müftüleri

Türkiye'de son zamanlarda bir şeyi değiştirmek veya bir konuda bir karar almak o kadar zorlaşmaya başladı ki en sıradan konular bile, her şeyi herkesten çok bilenler tarafından sosyal medyada paylaşılıp konu bambaşka yerlere gidebilmekte. YÖK'ün bu kararı üzerine konu ile ilgisinin ne olduğunu ve ne kadar olduğunu bilmediğimiz birileri, son derece normal ve gerekli olan bir çalışmayı yine eleştiri konusu yapmaya başladı. Hatta tartışmalar mihverinden çıkıp bambaşka noktalara evrildi.

Her ne kadar şair;

Câhile şerh edeyim hakkı diyen ârifler
Sâde çıkmaz çileden hem unutur dînini de

Dese de biz çileden ve dinden çıkmadan sosyal medya üzerinde gördüğümüz bazı eleştirilere bakarak konuyu açıklamaya çalışalım.

1. Bu konu, YÖK'ün işidir ve YÖK, üzerine düşeni yapması gerektiği şekilde yapıyor.

2. YÖK'ün öğretim üyelerine mektup yazarak görüşlerini almak istemesinden doğal bir şey olamaz. Bir karar almadan önce paydaşların görüşünü almak o kararın daha isabetli olmasına yardımcı olacaktır.

3. Dil puanını yükseltmek veya düşürmek, akademik bir iştir ve buna karar vermesi gerekenler de üniversiteler olmalıdır. Her üniversite, kendi durumuna göre puanı belirleyebilir. Doktora ve doçentlik giriş sınavlarını düzenlemek, ne sorulacağını sormak, Sayın Cumhurbaşkanımızın meşgul edileceği konu değildir ve olmamalıdır.

4. 28 Şubat'ta ezilen Anadolu akademisyenleri söylemini artık terk etmeliyiz. Geçen süre içinde haksızlığa uğrayanların mağduriyetleri giderildi. Yabancı dil öğrenme meselesi ile 28 Şubat arasında bir ilgi kurmanın bir anlamı artık kalmadı. Bunu iddia etmek, on seneden beri rektörleri atayanlara bühtanda bulunmak anlamına gelir.

5. Dil barajını geçenleri ya Batıcı ya da fetöcü olmakla suçlamak, dil sınavında yeterli puanı alan akademisyenlere atılmış en büyük iftiradır.

6. Yabancı dil, bir baraj değildir, akademisyen olmanın gereğidir. Böyle bir sınava girmek, üniversitede hoca olmak isteyenlerin çok çalışması gerektiğini, en az bir yabancı dili öğrenmesi gerektiğine işaret eder.

Bir meseleyi de mecrâsından çıkarmadan, taraflarınca sağlıklı bir şekilde tartışamayacak mıyız bu ülkede?

Elbette her konuda geçerli olduğu gibi bu konu da tartışılmalı. Ancak tartışılması gereken konu, sınavın mahiyeti, sınav yapılacak dillerin hangisi olması gerektiği gibi konular olmalı.

Hal böyle iken bizim tartıştığımız konulara bakar mısınız?

Bu ülkede iş yapmak ne kadar zor olmaya başladı. Allah, bu milletin menfaatine iş yapmak isteyenlerin yardımcısı olsun. Âmin.




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Ezelden Ebede Kudüs: Hz. Peygamber'in Mirac ettiği Kudüs

Kudüs'ün İslam'daki yeri
15:29 Hz. Peygamberimiz (sav) Miraç Gecesi neler yaşadı?
22:10 Kudüs ve Mescid-i Aksa'nın önemi
33:08 Dinler tarihi açısından Kudüs
46:03 Mehmet Akif İnan - Mescid-i Aksa
48:28 Ezelden ebede kutsal şehir: Kudüs
54:15 Hz. Peygamberimizin (sav) Taif duası
1:10:19 Bakara Suresi son iki ayet - İsmail Coşar
1:17:23 Hz. Ömer zamanında Müslümanların Kudüs'ü fethi
1:25:24 Hz. Ömer'in Emannamesi
1:27:48 Osmanlı döneminde Kudüs'te neler yaşandı?

Kısa Kıbrıs Tarihi ve Rehberi

Kıbrıs, Türkiye’ye sadece yetmiş km uzaklıkta, Kuzey sahillerinden Toros dağlarının rahatlıkla görülebileceği kadar Anadolu yarımadasına yakın bir ada. Anadolu’dan kopan bir kara parçası olan Kıbrıs, adeta şehadet parmağıyla İskenderun körfezini işaret ederek “ben buranın bir parçasıyım” demekte.

Türkiye’nin güneyinde, Suriye ve Lübnan’ın batısında, İsrail ve Filistin’in kuzeybatısında, Mısır’ın güneyinde yer alan ve Sicilya ve Sardunya’dan sonra Akdeniz’in en büyük üçüncü adasına, bir zamanlar çok zengin bakır madenleri olduğu için bakırlık anlamında Kıbrıs denilmiş.

Kıbrıs’ta eskiden yalnız dağlar değil ovalar da sık ormanlarla kaplı imiş. Fakat bu ormanlar bir yandan bakır ve gümüş madenlerinin işletilmesi, bir yandan gemi yapımı ve Mısır gibi ağaçsız ülkelere kereste ihracatı yüzünden tahrip olmuş. Üstüne bir de yangınlar ve keçiler gelince ortada orman namına pek bir şey kalmamış.

ismailgulec.net