Akademisyenlerin konuşma özgürlüğü

Üniversite, hoca ve öğrenci olmak üzere iki temel unsurdan oluşur. Bunun dışındaki tüm birimler, eğitim-öğretim ile araştırma faaliyetlerinin yürütülmesini desteklemek üzere teşekkül etmiş yapılardır. Sadece hocası ve öğrencisine verilen kıymete bakarak bile adında üniversite olan bir kurumun üniversite olup olmadığını anlarsınız.

Üniversite öğretim üyelerinin, toplumun veya yöneticilerin doğru olduğuna inanmadığı, standart bilginin sınırları zorlayan aykırı ve mantıksız bulduğu pek çok şeyi söyleyebilme hakkı vardır. Öğrencinin, mantıksız bularak düşündüğü soruyu sormaktan vazgeçmesi, öğrenmesine giden yolların kapanması anlamına gelir. Hocanın, toplumun genelinden farklı düşündüğü konularda korkup susması yeni şeylerin söylenilmesini ve gelişimi engeller. Bugün beğendiğimiz ve kullandığımız nice araç ve aygıt, zamanında sıra dışı bulunup gülünen fikirlerden çıkmıştır.

Bu iki konuda hemfikir isek konuşmayı biraz daha ileri götürebiliriz.

Son günlerde açıklamalarından dolayı kimi üniversite hocası âdeta linç edildi, ediliyor. Herkesin kabul edilmediği bir sohbet ortamında yapılan açıklamaların içinden birkaç cümlenin cımbızla çekilerek sosyal medya aracılığıyla yayılması ve hocanın âdeta linç edilerek üniversiteden ayrılmak zorunda kalması haberleri üzerinden birkaç gün geçmeden, bu defa, istediği notu almadığı veya bir başka nedenle kızdığı hocasından intikam almak isteyen bir öğrencinin, hocasının birkaç saat süren dersinde, literatürdeki genel bilgiyi teorik bağlamda ele alıp anlattığı kamusal bir tartışmanın içinden bir cümleyi cımbızla çekip sosyal medyaya servis etmesi üzerine hocanın âdeta nefret objesi haline dönüşmesi haberlerini okuduk.

Son birkaç günde gelişen bu olaylar, üniversite hocalarını rahatsız etti. Her hoca, dersinde matematik ve fizik formüllerini, yazılım dillerini, elektronik devrelerin nasıl işlediğini, hangi yiyeceğin, hangi hastalığa iyi geldiğini, güneş sisteminde kaç yıldız olduğunu, bir motorun saniyede kaç litre yakıta veya ne kadar enerjiye ihtiyaç duyduğunu anlatmıyor. Sosyoloji, tarih, felsefe, ilâhiyat, hukuk, siyasetbilim, insanbilim gibi bölümlerde hocalarımız toplumun genelinin aksi görüşleri de anlatmak ve öğretmek zorundadır. İlmin hakikati ve gereği bunu gerektirir. Toplumun bir kesimi ile aynı fikirde olmadığından dolayı hocalar, karşıt görüşleri anlatamaz ve öğrenciler de öğrenemez ise ortada ne üniversite kalır ne de akademisyen.

Üniversite hocalarının resmî bir görevlinin söyleyemeyeceği şeyleri söyleyebilme ayrıcalığı olmalı. Dışişleri Bakanlığı görevlisinin söyleyemeyeceği şeyleri uluslararası ilişkiler hocası söyleyebilir. Bir valinin dile getiremediği sorunları siyasetbilim, sosyoloji ve hukuk hocası dillendirebilir. Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi bir hocanın söylemesinin aslı kabul edilemeyeceği şeyleri, bir İlâhiyat hocası pekâlâ söyleyebilir, söylemeli de.

Üniversite hocası eleştirilmez mi?

Tabii ki eleştirilir ve eleştirilmeli de. Ama eleştiriyi konuyu bilen uzmanlar yapmalı. Üzerinde konuşulan konuda yazılmış kitapların isimlerini bile bilmeyenler değil.

Üniversite hocasının söylediklerine katılıp katılmamak veya beğenip beğenmemek size kalmış. Ancak beğenmediğiniz veya katılmadığınızdan dolayı üniversite ile bağının kesilmesi istenilmemeli. Bir kesim istese bile üniversite yönetimi buna izin vermemeli. Söylediklerinin zerresini anlamaktan âciz kişilerin önüne atarak parçalanmasına müsaade edilmemeli. Çünkü üniversite hocaları bizim akarsuyumuz, deremiz. O derelerden su gelmezse bulanırız, kirleniriz ve gölümüzde yaşama imkanını kaybederiz.

Meselenin bir de ahlâkî boyutu var

Kişisel verilerin korunması hakkındaki kanuna göre ders görüntüsü çekmenin ve ayrıca bunu yayınlamanın suç olmasının yanı sıra meselenin bir de ahlâkî boyutu var. Hocasından izin almadan dersin kaydını alıp sosyal medyada yayınlayan da özel bir mecliste, kendine güvenilmesinin ve samimiyetin verdiği rahatlık içinde sözün şehvetine kapılarak mevzuya fireni patlamış yokuş aşağı giden kamyon gibi dalarcasına, Arapça bilgisiyle yakaladığını zannettiği bir noktayı ergen merakıyla kaşıyan bir hocanın söylediklerini de izin almadan yayınlamak, ahlâkî bir sorundur. Bu arada tartışmaların odağındaki hocanın çok önemli bir konuyu, sanki sıradan bir kitaptan ve sıradan bir insandan bahsedermiş gibi, argo diliyle izah etmesinin kabul edilir bir tarafı da yok. Konuşmanın üslûbunu eleştirmek için hoca olmaya da gerek yok. Toplumun hassas olduğu konularda daha özenli ve dikkatli bir dil kullanılmalı. Maksat, pekâlâ bir hocaya yakışacak üslupta ifade edilebilirdi.

İki yüzlü oluyoruz

Böyle giderse düşündüklerimizi söylememek, bizi iki yüzlü yapacak. Bir üniversite hocası, zihninden geçenleri ve inandıklarını başına geleceklerden korkup söyleyemez ise ve başta rektör olmak üzere yöneticiler, hocaya memur muamelesi yapıp cezalandırma yoluna giderse başımızı ellerimizin arasına alıp kara kara düşünmeye başlama zamanı gelmiş demektir.

Meselenin bir de üniversite yönetimine bakan tarafı var. Rektörlerimiz böylesi durumlarda hocalarına sahip çıkmazsa hocalar, artık derslerinde bile gerçek düşüncelerini söyleyemeyecek, tartışma ortamı bulamayacak. Üniversite yöneticileri, hocaların özgürce yazıp konuşma hakkını savunmazsa bundan sonra susturulma sırasının kime geleceğini düşünmeye başlayacağız. Cezalandırılma korkusu olmadan aklına gelenleri söylemeye karar verecek olanların, üniversite dışındakilerden olması ise ürkütücü.

Belirli görüşlerin aktarıldığı ve karşıt görüşlerin konuşulmadığı yerlere üniversite denilmez. Eğer bizde, üniversite olduğunu düşünüyorsak, hocalarımız, sözleri hoşumuza gitmese bile görüşlerini söyleyebilmeli ve konuşabilmeli. Üniversite hocasının, derste veya başka bir yerde uzmanlık alanı ile ilgili yaptığı konuşmaların engellenmesi, akademik özgürlüğü kısıtlar ve bu kısıtlama ülkemize yapılacak en büyük kötülüklerden biridir.




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Ezelden Ebede Kudüs: Hz. Peygamber'in Mirac ettiği Kudüs

Kudüs'ün İslam'daki yeri
15:29 Hz. Peygamberimiz (sav) Miraç Gecesi neler yaşadı?
22:10 Kudüs ve Mescid-i Aksa'nın önemi
33:08 Dinler tarihi açısından Kudüs
46:03 Mehmet Akif İnan - Mescid-i Aksa
48:28 Ezelden ebede kutsal şehir: Kudüs
54:15 Hz. Peygamberimizin (sav) Taif duası
1:10:19 Bakara Suresi son iki ayet - İsmail Coşar
1:17:23 Hz. Ömer zamanında Müslümanların Kudüs'ü fethi
1:25:24 Hz. Ömer'in Emannamesi
1:27:48 Osmanlı döneminde Kudüs'te neler yaşandı?

Kısa Kıbrıs Tarihi ve Rehberi

Kıbrıs, Türkiye’ye sadece yetmiş km uzaklıkta, Kuzey sahillerinden Toros dağlarının rahatlıkla görülebileceği kadar Anadolu yarımadasına yakın bir ada. Anadolu’dan kopan bir kara parçası olan Kıbrıs, adeta şehadet parmağıyla İskenderun körfezini işaret ederek “ben buranın bir parçasıyım” demekte.

Türkiye’nin güneyinde, Suriye ve Lübnan’ın batısında, İsrail ve Filistin’in kuzeybatısında, Mısır’ın güneyinde yer alan ve Sicilya ve Sardunya’dan sonra Akdeniz’in en büyük üçüncü adasına, bir zamanlar çok zengin bakır madenleri olduğu için bakırlık anlamında Kıbrıs denilmiş.

Kıbrıs’ta eskiden yalnız dağlar değil ovalar da sık ormanlarla kaplı imiş. Fakat bu ormanlar bir yandan bakır ve gümüş madenlerinin işletilmesi, bir yandan gemi yapımı ve Mısır gibi ağaçsız ülkelere kereste ihracatı yüzünden tahrip olmuş. Üstüne bir de yangınlar ve keçiler gelince ortada orman namına pek bir şey kalmamış.

ismailgulec.net