Özgeçmiş
...
Elime alır almaz bir çırpıda zevkle okuduğum eser geleneksel anlatı türlerinden izler taşıdığını belirtmeliyim. Yunus Emre hakkında anlatılan her türlü menkıbe ve anekdot kitapta yer alıyor. Belli ki yazar, kitabını yazmadan önce bir çok kitabı okumuş adeta ince bir dantela örer gibi kelimeleri özenle seçerek kullanarak ortaya oldukça başarılı bir metin çıkarmış. Yazar kelimelerle de oynamayı seviyor. Kelimeleri seçerken özen gösterdiği çok net bir şekilde görülüyor:
Doğruluktan değil, duruluktan gelir.
Körlük, nankörlüktür.
Marifet nefsi silmek değil, nefsi bilmektir.
Nefes nefsi artırır.
Cinas ve iştikak sanatlarını başarılı bir şekilde kullandığı bu tür örnekler oldukça fazla. Bu yönüyle her türlü takdiri hakediyor.
İskender Pala’yı biz sadece romanlarından değil, aynı zamanda klasik edebiyatımızı açıklayan kitaplarından da tanıyoruz. Onun ¨Divan şiirini sevdiren adam¨ ünvanını alması boşuna değil. Bu romanda da yazarın Divan şiiri bilgisini hemen farkediyoruz. Şiir hakkında söylenmiş ayetlerden bahsederken sanki bir divanın dibacesini okur gibi hissettim kendimi. Onun Divan şiiri bilgisinin kitaba ayrı bir zenginlik kattığını ilave etmeliyim.
Bir romancı olarak İskender Pala’nın diğer romanlarında da gördüğüm bir özelliği yeri geldikçe ansiklopedik ve tarihi bilgi vermesi. Bu romanda da bu özelliği görüyoruz. Romanda tarih, edebiyat ve kültür ile ilgili o kadar bilgi var ki herhalde bir akademisyenin yazdığı roman böyle oluyor diye düşündüm. Kitapta tarihi şahsiyetler ve onların anekdotları da var. Bu anekdotlar okurun işini kolaylaştırıyor. Kitaba bir revnak kattığı doğru. Ancak okuru roman okuduğu hissinden uzaklaştırma ihtimalini de burada göz önünde bulundurmalıyım.
Yunus’un sıkıntılı ve zor geçen günlerden sonra karısı Sitare ile konuşmasını okurken, yazarın İki Darbe Arasında kitabını da bilen birisi olarak acaba kendi hanımıyla mı görüşüyor diye düşünmeden edemedim. O kadar canlı tasvir ediyordu ki ancak başından geçen birisi böyle yazabilir diye düşündüm.
Romanda Yunus’un karısına olan aşkınun üzerinde çok duruluyor. Bunun sebebi hakika aşka geçmek için mecazi bir aşka ihtiyaş duyulması. Leyla ile Mecnun’u yazmış birisi yer yer onu andıracak şekilde Yunus’un karısına olan aşkını çok başarılı bir şekilde anlatıyor.
Sitare’nin babası ölüm döşeğinde iken Yunus’a bir şeyler söyler. Bu söylediklerinin bir kısmı ölüm döşeğinde birisinin söyleyeceği sözlere pek benzemiyor. Burada biraz zorlama olduğunu düşünüyorum.
Hacı Bektaş ziyaretinde yaptığı pazarlık ve Hacı Bektaş’ın nefeslerini kabul etmemesi ve kabul etmediği nefes sayısı kadar canın köyünde öldürülmesi arasındaki ilişkisini bir anlatma becerisi olarak hoş bulmakla beraber Hacı Bektaş’ı, elinden geldiği halde masum insanları korumaması gibi bir sonucu çıkarması bakımından da sakıncalı bulduğumu belirtmek isterim.
Romanda dikkat çekici ve kendinden sonraki yazılacak metinlere de ulaşacak olan isimlendirmeler var. Hacı Bektaş’a Tebessüm Sultan ismini vermesini çok beğendiğimi söylemeliyim.
Yazarın çok öznel ifadelerde bulunması, Mesnevi’den bahsederken ne derece güzel bir kitap olduğunu söylemesi gibi, roman okuyucularına pek fazla bir şey vermiyor.
İşkence masasında Samuel’in Allah’ın varlığı hakkında sorgulayıcı tarzda konuşması üzerine okurun kafasının karışmaması için olacak hemen işkence görenlerin bedenleri üzerinden yaptığı şu yorum okurun imanını koruyor.
Parçalanan kaslarındaki girift yapıyı, vücut denilen insan varlığının mükemmel tasarımını inceledikçe bir yaratıcının olması gerektiği neticesini çıkarmıyor değilim.
Aynı şekilde en can yakıcı işkence aletine en çok dayananların sırasıyla Müslümanlar, Rumlar ve Acemler olduğunu söylerken yine mensubu bulunduğu milleti biraz kayırmış hissini veriyor. Oysa roman okuru bunu yazarın ağzından açık bir şekilde işitmek yerine, hissetmeyi tercih eder.
Sonuç olarak Od’u beğendiğimi, dilini ve üslübunu çok takdir ettiğimi belirtmeliyim. Yunus Emre’yi tanımak, hayatı hakkında bilgi sahibi olmak isteyen herkese kitabı tavsiye ediyorum. Lise ve üniversite öğrencilerinin mutlaka okumaları gerektiğini de ilave etmeliyim.
İsmail GÜLEÇ
...
Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.
Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.
Youtube videolarını izleyebileceğiniz, A'mâk-ı Hayal Sohbetleri, Kültürümüzde Şiir ve Mûsikî (TRT Radyo), Enderun Sohbetleri (Vav Radyo), Enderun Sohbetleri (Vav TV) ve Mürekkep Damlaları (Vav Radyo)'ni dinleyebileceğiniz sayfadır.
Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...
Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.
İbn Meşîş kimdir? Tasavvuf tarihindeki yeri nedir?
Kutbu’l-Mağrip olarak anılmasının sebebi nedir?
Salavat niçin önemlidir? Kimler, neden salavat getirmelidir?
Salâtü’l-Meşîşiyye nedir?
Diğer salavât metinlerinden hangi yönleriyle ayrılır?
Bu metnin ortaya çıktığı tarihsel ve kültürel bağlam
Bu salavâtın özellikle Kuzey Afrika ve tasavvuf geleneğindeki etkisi
Osmanlı coğrafyasında rağbet görmesinin sebebi
Kısa olmasına rağmen neden defalarca şerh edilmesinin sebebi
Ahmet Avni Konuk'u klasik Mesnevî şârihleri içinde özel kılan özelliği
Konuk’un Mesnevî Şerhi, şerh geleneğinde diğer şerhlerden farkı
Şerhi yayına hazırlarken izlenen yol ve yöntem
Konuk’un şerh yöntemi
Konuk’un yorumlarında metni genişleten yaklaşımlar
Şerhin öğretici ve inşa edici tarafı
Konuk’un şerhinde öne çıkan temel tasavvufî kavramlar
İbn Arabî etkisi
“Vahdet-i vücûd”, “insan-ı kâmil”, “hakikat-i Muhammediyye” gibi kavramlar
Konuk’un şerhi günümüz insanına hitap ediyor mu? Ediyorsa okurda bir nitelik arıyor mu?
Bu metin, günümüz insanın buhranlarına bir cevap sunabilir mi?
Şerh metni, okuyucunun Mesnevî ile ilişkisini nasıl değiştirir?