Halvetiye, "halvet"ten mi gelir?

Halvetiye tarikatını bilmeyenimiz yok. İslâm dünyasının en yaygın tarikatı olan bu tarikata, piri, yani ilk kurucusu Ömerü’l-Halvetî’ye (ö. 1398) nispetle Halvetiye, müritlerine de Halvetî deniliyor.

Ülkemizdeki en yaygın tarikat olan Halvetiye, halvetten geliyor. Halvet ise kişinin günahtan korunmak ve rahatsız edilmeden ibadet edebilmek için insanlardan uzak yerlerde yaşamayı tercih etmesi demek. Sözlüklere bakıldığında belki biraz daha farklı tanımlara tesadüf edersiniz ama anlam olarak üç aşağı beş yukarı bu şekilde tarif edilir.

Gelenekte, sözlük ve ıstılah anlamları olan kelimeleri yeniden anlamlandırmak yaygın. Ancak bu tanımlar daha çok zevkî olup kişiye özeldir ve o sözlüklerde, kitaplarda o tanımlar kullanılmaz, bildiğimiz tanımlar kullanılır.

Zevkî olan bu tür tanımların iki çeşidi var. Ya kelime, anlamlı yerinden bölünerek yeniden anlamladırılır ya da kelimeyi oluşturan harflerden yola çıkılarak yeni bir tanım yapılır.

Söylediklerimin daha iyi anlaşılması için bir örnek vereyim.

Halvet

Mensur akrostiş diyebileceğimiz bu tür bir açıklamaya Sarı Abdullah Efendi (ö. 1660) merhûmun Semerâtü’l-Fu’âd isimli meşhur eserinde geçer. Sarı Abdullah Efendi öyle sıradan biri değil. Üst düzey mevkilere gelmiş bir bürokrat, Mesnevî’yi şerhedecek kadar büyük bir mutasavvıf, muhtelif eserler kaleme alacak kadar derin bir alim. Bir de hattatlığı var. Ona ‘Sarı’ denilmesi sarışın olmasndan değil. Mesleği gereği güzel yazmasının yanı sıra çiçek yetiştiriciliği de var. Yedi yeni lâle çeşidi yetiştirdiği rivayet edilir. Yetiştirdiği lalelerden en güzelinin rengi onun lakabı olur.

Sarı Abdullah Efendi’nin Halvetiyye ile ilgisi Celvetiyeden gelir. O, “aslen Bayramî, tarikaten Celvetî, terbiyeten Mevlevî”dir. Aziz Mahmut Hüdâyî dervişi olan Sarı Abdullah Efendi, Halvetiyeyi şu şekilde açıklar: Halvetiyyenin “hâ”sı sivâdan hulüvv-i kalbe, “lam”ı lezzet-i zikre, “vav”vı vikâye-yi zâhir ü bâtına ve ahde vefâya, “te”si temkîne, “ye”si yusr ba’de’l-usra, “he”si müşâhedeye delâlet ider.”

Söylenilen sözü biraz daha açalım.

Halvettiye ha, lam, vav, te, ye ve he harflerinden oluşur. Her harf bir veya birkaç kavramı simgeler. Bu harflerin simgeledikleri kavramı ise Sarı Abdullah Efendi şöyle açıklar:

Hâ: Hüluv kelimesini simgeler. Boşluk anlamına gelen hulûv kalbi sivadan, yani gayrılardan, Hak’tan gayrısından boşaltmak, Hak’tan başkasına yer vermemek gerek.

Lam: Zikretmenin lezzetine işaret eder. Bir Halveti zikrinden lezzet alır, almalıdır. Zikirden lezzet almasını öğrenene kadar da süluku devam eder. Vav: Koruma, himaye etme anlamındaki vikâyenin ilk harfi. Korunacak şey ise dervişin içi ve dışıdır. İçini her türlü kötü düşünceden, dışını da her türlü kirden korumalıdır. Vavın sembolize ettiği ikinci kavram vefâ. Vefâ verilen sözde durma, dostlukta ve arkadaşlıkta sebat etmek demek. Tasavvuftaki anlamı ise ezel bezminde Allah’a verilen sözde durmayı hatırlatır. Derviş için ise vefa iki türlüdür. İlki tarikine olan sadakatıdır. Tarikatine vefa göstermesi ona ezel bezminde verdiği sözü hatırlaması içindir. En büyük tarikat insanlıktır ve diğer tarikatler de büyük tarikate götürmek için çıkılan yolculuktur. Kişi, hayatta iken ezelde verdiği ahidi yenilemelidir. Tarikatler de bu yenilemeyi öğretirler.

Te: Temkînin işareti olan te ihtiyatlı ve tedbirli olmak demektir. Temkinin bir diğer anlamı da düşünceli ve ağırbaşlı davranmadır. Derviş hem tedbirli hem de ağırbaşlı olmalıdır.

He: He ise müşâhede, yani Allah’ın varlığını yarattıkları üzerinden müşahede etmeye delalet eder.

Sarı Abdullah Efendi’nin tarifi

Bu durumda Sarı Abdullah Efendi’nin yaptığı Halvetiyye tarifi şöyle olmakta:

Kişinin kalbini Allah’tan gayrı nesnelerin sevgisinden boşaltması, zikirden lezzet almasını bilmesi, içini ve dışını her türlü kötülükten, kirden ve pastan temizlemesi, ezelde ve şeyhi önünde verdiği söze sadık olması, temkinli ve ağırbaşlı olması, bu hal içinde iken cümle eşyâda Hakk’ın te’sirini ve tezâhürünü görmesi demektir. Halvetiyye de bunları öğreten mektebin adıdır.

Gördüğünüz gibi, kitaplarda, sözlüklerde yazılan ve yukarıda alıntıladığımız tanımdan biraz farklı bir tanım oldu. Buna Sarı Abdullah Efendi’nin zevki tarifi diyoruz.

Şimdi sizin aklınıza diğer tariklerin de böyle anlamladırmaları var mı, sorusu gelebilir. Olmaz mı! Tabi ki var.

Yeri geldikçe onlardan da bahsederim inşallah.




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Zikrullah nedir, neden yapılır?

Zikrullah nedir? Zikir denildiğinde siz ne anlıyorsunuz?
Zikrullahın Kur’an ve sünnette bir temeli var mıdır?
Zikir ibadet midir yoksa hâl midir?
Zikirde telaffuz mu önemlidir niyet mi yoksa hal mi?
Toplu zikirde zikri yönetecek kişide birtakım şartlar aranmalı mıdır?
Tarikat ve zikir
Bir tarikatte zikir usulleri nasıl belirlenir, kim belirler?
Zikir sadece dergâhta mı yapılır, gündelik hayata nasıl taşınır?
Mürşid olmadan zikir mümkün müdür?
Osmanlı coğrafyasında zikir ayinleri ve İstanbul’un önemi (sistematik, asker toplum, ayinlerde kıyafet) tarikat ayinlerinde estetik boyut
Modern hayat zikrullahı etkiledi mi?
Günümüz insanının zikrullaha ihtiyacı var mı?
Beden hareketleri ile ne amaçlanır?
Derviş için önemi
Dervişe neler kazandırır?
Nefis terbiyesi için önemi nedir?

Bir şair niçin ve nasıl Mevlid yazar?

Bu şiir kitabına neden Mevlit adını verildi?
Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i ile benzer tarafları
Bir şair için Mevlit yazmak ne demektir?
İçindekilerim yedi bölümden oluşmasının anlamı
Kuran, Mevlid ve Hüsn ü Aşk’a yapılan telmihler
Bölümlere naat adı verilmesinin sebebi
Girişteki beyan bahsi
Bölümler miraç kademeleri mi süluk mertebeleri mi?
Aralardaki nesir bölümlerinin işlevi
Bu metni anlamak için sadece kelimelerin anlamlarını bilmek yetmez. Sanki daha fazlasını da bilmek gerekiyor. Daha fazlası nedir?
Üçüncü naatte şiirlerin başlıkları Gülşen-i Raz, Bustan, Füsûs iken dördüncüsü illiyyîn ve sonuncusu merhaba.
Dördüncü ef’âl, sıfat, zât ve zâtü’z-zât.
Beşinci terk-i dünya, terk-i ukba, terk-i hestî ve terk-i terk.
Altıncı bölüm regâip, miraç, berat, kadir adını taşıyor. Bununla nelere işaret edilir?
Yedinci hüve, sühan mülkü, hatm, zikreden Kuran adını taşıyor.

ismailgulec.net