Mevlana’dan sağlıklı beslenme öğütleri

 

 

Bunlar; kudretli, şevketli aslanın maiyetinde dağa doğru gittikleri zaman işleri rast geldi; bir dağ öküzü, bir dağ keçisi, bir de semiz tavşan avladılar. Eh ne demişler, aslanın maiyetinde giden kişinin kebabı eksik olmaz.

Kurt ve tilki avlarını dağdan çeke çeke ormana getirmişler. Kurt ve tilki padişahlara lâyık bir adaletle av hayvanlarının paylaşılmasını akıllarından geçiriyordu. Aslan onların niyetlerini anladı.

Aslan önce kurdu çağırdı. “Bunları pay et ey koca kurt!” dedi. Kurt:

- Padişahım, yaban öküzü senin payın. O büyük, sen de büyük, iri ve çeviksin. Keçi orta boyda, orta irilikte, onun için benim olsun. Tilki, sen de tavşanı al. Tavşan tam sana münasip.

dedi. Bu taksim üzerine aslan:

- Ey kurt, hele bir daha söyle, ne dedin? Ben varken sen pay istiyorsun ha! Kurt, ne köpek oluyor ki benim gibi misli, naziri bulunmayan bir aslanın huzurunda kendisini görüyor, varım sanıyor! Kendini beğenen eşek, ileri gel!”

Diye çıkıştı ve kurt menziline girince bir pençe ile onu parçaladı. Onda akıl ve isabetli bir tedbir görmeyince cezasını verip derisini yüzdü. Sonra yüzünü tilkiye dönüp:

- Hadi bakalım tilki, bunları yememiz için pay et.

dedi. Tilki secde edip:

- Yüce efendim, bu semiz öküz, kuşluk yemeğiniz olsun. Şu keçiden de öğle yemeğiniz için çok güzel bir yahni olur. Tavşan da lûtuf ve kerem sahibi padişahın akşam yemeğidir.

Diyerek avları taksim etti. Tilkinin söyledikleri aslanın çok hoşuna gitti ve ona dönerek:

- Tilki, adaleti parlattın, apaydın bir hale getirdin. Bu çeşit pay etmeyi kimden öğrendin?

- Sultanım, şu yerde yatan kurttan!”

Hikaye bu. Ben de şöyle açıklamışım hikayeyi.

Kurt: Akılsız, varlığını terketmeyen, kibirli ve gururlu kimse; aslan gibi ulu kişilerin yanında haddini bilmeden küstahça konuşan kimseler.

Tilki: Varlığını terk edebilen, boğazını yani nefis ve arzularını dizginleyebilen, ulu kişilerin huzurunda iken haddini bilen, edeb dairesinden çıkmayan akıllı kişi.

Aslan: Ulu kişi, sultan. Yanındakileri terbiye eden mürşid. Hiçbir şeye tamah etmeyen ve kendisine tabi olanları sahip olduklarından mahrum bırakmayan cömert sultan, yüce gönüllü kişi. Kendisini bilenleri yücelten, bilmeyenleri cezalandıran Allah adamı. Etrafındakilerin aklından geçenleri anlayacak kadar irfan ve basiret sahibi.

Ava çıkmak: Aslanın kurt ve tilki ile ava çıkması onları tedip ve terbiye için.

Aslanın pay et, demesi: Nefsani ve bencil duygu ve düşünceleri ortaya çıkarması ve yok etmesi.

Av hayvanları: Karşımıza çıkan iyilikler, lütuflar, güzellikler.

Kurdun pay etmesi: Nefsini yok etmeyen dervişin hali. Kendini hâlâ var zanneden henüz olgunlaşmamış mürit. Ölmeden önce ölünüz sırrına ermemiş zavallı.

Tilkinin pay etmesi: Gördüklerinden ders alan, ibret alan akıllı kişi. Bir sultanın, ulu kişinin yanında ve katında varlığından sıyrılan, ölmeden önce ölmeyi başarmış yiğit.

Ben bu açıklamanın yeterli olduğunu sanıyordum ama yanılıyormuşum. Meğer Mevlana burada bize sağlıklı beslenmenin yolunu gösteriyormuş!

Nasıl mı, izin verin açıklayayım.

Ben, bin bir zahmet çekerek birkaç kilo verebildim. Doksan dört kilo idim seksen sekize kadar düştüm. Şimdi orada kaldım, aşağıya inemiyorum. Haliyle uzun zamandan beri görmeyenler benim kilo verdiğimi fark ediyorlar. Bayram münasebeti ile de uzun zamandan geri görüşmediğimiz bir çok arkadaşla görüştüm. Ehibbadan biri beni gördüğünde bu durumu fark etti ve bana takılmak için Mesnevi sana yaramış, demez mi. Ben de, Mesnevi’den her zaman ders alırım ve almaya da devam ediyorum, diyecek oldum, gülmeye başladı. Verdiğim cevabın neresi komik anlamadım. Gayet ciddi bir şekilde konuşmuştum oysa. Şaşırdım ve şaşırdığımı da arkadaş fark etti. Kızma hemen, ben sana takılıyorum canım, dedi. Yine bir şey anlamadım. Nasıl takıldı bu şimdi diye düşünürken açıklamaya başladı:

- Yahu sen kilo vermedin mi biraz?

- Verdim.

- Kitapta da bir diyet formülü olan hikaye var. Onu okumadın mı?

Allah Allah dedim içimden ve yine şaşırdım. Kitaptaki tüm hikayeleri aklımdan geçirdim, diyetle sağlıklı beslenme ile ilgili bir hikaye gelmedi aklıma.

- Anlamadım, dedim.

- Sen de ne biçim adamsın. Yazdığın kitaptan haberin yok.

- Ne biçim konuşuyorsun öyle sen.

- Bir şey demedim canım. Normal. O kadar kitabı zaten sen yazmış olamazsın, birileri yardım ediyordur. Ben demiyorum, millet öyle diyor. Bu kısmı da herhalde başkaları yazdı. O yüzden hatırlamadın.

- Sen şimdi konuyu değiştirme. Ayrıca soracağım o iddiaları. Sen bana hangi hikaye imiş onu söyle.

Dedim. O da Aslan, kurt ve tilki hikayesi olduğunu söyledi. O hikayede sağlıklı beslenmeyi tavsiye ediyormuş Mevlana. Tilkinin aslana sabah yemeği olarak öküzü vermesi güçlü bir kahvaltıya, öğle yemeğinde daha küçük olan keçi güzel bir öyle yemeğine ve akşam yemeği olarak tavşan da akşamları çok yememeye işaret ettiğini, bunun da sağlıklı beslenme yöntemi olduğunu söyledikten sonra, bana inanmıyorsan Osman Müftüoğlu’nun yazılarına bak, dedi ve gitti.

Eve geldim ve kısa bir araştırmadan sonra Osman Müftüoğlu’nun yazısına ulaştım. Hakikaten arkadaşın dediği gibi yazıda sabahları kuvvetli bir kahvaltı yapılması gerektiğini söylüyor Müftüoğlu. Gün boyu ihtiyacımız olacak enerjiyi depolayabilmek için sıkı bir kahvaltı yapmalıymışız. Öğle yemeği ise kahvaltıdan sonra ikinci önemli öğün imiş ve ayaküstü atıştırmadan ve geçiştirmeden uzak durmalı, adam gibi yemek yemeliymişiz. Akşam yemeği ise hafif yemeklerden oluşmalı imiş. Ağır bir akşam yemeği reflüden kalp krizine, gaz, şişkinlik, uyku bölünmesi gibi birçok soruna yol açabilirmiş. Bu yüzden akşamları hafif şeyler yemeliymişiz. Böylece kilo da almazmışız.

Yazıyı okuduktan sonra kafam karıştı biraz. Mesnevi’yi hiç anlamadığımı düşündüm bir ara ama bu düşünceden çabucak vazgeçtim. Mesnevi’nin herkese hitap ettiğini söylerim hep ama bu şekilde anlaşılacağını da kastetmemiştim.

Unutmadan şunu da söyleyeyim. Arkadaş arada bir laf sokuşturmuştu. Hatırlarsınız çok kitap yazıyormuşum, hepsini onca işin gücün arasında ben yazamazmışım, bana birileri yardım ediyormuş felan. Arkadaş haklı, bana bizim evdeki bir melek yardım ediyor. O meleğin kim olduğunu da sormayın artık.


* Kurt ile tilkinin arslanın maiyetinde ava gitmeleri, 1. Cilt, 3014-3123. Beyitler.





Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Ezelden Ebede Kudüs: Hz. Peygamber'in Mirac ettiği Kudüs

Kudüs'ün İslam'daki yeri
15:29 Hz. Peygamberimiz (sav) Miraç Gecesi neler yaşadı?
22:10 Kudüs ve Mescid-i Aksa'nın önemi
33:08 Dinler tarihi açısından Kudüs
46:03 Mehmet Akif İnan - Mescid-i Aksa
48:28 Ezelden ebede kutsal şehir: Kudüs
54:15 Hz. Peygamberimizin (sav) Taif duası
1:10:19 Bakara Suresi son iki ayet - İsmail Coşar
1:17:23 Hz. Ömer zamanında Müslümanların Kudüs'ü fethi
1:25:24 Hz. Ömer'in Emannamesi
1:27:48 Osmanlı döneminde Kudüs'te neler yaşandı?

Kısa Kıbrıs Tarihi ve Rehberi

Kıbrıs, Türkiye’ye sadece yetmiş km uzaklıkta, Kuzey sahillerinden Toros dağlarının rahatlıkla görülebileceği kadar Anadolu yarımadasına yakın bir ada. Anadolu’dan kopan bir kara parçası olan Kıbrıs, adeta şehadet parmağıyla İskenderun körfezini işaret ederek “ben buranın bir parçasıyım” demekte.

Türkiye’nin güneyinde, Suriye ve Lübnan’ın batısında, İsrail ve Filistin’in kuzeybatısında, Mısır’ın güneyinde yer alan ve Sicilya ve Sardunya’dan sonra Akdeniz’in en büyük üçüncü adasına, bir zamanlar çok zengin bakır madenleri olduğu için bakırlık anlamında Kıbrıs denilmiş.

Kıbrıs’ta eskiden yalnız dağlar değil ovalar da sık ormanlarla kaplı imiş. Fakat bu ormanlar bir yandan bakır ve gümüş madenlerinin işletilmesi, bir yandan gemi yapımı ve Mısır gibi ağaçsız ülkelere kereste ihracatı yüzünden tahrip olmuş. Üstüne bir de yangınlar ve keçiler gelince ortada orman namına pek bir şey kalmamış.

ismailgulec.net