Beynamaz ile bey’-i namaz kimdir?

Beynamazın kim olduğunu bilmeyenimiz yok. Farsça olumsuzluk eki bî- ile namazdan oluşan bu kelime zamanla dilimizde beynamaza dönüşmüş. Anlamı bildiğiniz gibi “namazsız” yani “namaz kılmayan” demek. Üzerinde durmaya ve açıklamaya çalışmaya gerek yok, çünkü anlamını çok iyi bildiğiniz bir kelime. Bey’-i namaz ise Arapça satmak fiilinin kökü bey’ ile namaz kelimesinden oluşan bir tamlama ve “namazı satma” anlamına gelmekte. Bu kelime pek bilinmez çünkü ancak çok özel mahfillerde dile getirilir.

Peki namaz satmak ne demek? Kimler namazını satar? Kime satar? Nasıl satar? Bu yazıyı bu sorulara cevap verebilmek için yazdığım için yazının sonunda cevabı vermiş olacağımı ümit ediyorum.

Bey’-i namazı ben kısaca “namaz kılan beynamaz” olarak tanımlıyorum. Neden böyle tanımladığımı da müsaadenizle kısaca açıklamaya çalışayım.

Üç grup bey’-i namaz vardır. Bunlar sırasıyla şöyledir:

1. Para için namaz kılanlar

Bu gruba girenleri bir menkıbe ile anlatmaya çalışayım. Âriflerden biri seyahate çıkmış. Âdeti, sabah namazlarını gittiği beldenin en büyük camiinde kılmakmış. Böylece o memleketin insanlarının durumu hakkında kanaat sahibi olurmuş. Yolu bir memlekete düşmüş. Âdeti veçhile camiye gitmiş. Gittiğinde caminin daha önce hiçbir yerde görmediği kadar kalabalık olduğunu görünce şaşırmış. İçinden “Bu beldenin insanları ne de güzel insanlarmış. Sabah namazında cami bu kadar doluyorsa öğle namazında kim bilir nasıldır?” diye de sevinmiş.

Derken öğle olmuş, bizimki yine camiye gitmiş. Bir de ne görsün! Sabahki kalabalıktan eser yok. Şaşırmış ve cemaatten birine sormuş:

- Efendi! Sabah camide namaz kılacak yer yoktu neredeyse. Şimdi ise bomboş. Bu işin sırrı nedir?

- Bu beldede zengin bir bey var. Sabah camiye gelenlere dinar dağıtır. O yüzden sabah namazları dinar almak için gelenlerden dolayı kalabalık olur.

Bey-i namazların ilki bu gruba girenlerdir. Para veya bir menfaat için namaz kılanlar bey’-i namazdır. Âriflerin gözünde cennet için namaz kılmak da bey’-i namazdır. Çünkü onlara göre namaz sadece Allah için kılınır. Bizim aklımız âriflerin işine yetmeyeceği için biz yine sıradan insanlar için olan kurallara uyalım.

Bey’-i namazların en masumları bu gruptakilerdir. Umulur ve istenir ki para için kılınan namaz zamanla Allah için kılınan namaza dönüşsün. Bu zayıf da olsa imkân ve ihtimal dahilindedir.

2. Riya için namaz kılanlar

İkinci gruba girenler, Maun sûresinde “Veyl olsun o namaz kılanlara” denilen kitledir. Bunlar riyâ yani gösteriş için namaz kılan münâfık kimselerdir. Bunların özellikleri sûre-i celilede şöyle sıralanır:

a. Namazını ciddiye almazlar.

b. Namazıyla gösteriş yaparlar.

c. Ufacık bir yardıma bile engel olurlar.

Namazda şekil şartları vazgeçilmez olmakla birlikte, en az şekil kadar özen gösterilmesi gereken husus, Mevlânâ’nın ifadesiyle buğday ambarına fare dadandırmamak yani imanla birlikte niyet ve takvâ sahibi olup ihlâs ve huşû içinde olmaktır ve bu durum daha önemlidir. Çünkü niyet ve ihlâs, ibâdetin ve tevhid ilkesinin temel şartıdır. Bu durumun en aşağısı gösteriş için namaz kılmaktan uzak durmak en üst seviyesi ise Hz. Peygamber’in ifade buyurduğu gibi “Allah’ı görüyormuşçasına ibadet etmek”tir. Gösteriş için namaz kılanlar, bey’-i namazların ikinci grubudur. Bu grup da kendi içinde ikiye ayrılır. İlki, kendini dindar göstermek isteyenlerdir. Bunlar inanır ancak inandığını başkalarına da tantanalı bir şekilde göstermek ister. Allah, inancından dolayı bunları affedebilir. Allah, onları gösteriş hastalığından kurtarsın. İkinci grup ise inanmadıkları halde inanıyormuş gibi yapıp namaz kılan münâfıklardır. Bunlar çok tehlikeli olup Allah’ın gazabı, kaçınılmaz sonlarıdır. Allah şerlerinden bizi emin buyursun.

3. Namaz kıldığı halde zâlimleri destekleyenler

Üçüncü grup bey-i namazları tarif için Kâdiriyye yolunun büyüklerinden Osman Şems Efendi’nin (ö. 1893):

Teşne lebler o gece kan ile galtân oldu,
O gece arsa-geh-i Kerb ü belâ kan oldu,
O gece ruh-ı Nebi hâzin ü giryân oldu,
Ki Hüseyn İbn-i Ali o gece kurban oldu.

Dörtlüğüyle başlayan Hz. Hüseyin Mersiyesi'nde Yezid ve hempalarına hitaben söylediği şu dizeleri hatırlatmak isterim:

Yüz tutup leşker-i â'daya o şâh-ı mazlûm,
Dedi ey dinini dünyaya veren kavm-i zalûm,

Osman Şems Efendi bu beyitte Hz. Hüseyin’i şehit edenleri tarif ederken onların dinini dünyaya verdiğini, yani kıldığı namazı, tuttuğu orucu dünya menfaati ile değiştirdiğini söyler. Yani namaz kıldıkları halde ikbal ve istikbal düşüncesiyle yöneticilerin gözüne girmek için zâlimlerle birlikte olmuşlar, zâlim güç sahiplerini ve sultanları desteklemişlerdir. Bunlar sadece namazlarını değil dinlerini de satmışlardır.

Osman Şems Efendi, namaz kılan birinin, bir zâlimi desteklemesini kabul etmez ve namaz kılan birine zâlim yöneticilerin yanında durmayı yakıştıramaz. Bunlar da üçüncü grup bey’-i namazdır. Zâlim kimse, sultan olabileceği gibi patron veya müdür de olabilir. Namaz kılanlar, haksızlık yapanların yanında durmaz.

Bey’-i namazların kıldığı namazı kime kaç paraya ve nasıl sattığını ifade edebildiysem ne mutlu bana. Allah, bizi bey-i namazdan muhafaza buyursun.




Bu yazıyı, Facebook'ta paylaşayım...

Bu yazıyı, Twitter'da paylaşayım...

Bu yazıyı, LinkedIn'de paylaşayım...

Bölümler

Yazılarım

Yazılarımı okuyabileceğiniz sayfadır.

Kitaplarım

Kitaplarımı görebileceğiniz sayfadır.

Basında

Basındaki haberleri görebileceğiniz sayfadır...

Etkinlikler/Takvim

Tüm etkinlik, toplantı ve konuşmalarımın haberini takip edebileceğiniz sayfadır.

Videolar

Ezelden Ebede Kudüs: Hz. Peygamber'in Mirac ettiği Kudüs

Kudüs'ün İslam'daki yeri
15:29 Hz. Peygamberimiz (sav) Miraç Gecesi neler yaşadı?
22:10 Kudüs ve Mescid-i Aksa'nın önemi
33:08 Dinler tarihi açısından Kudüs
46:03 Mehmet Akif İnan - Mescid-i Aksa
48:28 Ezelden ebede kutsal şehir: Kudüs
54:15 Hz. Peygamberimizin (sav) Taif duası
1:10:19 Bakara Suresi son iki ayet - İsmail Coşar
1:17:23 Hz. Ömer zamanında Müslümanların Kudüs'ü fethi
1:25:24 Hz. Ömer'in Emannamesi
1:27:48 Osmanlı döneminde Kudüs'te neler yaşandı?

Kısa Kıbrıs Tarihi ve Rehberi

Kıbrıs, Türkiye’ye sadece yetmiş km uzaklıkta, Kuzey sahillerinden Toros dağlarının rahatlıkla görülebileceği kadar Anadolu yarımadasına yakın bir ada. Anadolu’dan kopan bir kara parçası olan Kıbrıs, adeta şehadet parmağıyla İskenderun körfezini işaret ederek “ben buranın bir parçasıyım” demekte.

Türkiye’nin güneyinde, Suriye ve Lübnan’ın batısında, İsrail ve Filistin’in kuzeybatısında, Mısır’ın güneyinde yer alan ve Sicilya ve Sardunya’dan sonra Akdeniz’in en büyük üçüncü adasına, bir zamanlar çok zengin bakır madenleri olduğu için bakırlık anlamında Kıbrıs denilmiş.

Kıbrıs’ta eskiden yalnız dağlar değil ovalar da sık ormanlarla kaplı imiş. Fakat bu ormanlar bir yandan bakır ve gümüş madenlerinin işletilmesi, bir yandan gemi yapımı ve Mısır gibi ağaçsız ülkelere kereste ihracatı yüzünden tahrip olmuş. Üstüne bir de yangınlar ve keçiler gelince ortada orman namına pek bir şey kalmamış.

ismailgulec.net