Meslek yüksek okulu unvanlı hocalarının sorunu

Meslek yüksek okulu (MYO) öğretim üyelerinin lisansüstü eğitim ve danışmanlık verememe durumu kimi üniversitelerimizde önemli bir sorun haline gelmeye başladı.

Meslek yüksek okulunda öğretim üyesi olma usûlleri

Unvanlı öğretim üyelerinin MYO'da istihdam edilmesinin birkaç nedeni var. Özellikle öğretim üyesi sayısı kabarık olan bölümlerde görevli hocaların kadro sıkıntısı çektiği durumlarda MYO'lar bir imkân olarak görülür. Mesela fakültede, işletme bölümünde bir araştırma görevlisi doktorasını bitirdi. Bölümde hoca sayısı fazla olduğundan kadro alınamıyor. Bu durumdaki arkadaşlar için düşünülen çözüm, uygun bir meslek yüksek okulu bulup kadroyu ilân etmektir. Bu hem idarenin hem personelin itiraz etmeden kabul ettiği en kolay çözüm.

Bölümde olup MYO'ya gitmek zorunda kalan bir diğer grubu Öğretim Üyeliğine Yükseltme ve Atama Yönetmeliğinde belirtilen ölçütleri karşılayamayan veya dil barajını aşamayan hocalar oluşturur. Bu durumdaki hocalar için de bulunan çözüm, meslek yüksek okulunda istihdam edilmektir.

MYO'larda istihdam edilen bir diğer grup hoca, bölüm veya idare ile sorun yaşayan hocalardır. Bir kısmı idare tarafından cezalandırmak üzere adeta meslek yüksek okullarına sürülür. Bir kısmı bölümlerinde sorun yaşayan hocaların, yaşadığı sıkıntıların sonucunda, "Buradan kurtulayım da neresi olursa olsun" psikolojisi içinde kurtuluş olarak sığındıkları yer olmasıdır.

Bunların dışında, MYO'da öğretim görevlisi olarak göreve başlayıp süreç içinde doktorasını tamamlayanlar, doçent olanların durumudur. Bu gruptaki hocaların bölümlerle ilgisi olmadığı için sorunlarının muhatabı doğrudan enstitü olmakta.

Üniversiteler, MYO'na hoca bulmakta zorluk çektikleri için atama-yükseltme kriterlerini genellikle daha ma'kûl tutar. Mesela fakültedeki bölüme atanmak için SSCI veya dilden yüksek puan isterken MYO'lar için bu tür şartlar istenmez. Ancak son senelerde, doktoralı kişilerin sayısı arttıkça kriterler de yükselmekte, kimi üniversitelerin MYO kadroları için aranan şartlar fakültelerden farklı olmamakta.

Sorun nedir?

MYO'lardaki unvanlı hocalar, yüksek lisans ve doktora programlarında ders vermek ve danışmanlık yapmak istiyorlar ve haksız sayılmazlar. Fakültelerdekiler ise farklı sâikten dolayı meslek yüksek okulu hocalarına ders ve danışmanlık vermek istemiyorlar. İdare ise arada kalmakta ve bu duruma bir çözüm aramakta. Ancak herkesi memnun eden bir çözüm bulunmuş değil.

Sorun nasıl çözülecek?

Bu sorunu bir çırpıda çözmek kolay değil. Sorunu çözmenin olmazsa olmaz şartı, konuya iyi niyetle yaklaşmak ve MYO hocalarını anlamaya çalışmak. Sorunu çözmek için bu yaklaşım çok önemli. Çünkü bölümler ve MYO'lar farklı birim. Yasa ve yönetmeliklerde, MYO hocalarından lisans üstü eğitim vermesi ve danışmanlık yapması beklenmiyor. Hele bir de MYO'ların genellikle ana kampüslerden uzakta, ilçelerde olduklarını düşündüğümüzde farklı sorunlarla karşı karşıya kalma durumu da olmakta.

İkinci şart olarak, yasa ve yönetmelikleri çok iyi bilmeyi, akademik alanları çok yakından takip etmeyi ve disiplinler arası çalışma alanlarını bilmeyi sıralayabiliriz.

Bu iki şartın ardından;

Yukarıda da izah ettiğim gibi MYO'larda dört farklı şekilde istihdam edilen hoca grubu var. Kadrosuzluktan MYO'ya giden hocalar için çözüm nispeten daha kolay. Bölümün, kadrosuzluktan dolayı giden hocalarına karşı, biraz da mağduriyeti gidermek amacıyla, daha anlayışlı davranması ve ders ve danışmanlık vermesi mümkün. Ayrıca aynı şartlarda yetişen iki hocadan birinin yl ve dr öğrencisi varken diğerinin olmaması adalet duygusunu da zedeleyeceğini de hatırlatmak isterim. Burada karşılaşılması muhtemel sorun, bölüm içindeki çekişmeler ve bölüm başkanının konuya ilkesel yerine kişisel yaklaşması.

İkinci grubu başarısız olduğundan dolayı giden hocalar oluşturmakta. Bu hocalar da kendilerini geliştirdiği ve şartları karşılamak için gayret gösterdikleri takdirde ihtiyaç durumuna göre istifade edilebilir.

Üçüncü gruptakiler, bölümden uzaklaştırılan hocalardır. Sorunlu ayrılmalarından dolayı onlara ders ve danışmanlık verilmesini düşünmek iyimserlik olur. Dördüncü gruptakiler ise iki şekilde ders verebilir. İlki, beşeri münasebetlerini sıcak tutarak, ikincisi ise çalıştıkları konuda çok iyi olmak. Bölümde uzman olmaması ve kendilerine ihtiyaç duyulması halinde ders vermeleri mümkün olacaktır.

Benim gördüğüm ve bildiğim kadarı ile yasa ve yönetmeliklere göre MYO hocalarına ders ve danışmanlık verilmesi, yukarıda izah ettiğim usûller dışında pek mümkün görünmemekte.

Üçüncü bir yol var mı?

Bu konuyu halletmek isteyen kimi üniversite yöneticileri, sadece MYO hocalarının bulunduğu ve bölümlerden bağımsız yl programları açarak çözüleceğini düşünüyor. Bu konuda temel iki engel var. İlki, bir yüksek lisans program açmak için ilk teklifin fakültelerdeki bölümlerden gitmesidir. MYO'ların böyle bir talepte bulunması hem yasalar hem de işin doğası gereği pek mümkün değildir. İkinci engel ise diploma sorunudur. Bir enstitüde aynı alanda iki yüksek lisans programı olamayacağına göre farklı alan ve konularda olmalıdır. Program adının ve mezunlarının doktora ve meslek başvurularında çekeceği sıkıntı bir yana, dersler ve tezlerin yönetimi de ciddi sorunlar doğuracaktır. Muhtemelen YÖK, ne olduğu tam olarak bilinmeyen ve tamamen hocalara tez yönettirmek ve ders verdirmek için açılması teklif edilen programları haklı olarak kabul etmeyecektir.

Peki ne yapılmalı?

Yukarıda da söylediğim gibi uhûlet ve suhûletle, kişilerin meseleye iyi niyetle yaklaşması dışında bir çözüm görmüyorum. Ama bir haksızlığı gidermek ve MYO hocaları arasında, özellikle dr. öğretim üyelerinin doçentlik başvuru şartlarını sağlamasına yardımcı olmak için onlara yüksek lisans dersi vermenin bir yolu bulunması gerektiğini ifade edeyim.

Bu konuda birçok çözüm ileri sürülebilir. Benim çözüm önerim, MYO'ları üniversite bünyesinden ayırıp müstakil kurumlara dönüştürmek. Bunun nasıl olacağı tartışılır ve bir yol bulunur. Tartışmalara zemin olması bakımından ABD'deki Community College, iyi bir örnek olabilir. O sistem, Türkiye gerçekleri ile yeniden tesis edilebilir. Eminim, böyle bir sistemde hem üniversiteler hem de MYO'lar rahatlayacaktır.

Bu haliyle mesele kısa sürede çözülemeyecek gibi duruyor ve MYO'ların unvanlı hocaları ise sorunlarının çözülmesini bekliyor.




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Akademi

Akademik çalışma, tez, makale ve sunumlarımı görebileceğiniz sayfadır...

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Anlatır ney: Aşk-ı Mecnun’un nedir,
Kanlı bir yoldan haber vermektedir

Hadîs, sözlük anlamı haber ve söz, hadîsçilerin ıstılahında Hz. Peygamber’in sözü anlamındadır. Kur’ân yaratılmamış (kadîm), hadîs ise yaratılmıştır (hadîs). Sıhah isimli eser kadîmin hadîsin zıddı olduğunu söyler. Az da olsa çok da olsa kelâm kelâmdır.

Kanlı yol ile aşk yolu kastedilir. Bu tehlikeli yolda hep kanlar dökülmüştür. Bu ibarenin iki anlamı vardır. Biri ney diğeri aşık için. Ney kamışlıktan kesilmesi, bağrının delinmesi gibi eziyetlere katlanmıştır. Aşık için ise aşk yolunun her adımında bin türlü dert ve bela vardır. Âdem’in dünyaya indirilmesi sadece bu dert ve belalar ile terakki edebilir. Bela yükünün altına girmeden tenezzül bulan yoktur. Peygamberler ve evliya arasında türlü bela ve dertlere düşmeyen yoktur. Yakub (a.s.), Yûsuf (a.s.)’a yazdığı mektupta “Biz belalar evindeyiz.” dedi. Peygamberimiz Efendimiz de “Peygamberin çektiği sıkıntılar senin çektiğin sıkıntılar gibidir.” yani “Peygamberin saflığı (temizliği) senin saflığın gibidir.” şeklinde açıklamışlardır. Çünkü bela ve sıkıntı temizlenme ve saflaşma nedenidir. Saflaşma/arınma ise herkesin yeteneğine göredir. Peygamberimiz istidat ve kıymet bakımından yaratılmışların en üstünü idi. O yüzden hepsinden daha büyük sıkıntılara uğradı.

ismailgulec.net