Hamdî ve Naatları

[İsmail Güleç, "Hamdî ve Na'tları", Yedi İklim Edebiyat, Kültür, Sanat Aylık Dergi, 194 (Mayıs 2006), s. 183- 187.]

Son devir tefsir ve fıkıh alimlerinden Ahmet Hamdi Serbest 1864'te İskilip'in Ulaştepe mahallesinde doğdu. Babası Serbestzâde Hasan Efendidir. İlk öğrenimine İskilip Hacı Nuh Mektebinde başladı. Rüşdiyeyi de aynı yerde bitirdi. Daha sonra İskilip Tabakhane Medresesine devam etti. Kastamonu'da hocası Ballıklızâde Hafız Ahmed Mâhir Efendiden (ö. 1925) icâzet aldı. Medrese tahsilinden sonra İskilip Belediyesinde memur olarak çalışmaya başladı. Daha sonra sırasıyla, Kastamonu, İskilip, Araç ve Taşköprü'de, görevi toprak mahsullerinden alınan vergileri toplamak olan âşâr memurluğu yaptı. Devletin gelirlerini toplamak ve hesap etmekle ilgili mal müdürlüğü, muhasebecilik ve defterdarlık görevlerinde bulundu. Kastamonu'da görevi esnasında evlendi ve bu evlilikten bir oğlu oldu. Konya defterdârlığından emekli olduktan sonra memleketi İskilip'e döndü.

Emekliliği sırasında bir müddet Süleymaniye ve Fatih Medreselerinde tefsir ve fıkıh dersleri okuttu. İstiklal Savaşı sırasında tekrar memuriyet hayatına döndü ve düşmandan alınan ganimetleri belirleyen Ganâim-i Harbiye Komisyonu Reisliğine tayin edildi. Savaştan sonra Konya Tasfiye Komisyonu reisliğine getirildi. Daha sonra Maliye teftiş grup başkanı sıfatıyla Gümüşhane'de görev yaparken 1926'da yaş haddinden ikinci defa emekli oldu.

Emekliliği esnasında, Kadı Beydavî tefsirinin tercümesini yapmış ve bu tercümenin ilk üç defterini tebyîzini bitirdiğinde gözleri yüksek tansiyondan dolayı kapanmıştı. Ahmet Hamdî, gözlerinin kapanmasından kısa bir süre sonra 2 Mayıs 1939'da İskilip'te vefat etti. Memuriyetindeki başarılı çalışmalarından dolayı Osmanlı döneminde kendisine 1907'de üçüncü rütbeden Mecîdî Nişânı verilmiş ve Sultan II. Abdülhamid'in özel iltifatlarına mazhar olmuştur.

Aynı zamanda şair olan Ahmet Efendi'nin Hamdî mahlasıyla yazdığı şiirlerini divanında bir araya getirmiştir. Mansûr Beyrûtî mahlasıyla da Hiciv-nâme isimli bir manzumesi vardır. Bazı şiirleri de 1935 yılında Çorum gazetesinde yayınlanmıştır. Arapça, Farsça ve Fransızca bilen Ahmet Hamdi tefsir ve edebiyat sahasındaki çalışmalarıyla tanınmıştır.

Ahmed Hamdî'nin; tefsir, fıkıh, hadis ve Arap dili ve edebiyatı konularında yazılmış bir kısmı basılmış olan 11 eseri vardır.

Ahmed Hamdi, XX. yüzyılın klasik tarzda şiir yazan şairlerindendir. Ahmet Hamdî, eserlerinden de anlaşılacağı gibi İslam hukuku, özellikle zekat bahsinde uzmanlaşmış bir alimdir. Onun şiirlerinde, yaşadığı dönemi ve dini terimlerle karşılaşmamızın nedeni de onun bu özelliği olmalıdır.

Hamdî'nin şiirlerine baktığımızda, işlediği konulara göre kabaca üç kısma ayırabiliriz. Tasavvuf ve ahlak, devrinden şikayet ve nimetini gördüğü şahıslara yazdığı methiye ile klasik üslupta yazılan şiirler. Bunlar arasında tasavvuf ve ahlakî tarzdaki şiirlerinin klasik tarzdakilere göre daha kuvvetli olduğu görülmektedir.

Hamdî, Divân'ına, geleneğe uygun bir şekilde bir münâcâtla başlamıştır. Onu naatlar takip etmiş ve devrinden şikayet ettiği ve aksaklıkları dile getirdiği bendlerle divanı devam etmiştir. Gazeller ise onun her üç konuda da örneklerine rastladığımız şiirleridir. Divan, Konya'ya gittiğinde yazdığı iki kıta ile sonra ermektedir.

Hamdî'nin Divân'ında naatların çokluğu dikkat çekmektedir. Bu ondaki peygamber sevgisinin üst düzeyde olduğunu göstermektedir.

Divan'daki ilk terkîb-bend, Hamdî'nin tasavvuf görüşleri hakkında ipuçları vermektedir. Hamdî, şiirlerine göre rind-meşreptir ve cezbe ehli bir mutasavvıf edasıyla şiirini yazmıştır. Ona göre tasavvuf; Hakk'ı bilmektir. Gerisi boş gayrettir. Şiirlerinde tenkit ettiği kimseler arasında vaiz ilk sırada yer alır. Bunların yanında

Melâmîlikte Hamdî-zâr kamu pervâdan el çektim (Gazel 67/10)

Mısraından da Melâmî-meşrep olduğunu anlıyoruz. Ayrıca;

Sûfi bize hor bakma ki biz ehl-i safâyız

Rindâne reviş kudve-i erbâb-ı vefâyız (Terkîb-bend, 1)

Başlayan terkîb-bendi onun bu konudaki görüşlerini yansıtmaktadır. Bununla birlikte o;

Terk eyleme ömrüñde sakın savm u salâtı

Mâlıñ var ise eyle edâ hacc u zekâtı (Terci-bend, 4)

Beytinde ve daha bir çok yerde de görüldüğü gibi kayıttan âzâde biri değildir.

Müseddesinde ise, içine düşülen toplumsal buhranın sebepleri arasında dinden ayrılmayı göstermesi dikkati çeken bir durumdur. Ahmet Hamdî'nin şiirlerinde dinî bilgisi kendisini hemen fark ettirir. Şu beyit bu duruma güzel bir örnektir:

Ol zamân Vâhid u Kahhâr buyurur ki "li-meni'l-mülk"

Olur iclâl ile "lillah" cevâbı sâdır (Gazel, 32/6)

Vâhid ve Kahhâr kelimeleri, Mümin suresinin 16. ayetinde "li-meni'l-mülk" ifadesinden önce geçmektedir. Beyitte vezni bozmadan aynı anlamda Allah'ın (c.c.) bir çok ismi kullanılabilecekken, ayetin başında geçen bu iki ismi tercih etmesi, ikinci mısrada da sorunun cevabını yine aynı ayetten vermesi onun Kur'ân'ı iyi bir şekilde bildiğini göstermektedir.

Ahmet Hamdi'nin şiirlerinden, özellikle Hz. Hüseyin'in Kerbelâ'da şehit edildiği olayı anlattığı mersiyesinden, onun ehl-i beyt muhibbi olduğunu anlıyoruz. Bir başka yerde de;

Eyle Hamdî kuluñu âl-i resûle makrûn (Mersiye 7. bend)

Diyerek kendisini Resûlün ailesine yakın olmasını istemektedir. Bununla birlikte, Hanefî mezhebinden olduğunu söylemesinden ve Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman'ın isimlerini şiirlerinde zikretmesinden onun ehl-i beyit sevgisinin mutedil olduğunu ve aşırılığa kaçmadığını söyleyebiliriz.

Allah'a (c.c.) münacat ve resülüne naat ile Hz. Hüseyin mersiyesini yazan Hamdî'nin Dîvân'ında, dinimizi öven, güzel ahlak ve tasavvufî konulardaki şiirlerinin yanında klasik tarzda da şiirleri bulunmaktadır. Divan'da;

Meyl edip kendi gibi bir gül-i mümtâza hemân

Gülbin-i pâkine sular gibi akdı bir şûh (Gazel 19/3)

Veya;

Kavs-i kazâya beñzer kâşı kemânı yâriñ

Sînemde tîr-i müjgân oldu fikâre bâis (Gazel 13/4)

Gibi örneklere sıkça rastlayabiliriz. Onun şiirlerinde, klasik şiirin önemli mazmunlarından olan; la'l, leb, ok, keman, kamet, aşık, sevgili vb. ile ilgili teşbih unsurları sıkça geçmektedir.

Bunun yanında; ihtiyaç, kanaat, dünya hayatının aldatıcılığı, gönül gibi ahlakî konularda da yazılmış şiirlerine rastlamaktayız. Edeb redifli gazelinde, edebi örfümüzde ve tasavvuftaki yerini çok açık bir şekilde belirtmiş ve öneminin üstünde durmuştur.

Hamdî gezdiği veya bulunduğu yerler hakkında da şiirler yazmıştır. Ereğli için yazdığı şiirde Ereğli'yi ve halkını övmektedir. Bartın için yazdığı şiirde de coğrafyayı överken halkı dinden uzaklaştığı için eleştirmektedir. İki defa geldiği Konya'da Mevlana'yı ziyaretinde yazdığı iki kıta ise onun Mevlâna'yı sevdiğini göstermektedir.

Kısaca özetleyecek olursak; Hamdî, XX. yüzyılda, klasik şiirimizin etkisinde şiirler yazan, devrinin olaylarına kayıtsız kalmayan ve görüşlerini şiirleri yoluyla açıklayan, ülkenin sorunlarına, toplumun dertlerine ve fertlerin sıkıntılarının nedenlerini ve çözüm yollarını dizelerle dile getiren, dönemi ve kendi hakkında bilgiler bulabileceğimiz bir şairdir.

NAATLAR

1

Mefâ'îlün mefâ'îlün mefâ'îlün mefâ'îlün
.--- / .--- / .--- / .---

Nevâl-i re'fetiñ rûha gıdâdır yâ Resûlallah
Kemâl-i şefkatiñ derde devâdır yâ Resûlallah

Seni Hakk "rahmeten li'l-'âlemin" gönderdi bu güne
'İnâyet, mekremet senden 'atâdır yâ Resûlallah

Zihî envâr-ı lâhûtiyye ki zât-ı Hümâyûnuñ
'Aceb 'âyîne-i zât-ı Hüdâ'dır yâ Resûlallah

Şefî'ü'l-müznibîn sensiñ efendim rûz-ı mahşerde
Şefâ'at şânına ancak sezâdır yâ Resûlallah

Gubâr-ı âsitânıñ ey şeh-i zîbende-i "levlâk"
'Uyûn-ı iştiyâka sürme-sâdır yâ Resûlallah

Yolunda ihtiyâr-ı zahmet-i râhî de bir şey mi
Fedâ-yı nakd-i cân etsem revâdır yâ Resûlallah

Mübârek ravza-i pâkine arz-ı ihtiyâcâtım
Saña subh ü mesâ cilve-nümâdır yâ Resûlallah

Hemîşe feyz-i rûhâniyyetinden eyler istimdâd
Kuluñ Hamdî kapıñda bir gedâdır yâ Resûlallah



2

Fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilün
..-- / ..-- / ..-- / ..-



Ey meh-i Yesrib ü Batha vü Resûl-i Kureyşî
Ey risâlet evcinin şa'şa'a-pîrâ güneşi

Cevher-i zâtıñı mümtâz yaratdı Hâlık
Kılmadı bir kesî işrâkde o nûruñ eşi

Çok mudur zâtıña bu rütbe-i güzîde-i bi'set
Pertev-i feyz-i tecellîdir onuñ perverişi

Ey şeh-i hayl-ı rüsül bâ'is-i ekvânsıñ sen
Saña hâs kıldı Hüdâ bu şeref-i zî-düşeşi

Kıldı âyîne-i envâr-ı cemâl-i Mevlâ
Lütf-i tebcîl ile sen gibi bir mâh-veşi

Feyz-i irşâdıyla ey matla'-ı envâr-ı hüdâ
Nûra gark etmişken hıtta-i Rûm u Habeş'i

Allah Allah ne 'acebdir ki Ebu Cehl-i zemân
Olurlar bu gibi âyât-ı Hakk'ıñ ta'ne-keşi

K?bil-i sırr u ihfâ mı sanırlar âyâ
O gibi mağlatalarla bu hak?kat güneşi

Bu kabîl safsata-perdâz-ı zemânı Hamdî
Doğruca nâr-ı cehîme götürür bu revîşi



3

Mefâ'îlün mefâ'îlün mefâ'îlün mefâ'îlün
.--- / .--- / .--- / .---

Cemâliñ çünkü mir'ât-ı Hüdâ'dır yâ Resûlallah
Kemâliñ gevher-i kân-ı Hüdâ'dır yâ Resûlallah

Hayât-ı câvidânî bahş eder her mürde-i kalbe
Ki feyz-i himmetiñ i'câz-nümâdır yâ Resûlallah

Bu 'âciz ümmetin hep mülhidîniñ zîr-i kahrında
Ezilsin mî hemîşe nâ-revâdır yâ Resûlallah

Eğerçi bu netîce cürmümüz Hakk'ıñ cezâsıdır
Şefâ'at mücrime ancak sezâdır yâ Resûlallah

'İnâyetle yetiş imdâdına ey mefhar-ı 'âlem
Cenabıñ menba'-ı lütf u 'atâdır yâ Resûlallah

Seniñ ünvân-ı fahriñ "rahmeten li'l-'âlemîn" olmuş
Anınçün re'fetiñ ibzâl becâdır yâ Resûlallah

Huzûra sad-salât ile selâm ithâf edip Hamdî
Niyâzı hazretiñden bir devâdır yâ Resûlallah



4

Mefâ'îlün mefâ'îlün mefâ'îlün mefâ'îlün
.--- / .--- / .--- / .---

Vücûduñ 'âlemîne mahz-ı rahmet yâ Resûlallah
Şühûduñ servi-i bâğ-ı risâlet yâ Resûlallah

Sen ol bâdî-i eflâk-i şeh-i kişver-i "levlâk"sın
Kaddiñle zîb u fer buldu bu hil'at yâ Resûlallah

Yüzüñ 'âyîne-i nûr-ı cemâl-i Rabb-i izzetdir
Sözüñ lü'lü-i esdâf-ı hak?kat yâ Resûlallah

Visâl-i kurb-gâh-ı "k?be kavseyn" sırr-ı "ev ednâ"
Sana mahsûs bir 'âlî fazîlet yâ Resûlallah

Nübüvvet sende hatm oldu kemâl ü 'izz ü ikbâlle
Verildi zâtıña ancak siyâdet yâ Resûlallah

Ferâmûş etme Hamdî bendeni rûz-ı kıyâmetde
Şefî'siñ şânına lâyık şefâ'at yâ Resûlallah



5

Mefâ'îlün mefâ'îlün mefâ'îlün mefâ'îlün
.--- / .--- / .--- / .---

Muhammed'den diğer yokdur erişmiş "k?be kavseyn"e
Gürûh-ı enbiyâdan girmemiş bir ferd o mâbeyne

Harem-gâh-ı visâle Ahmed'i da'vet edip Mevlâ
O halvet oldu mahsûs cümleden sultân-ı kevneyne

Kudûm-ı pâkini takbîl ile hep melâ'-i a'la
Gubâr-ı na'lini kehlü'l-basar kıldılar 'ayneyne

Rikâb-dârı iken tâ sidreye dek Hazret-i Cibrîl
Zuhûr-ı sırr-ı bî-rengi nihâyet verdi isneyne

Riyâz-ı lâ-mekânı öyle seyrân etdi ki ferdâ
Tecellî-i cemâl-i Kibriyâ nûr saldı lahzeyne

Gözümde tütmede tûtyâ gibi çokdan beri el-hak
Cebîn-sâ-yı sa'âdet olmak estâr-ı şerîfeyne

Yanarım haşre dek nâr-ı firâkıyla ânıñ billah
Ziyâret etmeden Hamdî ölürsem şâh-ı kevneyne



6

Mefâ'îlün mefâ'îlün mefâ'îlün mefâ'îlün
.--- / .--- / .--- / .---

Efendim başka bir şanda sefîr-i âsumânîsiñ
Gürûh-ı enbiyânıñ mefhar-ı sâhib-kırânısıñ

Hidîvâ olduğuñçün akl-ı küll mebnâ-yı fıtratda
'Ulûm-ı evvelîn ü âhirîniñ râz-dânısıñ

Revâdır gül dehânıñdan saçılsa dürr ü hikmetler
Ki şâhâ sen lisânü'l-gayb-ı Hakk'ın tercümânısıñ

Cihânı nûra gark etdiñ ziyâ-yı ilm ü 'irfânla
Semâ-yı ıstıfânıñ çünkü mihr-i şa'şa'ânısıñ

O rütbe hârika gûyâ ne ki gül-zâr-ı i'câzda
Belâgat bâğınıñ bir andelîb-i câvidânısıñ

Bütün ma'na-yı hüsnü cem' edip ruhsâr-ı zâtıñda
Şehâ şehr-i melâhat şehr-yâr-ı dil-sitânısıñ

Cemâlin olduğuyçün cilve-gâh-ı pertev-i tevhîd
Tecellî-i cemâlu'l-laha mir'ât-ı yegânîsiñ

Riyâz-ı leyle-i isrâ mak?m-ı kurb-ı "ev ednâ"
Sefer-gâhında sen refref-süvâr-ı lâ-mekânîsiñ

Sezâdır gıbta etse kudsiyân bu devlete zîrâ
Bezm-gâh-ı visâliñ ser-firâz-ı 'âlî-şânısıñ

Kemâlât-ı hümâyûnuna her zî-akl hayrandır
Ki sen bir cevher-i kudsî-i lâhût-i nişânîsiñ

Şeref verdiñ risâlet evcine bu feyz ü rif'atle
Zîhî 'âlî-nijâd ki mazhar-ı seb'a'l-mesânîsiñ

Mütâf-ı kudsiyândır âsitânıñ ey şeh-i "levlâk"
Ki mescûd-ı melâik kıble-i kerûbiyânîsiñ

Bütün peygamberân ü enfüsî-gûyân olduğu hengâm
Cenâbıñ ehl-i imânıñ şefî'-i âsiyânısıñ

O deñli zî-'alâdır ki felekde kadr-i mümtâzıñ
Saña Allah demem lâkin bize Mevlâ-yı sânîsiñ

Nasıl k?dir olur medhe kulun Hamdî seni zîrâ
Ki sen memdûh-ı rabbü'l-'izze şâh-ı bî-müdânîsiñ



7

Fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün

-.-- / -.-- / -.-- / -.--

Ey şefî'a'l-müznibîn ey "rahmeten li'l-'âlemîn"

Eylemişdir Hakk Te'âlâ lütf-i bî-pâyân saña

Nâtık-ı vahy-i mübînsiñ yâr-ı Cibrîl-i emîn

Gökdeñ indi şânıñı tebcîl için Kur'ân saña

Mu'cizât-ı bâhireñ tutdu ser-â-ser 'âlemi

'Arş u ferş, levh u kalem olmakdadır bürhân saña

Etdiñ engüşt-i işâretle mehi sen iki şakk

Yâ Resulallah yetişmez mi bu rütbe-i şân saña

Ey imâme'l-enbiyâ, şâh-ı gürûh-ı asfiyâ

İns ü cin cümle melâik etdiler imân saña

Çâr-yâriñdir Ebu Bekr ü 'Ömer 'Osmân 'Ali

Sâir ashâb da birer kevkeb-i tâbân saña

Ravza-i pâkine her subh ü mesâ ola revân

Sad hezâr tasliye vü teslîm armağân saña

Hamdî'yi etme şefâ'atden cüdâ ol günde kim

İste yâ Ahmed diye fermân ede Rahman saña



8

Fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün
-.-- / -.-- / -.-- /-.-

Sensiñ ol kân-ı inâyet yâ Habîb-i Kibriyâ
Bedr-i minhâc-ı hidâyet yâ Habîb-i Kibriyâ

Olmasa zâtıñ gelir miydi vücûda nüh felek
Senden oldu bu kerâmet yâ Habîb-i Kibriyâ

Âfitâbıñ revnakı tâb-ı ruhuñdan muktebes
Perçemiñ âb-ı sa'âdet yâ Habîb-i Kibriyâ

Çarha girmiş derd-i aşkıñla semavât ü zemîn
Devr eder pervâne seyret yâ Habîb-i Kibriyâ

Kâ'be-i 'irfânınıñ der-bânı hayl-ı enbiyâ
Sensiñ ol fahr-i risâlet yâ Habîb-i Kibriyâ

Olduñ izzetle şehâ refref-süvâr-ı lâ-mekân
Kaddiñe mahsûs bu hil'at yâ Habîb-i Kibriyâ

Bir gedâdır bâb-ı ihsânıñda Hâtem mutlak?
Cûduña yokdur nihâyet yâ Habîb-i Kibriyâ

Nîce olmaz ümmetiñ sâyeñde şâhım bahtiyâr
Zâtıñ 'âlemlere rahmet yâ Habîb-i Kibriyâ

Hamdî bendeñ rûz-ı mahşerde ferâmûş eyleme
Beklerim senden şefâ'at yâ Habîb-i Kibriyâ



9

Fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün
-.-- / -.--- / -.-- / -.-

Sensiñ ol kân-ı şefâ'at yâ Muhammed Mustafâ
Kıl beñi kendine ümmet yâ Muhammed Mustafâ

Dü cihânıñ sürûrusuñ ins ü cinniñ rehberi
Sendedir mühr-i nübüvvet yâ Muhammed Mustafâ

Hâk-pâyiñ tûtîyâ-yı çeşm-i cân ey şâh-ı dîn
Ver baña nûr-ı basîret yâ Muhammed Mustafâ

Kevn seniñ devrân seniñ hem ravza-ı rıdvân seniñ
Sendedir miftâh-ı cennet yâ Muhammed Mustafâ

'Âşık?n-ı Ka'be-i kûyuñ sefer kasdındadır
Etmeğe ravzañ ziyâret yâ Muhammed Mustafâ

Rûz-ı mahşerde ferâmûş etme Hamdî bendeñi
Nezd-i Hak'da kıl şefâ'at yâ Muhammed Mustafâ

1 El-Muhkem fi Şerhi'l-Hikem isimli Füsûs şerhi vardır. (İstanbul, Ahmed İhsan ve Şürekası Mat., 1905)

2 Mehmed Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü I, (İstanbul, MEB, 1993), s. 96.

3 Mehmed Zeki Pakalın, a. g. e., s. 643.

4 Sultan Abdülmecîd zamanında ihdâs oldunduğu için onun ismiyle anılır. 6 rütbesi vardır. (Midhat Sertoğlu, Osmanlı Tarih Lügati, İstanbul, Enderun, 1986, s. 212.)

5 Eserlerinin ayrıntılı listesi için bk. Serbestzâde Ahmed Hamdî İskilibî, Divân-ı Hamdî, haz. İsmail Güleç, (İstanbul, Pan 2004) s. XI-XII.

6 Serbestzâde Ahmed Hamdî İskilibî, a.g.e., s. 2-8.

7 Enbiyâ, 107: "Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik" ayet-i kerimesinin "alemlere rahmet" bölümü.

8 "Levlâke levlâke lemâ halaktü'l-eflâke" Sen olmasaydın, sen olmasaydın yeri göğü yaratmazdım, mealindeki kutsi hadisten alınmış Hz. Peygamber'e hitap.

* Yazma nüshada bu kelimenin yanında "okunamadı" kaydı vardır.

9 Enbiya 107: Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik.

10 Necm, 9: İki yay aralığı kadar, hatta daha da yakın bir mesafe. (Hz. Peygamber'in Miraç gecesi Allah'a çok yaklaştığını anlatan bir ifadedir.)




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Akademi

Akademik çalışma, tez, makale ve sunumlarımı görebileceğiniz sayfadır...

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Hiç değil feryâdıma sırrım uzak,
Nerde bir göz, nerde bir candan kulak!

Sır Hz. Mevlana’nın latif ruhları, nale ve feryad İlahî sırlar ve Rabbanî hakikatlere dair sözler. Göz ve kulak bedenimizdeki göz ve kulaktır.

Mevlana hazretleri “benim sırrım, benim feryad u figanımdan ayrı değildir. Ancak onu duyacak kulak görecek göz yok” buyuruyor. Demek ki gözümüzün önünde cereyan ettiği halde göremediğimiz bazı hakikatler var.

Ney nasıl neyzenin ağzından çıkan nefesi sese dönüştürüyor ise sırrım da feryad ve figana dönüştürüyor. Neyzenin nefesi nasıl sesin içinde ise benim sırrım da feryadımda saklı.

Mesnevi Dersleri 5 ve 6. Beyitler

Men be-her cem’iyyetî nâlân şodem
Coft bed-hâlân u hûş-hâlân şodem

Ağladım her yerde hep ah eyledim.
Gördüğüm her kul için ‘dostum’ dedim.

İkinci mısra ilk mısrayı açıklamaktadır. Bed-hâl şehvet ve hevesine düşkün olanlar, hoş-hâl ise zühd ve takva ehlidir. Bed-hâl olanlar çok olduğu için önce söylendi.

Beytin manası şöyledir: Ben her cemiyette, şehvet ve nefsine düşkün olanların da, zühd ve takva sahibi olanların da meclisinde ağladım, inledim. Yani onlarla oturup kalktım. Bu oturup kalkma onlarla birlikte onların yaptıkları işi yaptım olarak da anlaşılır, onlarla birlikte oturdum, bana geldiler şeklinde de anlaşılabilir.

ismailgulec.net