Özgeçmiş
...
Hoş geldin deyip buyur ettim. Oturdu, çantasını yanına bıraktı. Çay içer misin, diye sordum, varsa kahve alayım dedi. Peki dedim ve ona kahve kendime çay söyledim.
İyiymiş, bir sıkıntısı derdi yokmuş. Bir kitap yazıyormuş, tüm vaktini alıyormuş. Mükemmel bir kitap olacakmış. Türkiye’de öyle bir kitap yokmuş, dünyayı ise bilmiyormuş. Uzun yıllardan beri üzerinde düşünüyormuş. Çok takip ediliyormuş, konferanslara çağrılıyormuş, ama artık hayır demeye başlamış. Takip ettiği dört-beş alan varmış ve hepsinde de uzmanmış. Eskilerin deyimi ile rüsuh sahibi imiş. O ve onun kendisine çok benzeyen arkadaşı dışında çalıştığı fakültede onlar gibi akıllı ve bilgili kimse yokmuş. Gerçek akademisyen onlarmış ve akademiyi de herkesten iyi bilirlermiş.
Daha buna benzer birçok şey daha anlattı, anlattı, anlattı. Ben de dinledim, dinledim, dinledim.
Derken elinde kahvelerle birlikte içeriye oda komşum girdi. Çaycı hocanın misafiri var deyince kendine de kahve söylemiş ve hepsini alıp getirmiş. Biraz meraklıdır, ama zararsız bir merak.
Tanıştırdım ikisini birbirleriyle. Ve bizim eski arkadaş anlatmaya kaldığı yerden devam etti. Meğer ne kadar çok biriktirmiş anlatacaklarını. Beni mi çok özlemiş yoksa birine bir şeyler anlatmayı mı anlamadım. Çünkü halimi hatırımı hiç sormadan hep kendisini anlattı. Kahvesi bitince müsaade isteyip ayrıldı. Ayrılmadan önce de bana tavsiyelerde bulunmayı ihmal etmedi. Ben de onun gibi, bir alan seçip derinleşmeliymişim, çok dağılmamalıymışım. Teşekkür ettim tavsiyesi için ve uymaya çalışacağımı söyledim. Ne de olsa eski bir arkadaştı ve kırmak olmazdı.
Gittikten sonra bizim arkadaş gülmeye başladı. Senin bu arkadaşının psikolojik sorunları mı var yoksa bir karın ağrısı mı var, dedi doğrudan doğruya. Far ışığına tutulmuş tavşan gibi bakakaldığımı görünce açıklama ihtiyacı hissetmiş olmalı ki devam etti.
Hocam, -yaşca benden küçük olduğu için böyle hitap eder- yoksa hocası olduğumdan değil- makul bir insan durduk yerde böyle abuk subuk konuşmaz, ipe sapa gelmez şeyler söylemez. Siz benden daha iyi bilirsiniz, Mesnevi’de bir hikâye var.
- Estağfirullah. Hangisiymiş?
- Şu devesine kum ve buğday yükleyen köylünün hikayesi. Bu arkadaşınız o hikayedeki filozof gibi.
- Bu durumda ben de köylü oluyorum.
- Estağfirullah hocam, öyle demek istemedim.
- Öyle akıllı olacağıma köylü gibi saf olurum, daha iyi dedim.
Şimdi siz hikayeyi merak ettiniz, değil mi? Buyurun.
Köylü ile filozof
Bir köylü, devesine dolu iki çuval yüklemiş kendisi de iki çuvalın ortasına oturmuş gidiyordu. Birisi yolda onu lafa tuttu. Köylüyü yurdunu sordu, onu konuşturdu. Bu soruşturmayla, güzel sözler söyledi, hoş ifadelerde bulundu. Ondan sonra köylüye:
- Bu iki çuvalda ne var? Doğruca söyle!”.
- Birinde buğday var, diğerinde kum, yiyecek bir şey değil!” dedi. Adam,
- Neden kum yükledin?
diye sorunca, köylü:
- Buğday çuvalı tek kalmasın, kum çuvalı ona denk olsun diye, cevabını verdi. Adam:
- Akıllılık etseydin de buğdayın yarısını bu çuvala, yarısını da öbür çuvala koysaydın daha iyi olmaz mıydı? Böylece hem çuvallar hafifler, hem devenin yükü.
Köylü bu fikri pek beğendi ve adama sordu:
- Ey akıllı ve hür fikirli filozof! Böyle ince düşünce, böyle güzel görüş sahibi olduğun hâlde, neden böyle çıplak hâldesin, yaya yürüyor, yoruluyorsun?
O iyi kalpli saf köylü filozofa acıdı da onu deveye bindirmek istedi. Tekrar ona dedi ki;
- Ey güzel sözlü filozof, birazcık kendi hâlinden bahset. Böyle bir akılla, böyle bir yeterlilikle sen ya vezirsin, ya padişah. Kendini gizleme, doğru söyle!.
- İkisi de değilim. Ben halktan biriyim. Hâlime, elbiseme baksana!
- Kaç deven, kaç öküzün var?”
- Uzun etme! Ne ona sahibim, ne buna!
- Bari dükkânındaki mal ne, varın yoğun nelerdir, onu söyle!
- Benim ne dükkânım var ne de mekânım.
- Öyleyse paranı sorayım; ne kadar paran var? Sen yapayalnız gidiyorsun, hoş nasihatlerde bulunuyorsun. Herhâlde dünyadaki bakırları altın hâline getirecek kimya sendedir. Akıllı, bilgili adamların incileri yığın yığındır.
- Ey Arap kavminin iftiharı! Vallahi bütün varım yoğum, bir akşam yemeğinin karşılığı bile değildir. Yalınayak, başıkabak koşup duruyorum. Kim bir dilim ekmek verirse oraya gidiyorum. Bu kadar hikmet, fazilet ve hünerden ancak hayal ve baş ağrısı elde ettim.
- Yürü, yanımdan uzaklaş! Senin uğursuzluğun benim başıma da çökmesin. O uğursuz aklını ve tavsiyeni benden uzaklaştır. Senin sözlerin, zamane halkına uğursuzdur. Ya sen o yana git, ya ben bu yana gideyim. Yahut sen önden yürü, ben arkadan yürüyeyim. Bir çuvalımda buğday, öbüründe kum olması, senin hikmetinden daha iyi be hayırsız! Benim ahmaklığım, çok mübarek bir ahmaklık. Çünkü gönlümde azıklı, canım takvalı. Sen de eşkıyalığın, bedbahtlığın azalmasını istiyorsan, çalış çabala da sendeki hikmet, felsefi düşünceler azalsın.
Kıssadan hisse:
Saflık iyidir, ahmakça da olsa. Cinlik kötüdür, şeytanca da olsa.
Kendisine faydası olmayanın başkalarına faydası olmaz.
Lütfen şimdi söyleyin, arkadaş benzetmekte haksız mı?
...
Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.
Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.
Youtube videolarını izleyebileceğiniz, A'mâk-ı Hayal Sohbetleri, Kültürümüzde Şiir ve Mûsikî (TRT Radyo), Enderun Sohbetleri (Vav Radyo), Enderun Sohbetleri (Vav TV) ve Mürekkep Damlaları (Vav Radyo)'ni dinleyebileceğiniz sayfadır.
Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...
Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.
Endülüs’ten önce İspanya nasıl idi? Endülüs fethedildikten sonra İber yarımadasında ne değişti?
Endülüs medeniyetine bilim nereden geldi ve nasıl gelişti?
Endülüslü alimlerin hepsi burada mı yetişti yoksa başka bölgelerden gelenler de var mıydı?
Müslümanları ve İslam’ı anlatan eserlerden bahsediyorsunuz. Bunların Batı’da İslam ve Müslüman algısına ne tür bir etkisi oldu?
Mozaraplar kimlerdir?
Avrupa’da Endülüs’teki İslam bilimlerine yönelik ilgi ne zaman, nerede ve nasıl başladı?
Toledo Tercümanlar Okulu’nun katkısı ve işlevi neydi?
Arapçadan tercüme edilen eserlerin tercüme süreçleri
Tercümeler hangi konularda ve hangi amaçlarla yapıldı?
Kastilya-Leon Kralı X. Alfonso kimdir ve neden bu kadar çok İslam kültürü ve medeniyeti ile ilgilendi?
Üniversitelerin kurulmaya başladığı döneme denk geliyor. Üniversitelere etkisine dair bir şeyler söylemek mümkün müdür?
Geometrik desenin nesi İslam ile ilgili? Desenin İslam ile nitelendirilmesini sağlayan özelliği nedir?
İslam geometrik desenlerinin özellikleri
Bu desenleribir yapının hangi unsurlarında görüyoruz?
Daire, kare ve yıldız biçimlerinin tercih edilmesinin özel bir nedeni var mı?
İslam sanatında geometrinin bu denli zengin bir içerikle yer alması sadece hayvan figürlerinin hoş görülmemesi ile açıklanabilir mi?
Geometrik desenlerin kökeninde bir felsefe var mı?
Geometrik desen pergel ve cetvelsiz olmaz. Mimarlar ve sanatkârlar pergel ve cetvel kullanmayı nerede ve nasıl öğreniyorlardı?
İslam geometrik desenleri kendisinden öncekilerden etkilendi mi?
İslam geometrik deseni diğer din ve milleri etkiledi mi?
En yoğun ve derin geometrik desenler hangi dönem ve devletlerin eserlerinde görüyoruz? Bunun medeniyet düzeyi ve eğitim sistemi ile ilgisi var mı?